Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Alak Sûresi, 5. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Alak Sûresi, 5. Ayet

    عَلَّمَ الْاِنْسَانَ مَا لَمْ يَعْلَمْۜ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    ‘Alleme-l-insâne mâ lem ya’lem

    Yorum

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      3-5. "Oku! Kalemle (yazmayı) öğreten, (böylece) insana bilmediğini bildiren Rabb’in en büyük kerem sahibidir."

      Burada “el-ekram” (الأكرم) dedi, bununla Hz. Peygamber’i risâlet ve nübüvvet için seçmesinin, ona Kur’ân’ı öğretmesinin tamamen Allah’ın bir lütfu ve ihsanı olduğunu, kendisinin bunu hak etmesinden ötürü Peygamber olarak seçilmediğini bildirmek istedi. Çünkü Allah bunu minnet, lütuf ve ihsan bağlamında belirtti. Zira “ekrem” lütufta bulunma niteliğinin zirve noktasını ifade eder. Aynen “a’lem” (الأعلم) niteliğinin, ilimde zirve ve kemali ifade eden bir niteleme olması gibi.

      Kalemle öğreten, insana bilmediğini bildiren. Allah Teâlâ kalemi, sayesinde ilmin korunduğu ve tespit edildiği bir vasıta yaptı. Din ve dünya işlerine dair kaybolmasından ve unutulmasından korkulan bilgilerin muhafazası kalem vasıtasıyla olmaktadır. Öyle ki eğer kalem olmasaydı insanların din ve dünya işleri düzene girmezdi. Sonra kalemle öğretti demek yazı yazmayı ve şekil çizmeyi kalemle öğretti demektir. İbn Mesûd, Übey ve Hafsa (r.anhüm) mushaflarında kalemle yazı yazmayı öğretti anlamına gelen “alleme’l-hatta bi’l-kalem” (علم الخط بالقلم) şeklindedir. Sonra kalemle öğretmeyi bizzat kendisine nispet etmiştir. İnsana bilmediğini bildirdi cümlesinde de aynı şekilde bildirme işini kendine nispet etti. Bu durum iki şekilde yorumlanabilir: Birincisi bildirmeyi kendisine izafe etmesi onların öğrenme fiillerinin yaratıcısı olması sebebiyledir. Ya da onlar için öğrenmenin sebeplerini hazırlamış olmasından dolayıdır. En doğrusunu Allah bilir. Diğer taraftan burada söz edilen kalemle öğretme işi Hz. Peygamber’in (a.s.) kendisine yönelik değil, ümmetine yönelik olmaktadır. [§]Çünkü Allah, peygamberini yazı ve hat olmaksızın öğretmiştir. Nitekim şöyle buyurmuştur: “Sen bundan önce ne bir kitap okuyabiliyor ne de onu kendi elinle yazabiliyordun; öyle olsaydı gerçeği geçersiz kılmaya çalışanlar kuşkuya düşerlerdi”¹⁰. Kalem ve yazı olmadan peygamberini öğretmesi, onun risâletine dair büyük bir mûcizedir. Zira ona öyle bir özellik vermiştir ki o kalbiyle ne ispat ne yazı ne de bir hat olmaksızın onu ezberlemektedir. İnsana bilmediğini bildirdi sözüyle kastedilen insanın Hz. Peygamber (a.s.) olması muhtemeldir. Bunun delili şu ilâhî beyanlardır: “Allah sana bilmediğini öğretmiştir. Sana Allah’ın lütfu gerçekten büyük olmuştur”; “(Ey peygamber!) İşte bu anlatılanlar sana vahyettiğimiz gayp haberlerindendir. Bundan önce onları ne sen biliyordun ne de kavmin!”; “Sen kitap nedir, iman nedir bilmiyordun”.

      “Alleme’l-insâne mâ lem ya‘lem” (عَلَّمَ الْإِنْسَانَ مَا لَمْ يَعْلَمْ) âyetinde geçen “el-insân”dan maksadın her bir insan olması da mümkündür: Tıpkı şu İlâhî beyanda olduğu gibi: “Sizler hiçbir şey bilmez bir durumdayken Allah sizi analarınızın karnından dışarı çıkardı; şükredesiniz diye size kulaklar, gözler, kalpler verdi”.​​

      Yorum

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Alleme (عَلَّمَ)

        İbn Fâris, a-l-m kökünün temel anlamının "bir şeyi diğerinden ayıran iz, alamet ve işaret" olduğunu belirtir. Ayetteki bağlamda bu fiil, Allah'ın insana varlığın ve eşyanın hakikatini ayırıcı işaretlerle, yani bilgiyle tanıtmasını ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, bu fiilin sadece bir bilgi aktarımı değil, insanın fıtratındaki öğrenme yeteneğini fiiliyata dökme ve eşyanın gerçekliğini nefse nakşetme süreci olduğunu vurgular. Arthur Jeffery, kelimenin kökenindeki "ta'lim" (öğretme) eyleminin teknik anlamda Süryanicedeki "allēm" fiiliyle paralel olduğunu ve özellikle dini/ilahi bir kaynaktan gelen bilginin aktarılmasını tanımladığını belirtir. Toshihiko Izutsu, bu ayeti Kur'an'ın bilgi teorisinin merkezine yerleştirir. Ona göre "alleme" eylemi, mutlak bilgi sahibi olan Allah ile hiçbir şey bilmeyen (cahil) insan arasındaki ontolojik bir lütuf ilişkisidir; burada öğretme eylemi insanın varoluşsal seviyesini yükselten bir müdahaledir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, buradaki öğretme eyleminin insanın medeniyet kurma ve düşünme kapasitesinin temeli olduğunu, Allah'ın bu eylemiyle insanı diğer mahlukattan ayırarak onu "bilen bir özne" haline getirdiğini analiz eder.

        İnsan (الْإِنسَانَ)

        İbn Fâris, kelimenin iki temel kök ihtimali üzerinde durur: "Alışmak, yakınlık kurmak" anlamındaki e-n-s ve "unutmak" anlamındaki n-s-y kökü. Ayetteki "bilmediği şeylerin öğretilmesi" bağlamında, insanın başlangıçtaki bilgisizliğine (nisyan/unutkanlık/gaflet hali) ve Allah'ın öğretmesiyle bu halden çıkışına dikkat çeker. Râgıb el-İsfahânî, insanın "ünsiyet" (başkalarıyla ve Rabbiyle bağ kurabilme) yeteneği sayesinde ilahi bilgiyi alabilecek bir kabiliyete sahip olduğunu ifade eder. Aisha Abdurrahman (Bintü’ş-Şâtı), kelimenin Kur'an'daki semantik kullanımını analiz ederek, insanın sadece biyolojik bir canlı (beşer) değil, ilahi hitaba ve öğretiye muhatap olan, akli ve ahlaki sorumluluk taşıyan yönünü bu ayetin özellikle vurguladığını belirtir. Angelika Neuwirth, kelimenin bu ayetteki konumunu, ilahi pedagojinin bir nesnesi olarak insanın onurlandırılması şeklinde değerlendirir; ona göre insan, Allah'ın bizzat muhatap alıp eğittiği yegane varlık olarak tasvir edilir. Prof. Dr. Sadık Kılıç, insanın "insan" olma sürecinin bu ayetteki "öğretme" eylemiyle tamamlandığını, dolayısıyla kelimenin etimolojik kökenindeki "yakınlık" (üns) manasının burada ilahi bilgiyle kurulan yakınlığı da kapsadığını savunur.

        Ya'lem (يَعْلَمْ)

        İbn Fâris, a-l-m kökünün "bilmek" anlamına gelen tüm türevlerinin, bir şeyi gerçekliğiyle kavramak ve onu diğerlerinden tefrik etmek (ayırmak) manasına geldiğini ifade eder. "Lem ya'lem" (bilmediği) ifadesi, insanın asli durumunun "bilgisizlik" olduğunu, bilginin ise sonradan ilahi bir ihsan olarak ona verildiğini semantik olarak vurgular. Râgıb el-İsfahânî, "ilm" kavramını bir şeyin hakikatini idrak etmek olarak tanımlar ve buradaki fiilin insanın sınırlı duyusal algısının ötesindeki gerçekliklerin Allah tarafından insana açılmasını temsil ettiğini belirtir. Toshihiko Izutsu, bu fiilin ayetteki kullanımının, insanın kendi çabasıyla asla ulaşamayacağı "metafizik ve gaybi bilgiye" bir atıf olduğunu analiz eder. Ona göre bu, insanın epistemolojik sınırlarının ancak ilahi bir lütuf (vahiy/ilham) ile aşılabileceğini gösterir. Gabriel Said Reynolds, "insanın bilmediği şeyler" ifadesinin, geç antik çağın dini literatüründeki "gizli sırların açıklanması" (revelatio) motifiyle dilsel ve kavramsal bir süreklilik arz ettiğini ve Kur'an'ın bu süreci doğrudan Allah'ın iradesine bağladığını belirtir. Prof. Dr. Hidayet Aydar, bu fiilin geniş zamanlı (muzarî) yapısının, Allah'ın insana yönelik öğretme eyleminin ve insanın bilgi edinme sürecinin sürekliliğine işaret ettiğini, bilginin nihai kaynağının Allah olduğunu ifade eder.

        Yorum

        İşleniyor...
        X