Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Alak Sûresi, 16. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Alak Sûresi, 16. Ayet

    نَاصِيَةٍ كَاذِبَةٍ خَاطِئَةٍۚ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Nâsiyetin kâżibetin ḣâti-e(tin)

    Yorum

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      15. "Hayır, hayır! Eğer vazgeçmezse mutlaka onu perçeminden yakalayıp sürükleriz!"

      16. "O yalancı, günahkâr perçeminden!"


      Gerçekten o Hz. Peygambere (a.s.) yaptıklarından vazgeçmezse biz onun elbette perçeminden yakalarız. Bu ifade sanki şiddetli yakalayış ve şiddetli sürükleyiş yerinde kullanılan bir tabirdir. Diğer yandan ona yönelik bu vaîdin, sözü edilen davranışlarını terk etmemesi halinde dünyada iken vuku bulması da muhtemeldir. Eğer bu dünyada iken vuku bulursa o takdirde âyette geçen “sefe’a” (سفعا) fiili azap anlamında olur. Denildi ki: O Bedir gününde perçeminden yakalanmış ve Hz. Peygamber’in (a.s.) önüne öldürülmüş olarak atılmıştır. Eğer âhiret âleminde vuku bulacak ise o takdirde perçemden yakalanma hakikat anlamında olacaktır. Tıpkı şu ilâhî beyanlarda olduğu gibi: “Kıyamet gününde onları kör, dilsiz ve sağır bir halde yüzükoyun süründürerek toplarız”¹⁶, “O gün yüzüstü ateşe sürüklenirler: ‘Tadın bakalım cehennemin dokunuşunu!’” Arap dilcileri şöyle dediler: Perçeminden yakalarız sözü kabzederiz, yakalarız demektir. “Sefa’tü nâsiyetehû” (سَفَعْتُ نَاصِيَتَهُ), onu yakaladım demektir. “Sefe’ahü bi’l-asâ” (سَفَعَهُ بِالعَصَا) ise ona değnekle vurdu, demektir. “İsfa’ biyedihî” (اسفع بيده) ise “Elini tut!” anlamındadır.

      Yalancı, günahkâr perçeminden. Yalancı günahkâr sözü nefisten kinaye olabileceği gibi bahsi geçen “nâsiye” (نَاصِيَة), yani perçemden kinâye olması da mümkündür.​

      Yorum

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Nâsiye (نَاصِيَةٍ)

        İbn Fâris, n-s-y kökünün temel anlamının "saçın ön kısmı ve başın en ileri bölgesi" olduğunu belirtir; bu bölgenin bir varlığın öncüsü ve görünen yüzü olması nedeniyle bu ismi aldığını ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin alnın üzerindeki saçı nitelediğini ve bu ayette "yalancı ve hatalı" vasıflarıyla nitelenerek, insanın tüm iradi merkezinin ve kişiliğinin bu bölge üzerinden sembolize edildiğini açıklar. Angelika Neuwirth, nâsiyenin bu ayetteki nitelemelerle birlikte, sadece bir organı değil, o organın temsil ettiği "kibirli benliği" ve "reddediş merkezini" ifade eden semantik bir derinlik kazandığını belirtir. Toshihiko Izutsu, nâsiyeyi insanın sahte bir otonomi iddiasıyla dik tuttuğu başının temsilcisi olarak görür; bu ayetteki sıfatlarla nâsiye, ilahi otoriteyi inkar eden zihniyetin fiziksel ve ahlaki merkezi olarak tanımlanır.

        Kâzibe (كَاذِبَةٍ)

        İbn Fâris, k-z-b kökünün "doğruluğun (sıdk) zıddı" olduğunu ve gerçeğe aykırı bir iddiada bulunmayı ifade ettiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, nâsiyenin "yalancı" (kâzibe) olarak nitelenmesini, o nâsiyenin sahibinin hakikati inkar etmesi ve yalanı bir yaşam biçimi haline getirmesiyle ilişkilendirir; bunun bir mecâz-ı mürsel olduğunu ifade eder. Toshihiko Izutsu, "kizb" (yalan) kavramının Kur'an'da sadece sözlü bir hilaf-ı hakikat değil, Tanrı'nın ayetlerini bilinçli bir şekilde reddetmek ve sahte bir gerçeklik kurgulamak anlamında ontolojik bir sahtekarlık olduğunu analiz eder. Aisha Abdurrahman (Bintü’ş-Şâtı), kelimenin nâsiye ile birlikte kullanılmasının, insanın düşünce ve karar merkezinin bizzat yalanla şekillendiğini ve hakikati örtbas etme iradesini temsil ettiğini belirtir. Arthur Jeffery, kelimenin Sami dillerindeki ortak köklerine değinerek, özellikle ilahi mesajı yalanlama bağlamında kazandığı teknik anlamı vurgular.

        Hâtie (خَاطِئَةٍ)

        İbn Fâris, h-t-e kökünün "yoldan sapmak, hedefi ıskalamak ve kasten yanlışa yönelmek" anlamına geldiğini belirtir. "Hata"nın istemeden yapılan yanlışı, "hati'"nin ise bilerek ve isteyerek işlenen suçu ifade ettiğine dikkat çeker; ayetteki "hâtie" formunun bu kasti suçluluğu nitelediğini açıklar. Râgıb el-İsfahânî, "hâtie" kelimesinin, doğru olanı bilmesine rağmen ondan sapan ve batılı tercih eden nefsi veya iradeyi nitelediğini ifade eder. Arthur Jeffery, kelimenin dini bir terim olarak "günah ve suç" anlamında Süryanice "htita" ve Habeşçe "hati'at" kelimeleriyle etimolojik ve anlamsal bir paralellik içinde olduğunu detaylandırır. Gabriel Said Reynolds, "hâtie" vasfının, Geç Antik Çağ'ın dini terminolojisindeki "Tanrı'nın yasasını bilinçli olarak çiğneme" ve "yoldan sapma" kavramlarıyla tam bir uyum içinde olduğunu, nâsiyenin bu sıfatla bir "günah merkezi" olarak damgalandığını belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin insanın ahlaki yozlaşmasını ve doğru istikameti kaybetmesini nitelediğini, bu "hatalı" nitelemeyle nâsiyenin (akıl ve irade merkezinin) fonksiyonel olarak bozulduğunun ifade edildiğini analiz eder.

        Yorum

        İşleniyor...
        X