Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Alak Sûresi, 17. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Alak Sûresi, 17. Ayet

    فَلْيَدْعُ نَادِيَهُۙ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Felyed’u nâdiyeh(u)

    Yorum

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      17. "O hemen taraftarlarını toplantı yerine çağırsın."

      18. "Biz de zebanileri çağıracağız!"


      O hemen taraftarlarını toplantı yerine çağırsın. Yani Hz. Peygambere (a.s.) yapmayı tasarladığı suikast girişiminde kendisine yardımda bulunmak için meclisini toplasın, avanelerini yardıma çağırsın. Biz de onu defetmek için zebânileri çağıracağız. Baksın bakalım tasarladığı suikastı yapmaya güç yetirebilecek mi?!

      Bunun dünyada olması muhtemeldir. Belirtildiği gibi o Bedirde gebertilmişti. Zebânilerle bu engelleyiciyi savma işinin âhirette gerçekleşmesi de mümkündür. Onlara zebâni denilmesi cehennemlikleri cehenneme itmelerinden ötürüdür. Denildi ki: “Zebâniye” cehennem görevlileri demektir. Tekili “zibniye” gelir. “en-Nâdî” meclis demektir, ancak maksat orada olanlardır.​

      Yorum

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Yed'u (يَدْعُ)

        İbn Fâris, d-a-v kökünün temel anlamının "seslenmek, birini bir şeyi yapmaya veya bir yere gelmeye çağırmak" olduğunu belirtir. Bu kökün temelinde bir ses ve yönelme olduğunu ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, bu fiilin yüksek sesle nida etmeyi ve yardım talep etmeyi karşıladığını; ayetteki bağlamda ise inkarcının kendi güvendiği çevresini ve yardımcılarını yardıma çağırmasına yönelik bir meydan okuma (tahaddi) içerdiğini vurgular. Arthur Jeffery, kelimenin kökeninin Sami dillerindeki ortak d-v-a yapısına dayandığını, özellikle ilahi veya beşeri bir otoriteye yakarma ve yardım isteme anlamıyla yerleşik olduğunu belirtir. Toshihiko Izutsu, "dua" kökenli bu fiilin Kur'an'ın semantik dünyasında dikey bir iletişim (insan-Tanrı) veya yatay bir güç arayışı (insan-kabile) olarak kurgulandığını; burada ise insanın sahte bir güç odağına yönelik beyhude çağrısını simgelediğini analiz eder. Gabriel Said Reynolds, bu çağrının (invocatio) antik Arap toplumundaki kabile yardımlaşma geleneğiyle (nasr) doğrudan ilişkili olduğunu ve ayette bu toplumsal gücün ilahi kudret karşısındaki etkisizliğinin vurgulandığını ifade eder.

        Nadiyehu (نَادِيَهُ)

        İbn Fâris, n-d-v kökünün temel anlamının "toplanmak, bir araya gelmek" olduğunu; insanların görüşmek, konuşmak ve yardımlaşmak için toplandıkları yere de "nâdi" dendiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu kelimenin özellikle ortak kararlar almak için bir araya gelinen meclisleri ifade ettiğini, ayetteki nitelemenin ise "o meclisteki insanları" (meclis ehlini) kapsayan bir mecaz-ı mürsel olduğunu vurgular. Arthur Jeffery, "nâdi" teriminin Meccan toplumundaki sosyal ve siyasi organizasyonun kalbi olan "Darü'n-Nedve" (toplanma evi) kavramıyla olan semantik bağına dikkat çeker. Angelika Neuwirth, kelimenin Câhiliye dönemi Mekke aristokrasisinin kabilevi meclis yapısını (Mela') yansıttığını; ayetteki ifadenin o günkü kurulu siyasi ve askeri güç odağına yönelik sert bir ironi taşıdığını analiz eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin burada inkarcı liderlerin arkasındaki kabile desteğini, nüfuzlu meclislerini ve dayanışma ağlarını temsil ettiğini, ancak bu beşeri organizasyonun ilahi azap karşısında hiçbir koruyuculuğunun olmadığını belirtir. Gabriel Said Reynolds, "nâdi" kavramının geç antik çağdaki şehir konseyleri veya kabile kurullarıyla (senato benzeri yapılar) paralel bir işlev gördüğünü ve ayetteki bu kullanımın sosyal statüye duyulan aşırı güveni (istiğna) eleştirdiğini ifade eder. Prof. Dr. Hidayet Aydar, kelimenin kökündeki "neda" (ses/seslenme) anlamıyla bağlantılı olarak, buranın seslerin yükseldiği ve kararların yankılandığı bir istişare merkezi olduğunu, ancak bu seslerin ilahi hüküm karşısında kısılacağına işaret edildiğini analiz eder.

        Yorum

        İşleniyor...
        X