Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Alak Sûresi, 13. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Alak Sûresi, 13. Ayet

    اَرَاَيْتَ اِنْ كَذَّبَ وَتَوَلّٰىۜ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Era-eyte in keżżebe ve tevellâ

    Yorum

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      9-10. "Gördün mü, bir kulu namaz kılarken engelleyen o adamı?"

      11. "Peki, düşündün mü (ey inkarcı!), ya o kul doğru yolda ise?"

      12. "Yahut günahtan sakınmaya çağırıyorsa!"

      13. "Düşündün mü (ey resûlüm!), ya o adam hakkı inkâr ediyor, sırt çeviriyorsa!"

      14. "Allah'ın her şeyi gördüğünü bilmiyor mu o?"


      Gördün mü, bir kulu namaz kılarken engelleyen o adamı? Müfessirler namaz kılanı engelleyenin Ebû Cehil melunu olduğunu söylemişlerdir. Bir kulu namaz kılarken. Namaz kılan Hz. Peygamberdir. Şöyle ki: Hz. Peygamber (a.s.) Hicr’de namaz kılardı, Ebû Cehil ise onu engellerdi. Bunun üzerine şu mealdeki âyetler indi: Gördün mü bir kulu namaz kılarken engelleyen o adamı? Peki düşündün mü (ey inkarcı!) ya o kul doğru yolda ise? Yahut günahtan sakınmaya çağırıyorsa? Düşündün mü ey resulüm! ya o adam hakkı inkâr ediyor, sırt çeviriyorsa Allah’ın her şeyi bildiğini bilmiyor mu? Bunların hepsinin, ardından gelen Allah’ın her şeyi gördüğünü bilmiyor mu? tehdidi içinde toplanması da mümkündür. Sanki şöyle buyurmuş gibidir: Gördün mü, bir kulu namaz kılarken engelleyen o adamı? Gördün mü, hidâyet üzere olanı ya da takvâ ile emredeni engelleyen o adamı? Ki o Allah’ın resulü (a.s.) olmaktadır. O kâfir, her namaz kılışında onu engelliyordu. Onu hidâyet üzere olmaktan ve takvâ ile emretmekten alıkoyuyordu. Gördün mü, Allah’ın Resûl’ünü (a.s.) inkâr eden ve ona itaatten yüz çeviren o adam, Allah’ın kendisini gördüğünü bilmez mi?! Bunların hepsinin bu vaîd içerisine girmesi ve devamı ile birlikte önce geçen ‘gördün mü bir kulu namaz kılarken engelleyen o adamı” (أَرَأَيْتَ الَّذِي يَنْهَىٰ عَبْدًا إِذَا صَلَّىٰ) meâlindeki hitabın cevabı olması mümkündür. Anlaşıldığı için bu hitaba ait cevabın belirtilmemiş olması da mümkündür.

      Bilmez mi ki Allah görür. Bilmez mi ki Allah görür ve Hz. Peygamber’in (a.s.) öcünü o engelleyiciden alır. Yahut bilmez mi ki Allah görür ve Hz. Peygambere (a.s.) yapmaya yeltendiği şeyi ondan savar. Bu bir vaîddir. Bilmez mi ki Allah görür iki şekilde yorumlanabilir: Birincisi: Elbette engelleyici bildi ki söylediği, yaptığı ve aklından geçirdiği her şeyi şüphesiz Allah Teâlâ kesinlikle bilir. Fakat o, buna rağmen yaptıklarını tavır alma ve inat yüzünden yapar. İkincisi: Gerçekten Allah’ın bunları bilmediği düşüncesiyle Cenâb-ı Hakk’ın kendisini gördüğünü bilmez. Zira eğer Resûlullah’ın namazını engelleme, ona tuzak kurma gibi eylemlerini Allah’ın gördüğünü ve bildiğini bilseydi o takdirde bunları yapmazdı.​

      Yorum

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Eraeyte (أرأيت)

        İbn Fâris, r-e-y kökünün temel manasının bir şeyi gözle müşahede etmek veya zihin yoluyla kavramak olduğunu belirtir. Ayetteki "eraeyte" kalıbının, muhataba hitap eden bir hayret ve sorgulama ifadesi olarak, inkarcının sergilediği yalanlama eyleminin vahametini vurguladığını ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, bu fiilin sadece fiziksel bir görmeyi değil, bir durumun iç yüzünü fark etmeyi (basiret) hedeflediğini ve inkarcının tutarsızlığını deşifre eden retorik bir soru olduğunu belirtir. Toshihiko Izutsu, bu kalıbın Kur'an'ın polemik dilinde merkezi bir yer tuttuğunu, muhatabın zihnine bir ihtimali bir kama gibi sapladığını ve onu mantıksal bir yüzleşmeye zorladığını analiz eder. Angelika Neuwirth, erken dönem vahiylerde bu kalıbın, dinleyici kitlesini ahlaki ve ontolojik bir yargıda bulunmaya teşvik eden edebi bir uyarı formu olduğunu ifade eder. Gabriel Said Reynolds, "eraeyte"nin bu bağlamda karşı tarafın inadını kırmaya yönelik sitemkar bir hitap olduğunu ve kutsal metin geleneğinde gerçeği görmezden gelenlere karşı kullanılan tipik bir ihtar üslubu olduğunu belirtir.

        Kezzebe (كَذَّبَ)

        İbn Fâris, k-z-b kökünün temel anlamının "doğru ve gerçek olanın zıddı" olduğunu belirtir. "Kezzebe" formunun (tef'il babı), bir şeyi sadece yalan saymak değil, o şeye "yalandır" diyerek sistemli bir reddediş ve inkar tavrı sergilemek olduğunu ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, bu fiilin kalben bir gerçeği kabul etmemek ve onu dille yalanlamak anlamına geldiğini, ayette ise vahyedilen hakikate karşı geliştirilen aktif bir direnci temsil ettiğini vurgular. Arthur Jeffery, kelimenin Sami dilleri ailesinde (Aramice, İbranice, Süryanice) ortak bir kök olduğunu, "kezeba" formunun genel olarak aldatma ve yalan söyleme anlamıyla yerleşik olduğunu belirtir. Toshihiko Izutsu, "tekzib" kavramını iman kavramının zıt kutbu olarak analiz eder; ona göre bu, sadece entelektüel bir reddediş değil, Tanrı'nın ayetlerine karşı sergilenen ahlaki bir kibir ve nankörlük eylemidir. Aisha Abdurrahman (Bintü’ş-Şâtı), kelimenin bu ayetteki kullanımının, insanın hidayete karşı gösterdiği en keskin direnç noktası olduğunu ve gerçeğin üzerini kasten örtme çabasını simgelediğini ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin buradaki bağlamının, mesajın içeriğini araştırmadan, peşin hükümle ve inatla devre dışı bırakma eylemi olduğunu analiz eder.

        Tevellâ (تَوَلَّىٰ)

        İbn Fâris, v-l-y kökünün temel anlamının "yakınlık, bitişiklik ve dostluk" olduğunu, ancak "tevelli" formunun bu yakınlıktan "yüz çevirmek ve arkasını dönüp gitmek" anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu kelimenin bir şeyi arkaya atmak, onu önemsememek ve ilgiyi kesmek manasını taşıdığını; ayette ise yalanlamanın (tekzib) ardından gelen fiziksel ve kalbi bir kaçış ve umursamazlık halini nitelediğini ifade eder. Arthur Jeffery, v-l-y kökünün Sami dillerinde çok geniş bir kullanım alanı olduğunu, ancak bu kalıbın Arapçada "yüz çevirme" anlamında özelleştiğini, Süryanicedeki bazı kullanım formlarıyla anlamsal paralellik arz ettiğini belirtir. Toshihiko Izutsu, "tevelli" eyleminin, "tekzib" (içsel inkar) sürecinin bir sonucu olarak ortaya çıkan "dışsal ve pratik kopuş" olduğunu analiz eder. Ona göre bu, mesajı dinlemeye bile tahammül edemeyen bir kibrin fiziksel dışavurumudur. Gabriel Said Reynolds, "yüz çevirme" (tevellâ) motifinin peygamberlik anlatılarında helak edilen kavimlerin ve inkarcı liderlerin en belirgin davranışı olarak sunulduğunu, ilahi davete karşı takınılan en kaba ve radikal tutumu temsil ettiğini vurgular. Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu kelimenin insanın hakikate olan ontolojik ihtiyacını hiçe sayarak kendi bencilliğine (nefsine) dönmesini ve asli istikametini terk etmesini ifade ettiğini analiz eder.

        Yorum

        İşleniyor...
        X