خَلَقَ الْاِنْسَانَ مِنْ عَلَقٍۚ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Alak Sûresi, 2. Ayet
Daralt
X
-
"İnsanı ‘alak’tan (asılıp tutunan zigottan) yarattı."
“Alak” pıhtılaşmış kan demektir. Allah insanı “alaka”dan yarattı. Allah Teâlâ bununla her bir insanı kastetmiştir. “Alleme’l-insâne mâ lem ya‘lem” (عَلَّمَ الْإِنْسَانَ مَا لَمْ يَعْلَمْ), yani “insana bilmediğini öğretti” derken de insan her bir insanı öğretti demektir. Müfred, yani tekil bir ismin başına harf-i târif (elif ve lâm) geldiği zaman onunla umum kastedilir. Şu İlâhî beyanda olduğu gibi: “İnsan gerçekten ziyandadır”. Burada, insanın aslı olduğu gerekçesiyle meninin temiz olduğunu kabul edenlerin görüşlerini geçersiz kılan delil vardır. Sonra Allah Teâlâ insanın cansız kandan yaratıldığını haber vermiş ve insanın bundan yaratıldığını beyan etmiştir. Kuşku yoktur ki “alak”, yani cansız kan necistir. Üstelik insanı bu cansız kandan yarattığını haber verdi. Buna göre insanın yaratıldığı nutfenin necis olması mümkündür ve bunun böyle olması da imkânsız değildir.
Sonra insanın yaratılışını kendisinden dönüştüğü hallere nispet etti. Meâlen şöyle buyurdu: “Sizi toprak, sonra “nutfe”, sonra “alaka” aşamalarından geçirerek yaratan O’dur. Sonra O sizi bir bebek olarak hayat alanına çıkarır; ardından güçlü çağınıza ulaşıncaya, sonra da yaşlılar haline gelinceye kadar sizi yaşatır; içinizden bazıları bundan önce vefat eder. Sonuçta belli bir vakte kadar yaşamaktasınız. Umulur ki (bunlar üzerine) akıl yorarsınız”. Burada ise tek bir haldeki nesneye izafe etti, o da kan pıhtısıdır. Gerçekte ise insanı, bahsettiği kan pıhtısı, nutfe ve topraktan yaratmış değildir. Çünkü bu isimler, bu nesnelerin kendilerinde bulunan özellikler dikkate alınarak verilmiş isimlerdir. Bu özellikler, diğer bir merhaleye geçişle birlikte yok olur. İnsan gerçekte sadece “mudğa’dan, yani bir çiğnem et parçasından yaratılmaktadır. Allah insanın yaratılışını ancak buna nispet etmiştir. Bu arada anlık özellikleri dikkate alınarak belirtilen diğer nesnelere de nispet etmiştir. Esasen bunların yaratılmasından maksat, bizzat insanın kendisidir. Burada Allah ulaşılması istenen sonucu zikretti. En doğrusunu Allah bilir.
Yorum
-
Halak (خلق)
İbn Fâris, h-l-k kökünün "ölçmek ve takdir etmek" anlamına geldiğini belirterek, insanın yaratılışının rastgele bir eylem olmadığını, belirli bir ölçü ve oran dahilinde vücuda getirildiğini ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, bu fiilin insanın çamurdan veya ayette belirtildiği üzere "alak" gibi başka bir maddeden inşa edilmesi sürecini tanımladığını vurgular. Toshihiko Izutsu, bu fiilin Kur’an’ın semantik dünyasında Tanrı’nın yaratıcı iradesinin somut bir eylemi olduğunu ve insanın varlık sahasına çıkarılmasındaki temel hareket noktası olduğunu analiz eder. Gabriel Said Reynolds, yaratma eyleminin bu bağlamda insanın ontolojik kökenine bir işaret olduğunu ve önceki dini geleneklerdeki yaratılış anlatılarıyla yapısal bir süreklilik içinde değerlendirilebileceğini belirtir.
İnsan (إنسان)
İbn Fâris, kelimenin kökenine dair iki temel görüş sunar: Birincisi "unutmak" anlamına gelen n-s-y köküdür; insanın doğası gereği unutkan bir varlık olduğuna işaret eder. İkincisi ise "yakınlık ve alışmak" anlamına gelen e-n-s köküdür; insanın sosyal bir varlık olarak başkalarıyla ünsiyet kurmasına vurgu yapar. Râgıb el-İsfahânî, insanın "ünsiyet" (yakınlık) kurabilme yeteneğiyle tanımlandığını ve bu ismin onun toplumsal ve duygusal yapısını yansıttığını ifade eder. Arthur Jeffery, kelimenin Arapçaya özgü bir gelişim göstermekle birlikte, köken olarak Aramice ve Süryanicede "beşer, insan" anlamına gelen "enāşā" sözcüğüyle derin bağları olduğunu ve Sami dilleri ortak kelime hazinesinin bir parçası olduğunu belirtir. Theodor Nöldeke, kelimenin arka planında kolektif bir insanlık kavramının bulunduğunu ve Arapça kullanımın bu kadim Sami köklerinden evrildiğini savunur. Aisha Abdurrahman (Bintü’ş-Şâtı), kelimenin Kur'an'daki kullanımının insanın sorumluluk sahibi ve hitaba muhatap olan yönünü öne çıkardığını, biyolojik yönünü ifade eden "beşer" kelimesinden bu noktada ayrıldığını semantik açıdan analiz eder.
Alak (علق)
İbn Fâris, a-l-k kökünün ana anlamının "bir şeye asılmak, yapışmak ve tutunmak" olduğunu belirtir. Bu bağlamda "alak" kelimesinin, rahme tutunan ve oradan beslenen şeyi ifade ettiğini açıklar. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin "pıhtılaşmış kan" anlamını taşıdığını, insanın yaratılış aşamalarından biri olarak spermden sonraki formu temsil ettiğini ifade eder. Christoph Luxenberg, kelimenin Süryanice "alaq" (pıhtılaşmış kan veya yapışkan madde) sözcüğüyle doğrudan ilişkili olduğunu ve embriyonik bir evreyi tanımladığını ileri sürer. Angelika Neuwirth, bu terimin insanın en ilkel ve mütevazı başlangıcını vurguladığını, ayetteki bağlamın insanın acziyetinden yüksek bir bilinç seviyesine çıkarılışının tezatını sunduğunu analiz eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin biyolojik bir evreyi işaret ettiğini, Kur'an'ın nazil olduğu dönemdeki geleneksel telakkilere uygun bir anlatımla insanın maddi kökeninin basitliğine dikkat çekildiğini belirtir.
Yorum
Yorum