Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Alak Sûresi, 9. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Alak Sûresi, 9. Ayet

    اَرَاَيْتَ الَّذ۪ي يَنْهٰىۙ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Era-eyte-lleżî yenhâ

    Yorum

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      9-10. "Gördün mü, bir kulu namaz kılarken engelleyen o adamı?"

      11. "Peki, düşündün mü (ey inkarcı!), ya o kul doğru yolda ise?"

      12. "Yahut günahtan sakınmaya çağırıyorsa!"

      13. "Düşündün mü (ey resûlüm!), ya o adam hakkı inkâr ediyor, sırt çeviriyorsa!"

      14. "Allah'ın her şeyi gördüğünü bilmiyor mu o?"


      Gördün mü, bir kulu namaz kılarken engelleyen o adamı? Müfessirler namaz kılanı engelleyenin Ebû Cehil melunu olduğunu söylemişlerdir. Bir kulu namaz kılarken. Namaz kılan Hz. Peygamberdir. Şöyle ki: Hz. Peygamber (a.s.) Hicr’de namaz kılardı, Ebû Cehil ise onu engellerdi. Bunun üzerine şu mealdeki âyetler indi: Gördün mü bir kulu namaz kılarken engelleyen o adamı? Peki düşündün mü (ey inkarcı!) ya o kul doğru yolda ise? Yahut günahtan sakınmaya çağırıyorsa? Düşündün mü ey resulüm! ya o adam hakkı inkâr ediyor, sırt çeviriyorsa Allah’ın her şeyi bildiğini bilmiyor mu? Bunların hepsinin, ardından gelen Allah’ın her şeyi gördüğünü bilmiyor mu? tehdidi içinde toplanması da mümkündür. Sanki şöyle buyurmuş gibidir: Gördün mü, bir kulu namaz kılarken engelleyen o adamı? Gördün mü, hidâyet üzere olanı ya da takvâ ile emredeni engelleyen o adamı? Ki o Allah’ın resulü (a.s.) olmaktadır. O kâfir, her namaz kılışında onu engelliyordu. Onu hidâyet üzere olmaktan ve takvâ ile emretmekten alıkoyuyordu. Gördün mü, Allah’ın Resûl’ünü (a.s.) inkâr eden ve ona itaatten yüz çeviren o adam, Allah’ın kendisini gördüğünü bilmez mi?! Bunların hepsinin bu vaîd içerisine girmesi ve devamı ile birlikte önce geçen ‘gördün mü bir kulu namaz kılarken engelleyen o adamı” (أَرَأَيْتَ الَّذِي يَنْهَىٰ عَبْدًا إِذَا صَلَّىٰ) meâlindeki hitabın cevabı olması mümkündür. Anlaşıldığı için bu hitaba ait cevabın belirtilmemiş olması da mümkündür.

      Bilmez mi ki Allah görür. Bilmez mi ki Allah görür ve Hz. Peygamber’in (a.s.) öcünü o engelleyiciden alır. Yahut bilmez mi ki Allah görür ve Hz. Peygambere (a.s.) yapmaya yeltendiği şeyi ondan savar. Bu bir vaîddir. Bilmez mi ki Allah görür iki şekilde yorumlanabilir: Birincisi: Elbette engelleyici bildi ki söylediği, yaptığı ve aklından geçirdiği her şeyi şüphesiz Allah Teâlâ kesinlikle bilir. Fakat o, buna rağmen yaptıklarını tavır alma ve inat yüzünden yapar. İkincisi: Gerçekten Allah’ın bunları bilmediği düşüncesiyle Cenâb-ı Hakk’ın kendisini gördüğünü bilmez. Zira eğer Resûlullah’ın namazını engelleme, ona tuzak kurma gibi eylemlerini Allah’ın gördüğünü ve bildiğini bilseydi o takdirde bunları yapmazdı.​

      Yorum

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Eraeyte (أرأيت)

        İbn Fâris, r-e-y kökünün temel manasının "gözle görmek ve müşahede etmek" olduğunu, ancak buradaki soru kalıbıyla (hemze-i istifham ile birleşerek) "haber ver, bir bak, söyle bana" şeklinde bir zihni yönlendirme ve hayret bildirdiğini ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, bu fiilin kalp gözüyle görmek veya bir durumu derinlemesine kavramak anlamında kullanıldığını, muhatabın dikkatini somut ve şaşırtıcı bir adaletsizliğe çekmek için retorik bir araç işlevi gördüğünü belirtir. Toshihiko Izutsu, bu ifadeyi Kur'an'ın "polemik üslubu" içinde değerlendirir; ona göre bu, bir olayı sadece görmeyi değil, o olayın mantıksızlığını ve vahametini muhataba sorgulatmayı amaçlayan semantik bir kalıptır. Angelika Neuwirth, erken Mekke dönemi surelerinde bu retorik sorunun, dinleyiciyi ahlaki bir yargıda bulunmaya zorlayan edebi bir teknik olduğunu ve gerçek bir görmeden ziyade "şu durumu bir düşünsene" mesajı verdiğini analiz eder. Gabriel Said Reynolds, bu kalıbın peygamberin karşısındaki muhalefeti nitelemek için kullanılan klasik bir giriş formu olduğunu ve önceki peygamberlik literatüründeki "bak ve gör" şeklindeki ihtar kalıplarıyla yapısal bir benzerlik taşıyarak sitem dolu bir hayreti yansıttığını ifade eder.

        Yenhâ (ينهى)

        İbn Fâris, n-h-y kökünün temel anlamının "bir şeyin sonuna ulaşmak, sınır çekmek ve engellemek" olduğunu belirtir. "Nehy" eyleminin, bir işin yapılmasının önüne set çekmek ve o işi nihayete erdirmemek olduğunu, akla da insanı kötülükten alıkoyduğu için "nühye" dendiğini açıklar. Râgıb el-İsfahânî, bu fiilin birini bir işten vazgeçirmek ve ona engel olmak manasına geldiğini, ayetteki bağlamda ise bu engellemenin hem sözlü bir yasaklama hem de fiili bir müdahale içerdiğini ifade eder. Toshihiko Izutsu, "nehy" kavramını bu ayette bir otorite çatışması üzerinden analiz eder; ona göre bu, Mekke aristokrasisinin ilahi iradeye karşı beşeri bir irade dayatma çabası ve tevhidi harekete karşı uyguladığı baskının dilsel ifadesidir. Angelika Neuwirth, ayetteki bu fiilin inananlar ve inanmayanlar arasındaki toplumsal ayrışmanın ilk işaretlerinden biri olduğunu ve dini pratiğin (namazın) kamusal alanda engellenmesini ifade ettiğini belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin burada sosyal ve siyasi bir güç kullanımıyla birleştiğini, müstekbir bir tavrın inanan bir ferdin en temel hakkına müdahalesini yansıttığını analiz eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu eylemin insanın fıtratındaki kulluk eğilimini dış dünyada engelleme girişimi olduğunu ve bunun yaratılış gayesine aykırı bir "haddi aşma" türü olduğunu ifade eder.

        Yorum

        İşleniyor...
        X