Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Ahzâb Sûresi, 62. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Ahzâb Sûresi, 62. Ayet

    سُنَّةَ اللّٰهِ فِي الَّذ۪ينَ خَلَوْا مِنْ قَبْلُۚ وَلَنْ تَجِدَ لِسُنَّةِ اللّٰهِ تَبْد۪يلاً​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Sunneta(A)llâhi fî-lleżîne ḣalev min kabl(u)(s) velen tecide lisunneti(A)llâhi tebdîlâ(n)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      "Bu, Allah’ın daha önce gelip geçenler hakkında koyduğu kanundur; Allah'ın kanununda asla bir değişme bulamayacaksın."

      Bu, Allah’ın daha önce gelip geçenler hakkında koyduğu kanundur. Bazıları şöyle demiştir: Allah’ın geçmiş ümmetlerdeki kanunu, inkârcıları helâk etmesidir. Allah’ın kanunu sözü şu mânaya da gelebilir: Allah’ın geçmiş ümmetlerde münafıklar hakkındaki kanunu, söz konusu kişiler hakkında bildirmiş olduğu helâk etmektir.

      Mukâtil şöyle demiştir: Daha önce gelip geçenler hakkında. Yani esir edildikleri ve öldürüldükleri zaman Bedir savaşına katılanlar hakkında. En doğrusunu Allah bilir.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Sünnete (سُنَّةَ)

        İbn Fâris: "s-n-n" kökünün temel manasının, suyun düzenli ve sürekli akması, bir yolun sürekli yürünerek belirgin, pürüzsüz ve değişmez bir güzergah (adet/gelenek) haline gelmesi olduğunu belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî: Sünnet kavramının, takip edilen, istikrarlı ve şaşmaz yöntem (tarikat) olduğunu açıklar. "Sünnetullah" tamlamasının, Allah'ın evreni ve toplumları yönetirken belirlediği, asırlar geçse de değişmeyen o mutlak ve ilahi yasalar silsilesini nitelediğini ifade eder.

        Toshihiko Izutsu: "Sünnet" kavramının Kur'an'daki devasa anlamsal (semantik) dönüşümünü tahlil eder. Cahiliye dönemi bedevi kültüründe "sünnet", kabile atalarının koyduğu ve asla dışına çıkılamayan "kutsal atalar geleneği" iken; Kur'an'ın bu kelimeyi alıp, kabilelerin yatay otoritesini yıkarak onu dikey bir boyuta taşıdığını belirtir. Artık tarihe ve topluma yön veren değişmez kuralın bedevi ataların değil, doğrudan doğruya "Allah'ın Sünneti" (Sünnetullah) olduğu ilan edilerek muazzam bir teo-politik devrim yapıldığını inceler.

        Prof. Dr. Mustafa Öztürk: Bu tamlamayı (Sünnetullah) tarihsel determinizm (nedensellik) ve Kur'an'ın toplum sosyolojisi bağlamında değerlendirir. Ayetin, devlete ihanet eden münafıklara uygulanacak şiddetli cezanın (bir önceki ayetteki sürgün ve infazın) peygamberin anlık veya keyfi bir öfkesi olmadığını; aksine bunun, tarih boyunca fesat çıkaran tüm topluluklara uygulanan şaşmaz, rasyonel ve "sosyolojik bir ilahi yasa" (Sünnetullah) olduğunu ilan eden bir meşruiyet zemini olduğunu vurgular.

        Allâhi (اللَّهِ)

        İbn Fâris: "i-l-h" kökünden türediğini ve varlık hiyerarşisinin en üstünde yer alan, her şeyin kendisine muhtaç olduğu ve boyun eğdiği mutlak otorite manasına geldiğini kaydeder.

        Gabriel Said Reynolds: Yasaya (sünnete) meşruiyet veren kaynağın "Allah" ismine izafe edilmesini teolojik bir perspektifle tahlil eder. Geç antik çağda ve erken dönem Arap toplumunda hukukun kaynağının krallar, kabile meclisleri veya kadim gelenekler olduğunu; ancak Kur'an'ın tarihi ve toplumsal cezalandırma yasalarını doğrudan "Allah'a" dayandırarak, bu yasaları tartışılmaz, dünyevi itirazlara kapalı ve mutlak aşkın (transandantal) bir statüye yükselttiğini inceler.

        Fî (فِي)

        İbn Fâris: Bir şeyin içinde olma, zarfiyet, kapsama ve bir durumun içine nüfuz etme manası taşıyan harf-i cer olduğunu belirtir.

        Ellezîne (الَّذِينَ)

        İbn Fâris: Kendisinden sonra gelen eylemle (sıla cümlesiyle) açıklanacak olan geçmiş toplulukları, nesilleri ve failleri niteleyen çoğul ilgi zamiri (ism-i mevsul) olduğunu kaydeder.

        Halev (خَلَوْا)

        İbn Fâris: "h-l-v" kökünün, bir yerin boşalması, ıssızlaşması, terk edilmesi ve bir kimsenin gelip geçmesi, ölüp gitmesi manalarına geldiğini belirtir. Zamanın ve insanların "akıp giderek" yerlerini boş bırakmalarına da (mazi/geçmiş olma durumuna) bu kökten hareketle "halâ" denildiğini aktarır.

        Râgıb el-İsfahânî: Hulüv eyleminin, önceki nesillerin dünyadaki miyadını doldurup, sahnede kendi rollerini (isyanlarını veya itaatlerini) oynadıktan sonra yok olup gitmeleri ve yerlerini yeni nesillere bırakmaları olduğunu açıklar.

        Angelika Neuwirth: Kur'an'ın "geçmiş nesiller" (ellezîne halev) motifini edebi ve eskatolojik bir zeminde tahlil eder. Bu ifadenin, Mekke ve Medine toplumunun hafızasında yer alan "yıkılmış antik şehir kalıntılarına" (Straflegenden/Cezalandırma Efsanelerine) yönelik sarsıcı bir gönderme olduğunu belirtir. Ayetin, isyan edenleri, o ıssızlaşmış ve boşalmış (halâ) medeniyetlerin kaderiyle yüzleştirerek çok güçlü bir tarihsel uyarı (ibret) estetiği kurduğunu derinlemesine yorumlar.

        Min Kablü (مِن قَبْلُ)

        İbn Fâris: "k-b-l" kökünün, bir şeyin yöneldiği taraf, ön yüz, başlangıç ve zaman veya mekan olarak bir şeyin "öncesi, evveli" manasına geldiğini belirtir. Sonranın (ba'd) tam zıddıdır.

        Dücane Cündioğlu: Kur'an felsefesinde "zaman ve tarihsellik" mefhumunu bu kelime (kabl/önce) üzerinden tahlil eder. İnsanın doğası gereği hep "şimdiye" (hâl) takılıp kaldığını, kendi iktidarını veya isyanını sonsuz zannettiğini; ancak Kur'an'ın insan zihnini sürekli olarak "önceye/geçmişe" (kabl) bakmaya zorladığını belirtir. Geçmişin harabelerine ve ilahi yasanın işleyişine bakmanın, insanın kendi faniliğini ve evrendeki kibirli duruşunun hiçliğini idrak etmesini sağlayan en sert ontolojik yüzleşme olduğunu felsefi bir dille inceler.

        Ve Len Tecide (وَلَن تَجِدَ)

        İbn Fâris: "v-c-d" kökünün, bir şeyi arayıp taradıktan sonra ona rastlamak, bulmak, idrak etmek ve varlığına şahit olmak manalarına geldiğini belirtir. Başındaki "len" edatının, geleceğe yönelik eylemleri kesin ve ebedi olarak iptal eden mutlak bir olumsuzluk (nefy) harfi olduğunu kaydeder.

        Râgıb el-İsfahânî: Vücud eyleminin, hem duyularla algılanan fiziksel bir bulma hem de akılla ve tecrübeyle kavranan (idrak edilen) felsefi bir buluş olduğunu açıklar. "Len tecide" (asla bulamazsın) ifadesinin, muhatabın (peygamberin veya insanın) tarihi ne kadar incelerse incelesin veya gelecekte ne kadar araştırırsa araştırsın, bu yasanın aksine dair tek bir kanıt dahi idrak edemeyeceğini bildiren mutlak bir kesinlik taşıdığını ifade eder.

        Prof. Dr. Sadık Kılıç: Bu mutlak olumsuzlama fiilini insan psikolojisi ve inanç inşası bağlamında değerlendirir. "Asla bulamazsın" vurgusunun, Medine'deki o kaotik savaş ve ihanet ortamında elçiye (ve müminlere) aşılanan muazzam bir "psikolojik stabilite ve teolojik özgüven" olduğunu belirtir. Düşmanların taktikleri ne olursa olsun, evrenin ve tarihin kurallarının (Allah'ın yasalarının) asla değişmeyeceğini bilmenin, müminin ruhundaki tüm tereddütleri ve gelecek kaygılarını silip atan sarsılmaz bir bilişsel zırh olduğunu vurgular.

        Li-Sünnetillâhi (لِسُنَّةِ اللَّهِ)

        (Bu tamlamanın etimolojik ve anlambilimsel tahlili ayetin başında yapılmıştır. Burada cümlenin nesnesi ve değişmezliğin (tebdil edilememenin) ana odağı olarak tekit/pekiştirme amacıyla tekrar edilmektedir.)

        Tebdîlâ (تَبْدِيلًا)

        İbn Fâris: "b-d-l" kökünün, bir şeyi bulunduğu yerden veya formdan çıkarıp yerine başka bir şeyi koymak, özünü veya şeklini değiştirmek ve takas etmek anlamlarına geldiğini belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî: Tebdil eyleminin, bir sistemin, kuralın veya nesnenin yapısını kasten ve iradi olarak bozup, onu başka bir hale dönüştürmek olduğunu açıklar. Ayette masdar (mef'ul-i mutlak) olarak nekra (belirsiz) formda gelmesinin, "hiçbir şekilde, en ufak bir zerresinde dahi bir değişim, başkalaşım veya sapma" bulunmayacağını en güçlü şekilde nitelediğini ifade eder.

        Patricia Crone: Erken dönem Ortadoğu inançlarındaki tarih tasavvuru ile Kur'an'ın bu ayeti arasındaki teolojik farkı inceler. Çevredeki bazı pagan veya senkretik inançlarda tarihin kaotik, döngüsel veya tanrıların keyfi kararlarıyla sürekli "değişen" (tebdil olan) bir yapısı varken; Kur'an'ın "Allah'ın yasasında asla bir değişiklik (tebdil) bulamazsın" ilanıyla, tarihin rastgele ilerlemediğini, baştan sona rasyonel, ahlaki, doğrusal ve mutlak bir ilahi kurala (sünnete) bağlandığını tarihsel verilerle tahlil eder.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi: İslami teoloji (Kelam ilmi) ve Usul-ü Fıkıh bağlamında bu ayeti devasa bir epistemolojik (bilgi felsefesi) temel olarak değerlendirir. "Tebdîlâ" (değişim/başkalaşım) kavramının reddedilmesinin, İslam düşüncesindeki "Adetullah" (Allah'ın evrendeki değişmez tabiat yasaları) fikrinin kökünü oluşturduğunu aktarır. Allah'ın toplumsal ve fiziksel evreni anlık, keyfi ve kuralsız mucizelerle (kaosla) değil; sebep-sonuç ilişkisine dayanan, ahlaki çöküşün peşinden mutlaka yıkımın geleceğini garanti eden rasyonel ve "öngörülebilir/değiştirilemez" yasalarla yönettiğine dair Ehl-i Sünnet inancının en katı şer'î delili olduğunu derinlemesine aktarır.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X