Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Ahzâb Sûresi, 21. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Ahzâb Sûresi, 21. Ayet

    لَقَدْ كَانَ لَكُمْ ف۪ي رَسُولِ اللّٰهِ اُسْوَةٌ حَسَنَةٌ لِمَنْ كَانَ يَرْجُوا اللّٰهَ وَالْيَوْمَ الْاٰخِرَ وَذَكَرَ اللّٰهَ كَث۪يراًۜ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Lekad kâne lekum fî rasûli(A)llâhi usvetun hasenetun limen kâne yercû(A)llâhe velyevme-l-âḣira veżekera(A)llâhe keśîrâ(n)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      İçinizden Allah’ın lütfuna ve âhiret gününe umut bağlayanlar, Allah’ı çokça ananlar için hiç şüphe yok ki, Resûlullah’ta güzel bir örneklik vardır”

      Hz. Peygamber’in En güzel Örnek Oluşu

      Sizin için Resûlullah’ta güzel bir örneklik vardır. Bazıları şöyle demiştir. Buna göre Resûlullah bizâtihî kendisi savaşa katılıyordu, onlar da onunla birlikte katılmışlardır. Onunla birlikte savaşa katılanlar, en güzel şekilde onu örnek almışlardır. Bunu yapmayan ise onu örnek almamış olur. İbn Abbâs şöyle der: Güzel bir örneklik. Yani elverişli bir hayat tarzı veya benzeri bir mânadadır.

      Bu gibi ifadeler münafıklardan veya müminlerden sâdır olan hatalar hakkında belirtilir. Buna göre Cenâb-ı Hak şöyle buyurmaktadır: Sizin için Resûlullah’ta, yani onu örnek almakla, ona uymakta ve onu takip etmekte güzel bir örneklik vardır. Bu beyan çeşitli yorumlara açıktır. Bunlardan biri şudur: Sizin için Resûlullah’ta, yani peygamber olarak gönderilmeden ve kendisine vahiy verilmeden önce, sizin de bildiğiniz güzel ahlâkında, kerem ve izzet sahibi oluşunda ve güvenilirliğinde, güzel bir örneklik vardır. Dolayısıyla peygamber olarak gönderilince ona uymayı nasıl olur da terkettiniz? İkinci yorum şudur: Sizin için vardır. Yani sizin için oldu. Resûlullah’ta. Peygamber olarak gönderilince. Güzel bir örneklik. Ona indirilende, ona vahyedilen Kur’ân’da ve sizin görmüş olduğunuz üzere güzel ahlâkında ve kerem sahibi oluşunda. Dolayısıyla size düşen onu örnek almanızdır. Üçüncü yorum şudur: Sizin için Resûlullah’ta vardır. Müminlerle bir eşitliği vardır. Yani eğer size getirmiş olduğu ve örneklik ettiği hükümlerde ona uyarsanız onun müminlerle bir tür (iman ve itaatte) eşitlik oluşur. “Üsve” eşitlik demektir. Bu, tıpkı insanların şöyle demesi gibidir: “Fülânun usvetü ğuremâihi” yani mal söz konusu kimseler arasında eşittir. En doğrusunu Allah bilir ya, bunun âyetin yorumu olması uygundur.

      Allah’ın lütfuna ve âhiret gününe umut bağlayanlar için. Bazıları şöyle demiştir: Resûlullah’ta Allah’tan korkan, âhiret gününe ve amellerin karşılığının görüleceğine iman eden kimseler için bir örneklik vardır. Münafık olan ve yeniden dirilişe inanmayan kimse için onda bir örneklik olmaz. Allah’ın lütfuna umut bağlayanlar için kelâmının şu mânaya gelmesi de mümkündür: Yani sizin için Allah’a ve âhiret gününe kavuşmayı umanlar için güzel bir örneklik vardır. Bu beyan şu anlama da gelebilir: Sizin için Resûlullah’ta, Allah’a ve âhiret gününe kavuşacağını umanlar için güzel bir örneklik vardır. En doğrusunu Allah bilir. Allah’ı çokça ananlar için. Allah’ı anmanın O’nun nimeti ve lütfuna dair olması mümkündür. O’nu şükürler ve güzel övgüyle anar. Veya O’nun hükümranlığını ve mülkünü anar. Yahut O’nun yüceliğini ve azametini anar. En doğrusunu Allah bilir.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Resûl (رَسُولِ)

        İbn Fâris: "r-s-l" kökünün temel anlamının yumuşaklık, kolaylık, serbest bırakmak ve bir şeyi birbiri ardınca, peş peşe göndermek olduğunu belirtir. Elçiye bu ismin verilmesinin, belirli bir mesajı kesintisiz ve güvenilir bir şekilde hedefine ulaştırma işlevinden kaynaklandığını kaydeder.

        Râgıb el-İsfahânî: Resul kavramının, kendisine ilahi bir mesaj (risalet) verilerek insanların aydınlatılması için görevlendirilen seçkin elçi olduğunu ifade eder. Bu ayette Hz. Peygamber'in sadece bir mesaj taşıyıcısı değil, bizzat yaşantısıyla mesajın canlı bir tefsiri ve uygulanma biçimi olarak konumlandırıldığını belirtir.

        Arthur Jeffery: "Resul" kelimesinin köken olarak Arapça "r-s-l" köküne dayanmakla birlikte, terimin dini ve kurumsal anlamının (Tanrı'nın Elçisi) erken dönem Süryanice ve Aramice dini literatürdeki elçilik/havarilik kavramlarıyla tarihsel bir paralellik gösterdiğini, ancak Kur'an'ın bu kavramı mutlak tevhidi merkeze alarak yepyeni bir teolojik statüye kavuşturduğunu dilbilimsel bir yaklaşımla tahlil eder.

        Theodor Nöldeke: Kavramın Medine dönemindeki evrimine dikkat çeker. "Resul" statüsünün, Ahzab kuşatması gibi devasa varoluşsal krizlerde salt manevi bir rehberlikten çıkarak; siyasi, hukuki ve en önemlisi "askeri" bir başkomutanlık ve yegâne itaat mercii hüviyetine dönüştüğünü; bu ayetin de onun bu çok yönlü kurumsal ve pratik liderliğini pekiştirdiğini analiz eder.

        Allah (اللَّهِ)

        İbn Fâris: "i-l-h" kökünden türediğini, bütün varlıkların kendisine muhtaç olduğu, yöneldiği ve ibadet ettiği mutlak yaratıcı manasına geldiğini kaydeder.

        Râgıb el-İsfahânî: Örnekliğin (üsve) doğrudan Allah'ın elçisine nispet edilmesinin, bu modelin beşeri ve rastgele bir ahlak modeli olmadığını, bütünüyle ilahi iradenin kontrolünde, hatasız ve mutlak bir hakikat kaynağına dayandığını gösterdiğini açıklar.

        Toshihiko Izutsu: Kur'an'ın anlambilimsel haritasında en yüksek tepe noktası olduğunu belirtir. Ayette Hz. Muhammed'in şahsiyetinin, Allah'ın evrensel ahlak ve nizam iradesinin yeryüzündeki en yetkin ve somut tecellisi (vücut bulmuş hali) olarak kodlandığını derinlemesine inceler.

        Üsvetün (أُسْوَةٌ)

        İbn Fâris: "e-s-v" kökünün son derece ilginç ve derin bir asıl manası olduğunu belirtir: Bir hastayı tedavi etmek, yarayı sarmak, ilaç sürmek ve birinin acısını paylaşarak onu teselli etmek. İnsanın, kendisiyle aynı zorlukları yaşayan veya daha büyük bir erdem sergileyen birine bakarak kendi acısını hafifletmesi ve doğru yolu bulması sebebiyle "örnek alınan kişiye/modele" bu kökten türeyen "üsve" adının verildiğini aktarır.

        Râgıb el-İsfahânî: Üsve kelimesinin, insanın başkasına uyarak girdiği hal, takip edilecek model ve izinden gidilecek nümune olduğunu ifade eder. Bunun iyi veya kötü olabileceğini, ancak ayetteki "hasene" (güzel) sıfatıyla bunun mutlak kâmil bir örnekliğe tahsis edildiğini belirtir. Ayrıca kökündeki "teselli" manasına dikkat çekerek, Ahzab kuşatmasının o dehşetli açlık, korku ve ihanet sarmalında, bizzat peygamberin hendek kazarken çektiği çilenin ve gösterdiği metanetin müminler için en büyük psikolojik "yara bandı/teselli" (üsve) olduğunu tahlil eder.

        Prof. Dr. Mustafa Öztürk: Bu kavramı doğrudan ayetin tarihsel ve sosyo-politik bağlamına oturtarak inceler. Üsve-i hasene (güzel örnek) tabirinin, genellikle sanıldığı gibi sadece namaz kılmak veya yumuşak huylu olmak gibi bireysel ahlaki erdemlerle sınırlı olmadığını vurgular. Ahzab Suresi bağlamında bu örnekliğin; kriz anında ordunun başında duran, düşmandan kaçmayan, açlığa ve soğuğa askerleriyle birlikte göğüs geren, siyasi ihanetler karşısında sarsılmayan bir "askeri başkomutan ve devlet adamı" modelliği olduğunu derinlemesine tahlil eder.

        Toshihiko Izutsu: "Üsve" kavramını Kur'an'ın ahlak felsefesinde devrim niteliğinde bir paradigma değişimi olarak ele alır. Cahiliye dönemi Arap toplumunda kabile gençlerinin örnek aldığı modelin (üsvenin), kan döken, yağma yapan, kabile asabiyetini savunan pagan kabile reisi (seyyid) olduğunu belirtir. Kur'an'ın bu ayetle, cahiliyenin o yıkıcı kahramanlık modelini tamamen yıktığını ve yerine ilahi vahye dayanan, sabrı, adaleti ve ahlaki direnişi merkeze alan Hz. Peygamber'i evrensel ve yegâne "rol model" olarak inşa ettiğini semantik olarak çözümler.

        Hasenetün (حَسَنَةٌ)

        İbn Fâris: "h-s-n" kökünün, bir şeyin akla, göze ve tabiata hoş gelmesi, güzellik, iyilik ve sevinç vermesi anlamına geldiğini belirtir. Her türlü kötülük ve çirkinliğin (kubh) tam zıddı olduğunu ifade eder.

        Râgıb el-İsfahânî: Hüsn kavramının; akıl, kalp ve duyu organları tarafından onaylanan, kusursuz ve eksiksiz güzellik olduğunu açıklar. Ayette peygamberin örnekliğine (üsve) sıfat olarak gelmesinin, bu modelin insana zorla dayatılan itici bir yasa olmadığını; aksine insan fıtratının en derin estetik ve ahlaki kodlarına hitap eden, kalbi tatmin eden, hayranlık uyandıran kâmil (mükemmel) bir erdem abidesi olduğunu vurguladığını kaydeder.

        Dücane Cündioğlu: Kur'an'ın etik-estetik bütünlüğünü bu kelime üzerinden felsefi bir dille tahlil eder. Ahlakın (örnekliğin) sadece kuru bir "doğruluk" veya "ödev" mekanizması olmadığını; İslam ahlakının zirvesinin, eylemin aynı zamanda "güzel" (hasen) olmasından geçtiğini belirtir. Hz. Peygamber'in eylemlerindeki o sarsılmaz zarafetin ve estetik duruşun, en vahşi savaş ortamında bile (Ahzab) nefrete veya çirkinliğe yenik düşmemesini sağlayan şeyin bu "hüsn" boyutu olduğunu derinlemesine yorumlar.

        Yercû (يَرْجُوا)

        İbn Fâris: "r-c-v" kökünün, insanın ileriye doğru uzanması, bir şeyi umut etmesi, beklenti içine girmesi ve bir şeye karşı duyulan derin arzu anlamına geldiğini belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî: Reca kavramının, sadece gerçekleşmesi imkansız olan kuru bir hayal veya temenni (ümniyye) olmadığını açıklar. Recanın, kişinin arzuladığı iyiliğe ulaşmak için gerekli sebeplere sarıldığı, çaba gösterdiği ve bunun sonucunda kalbinde oluşan haklı ve aktif bir beklenti/umut durumu olduğunu ifade eder. Allah'ı ummanın, O'nun rızasına ve vadettiği zafere giden yolda peygamberin "güzel örnekliğine" aktif olarak katılmayı gerektirdiğini kaydeder.

        Prof. Dr. Sadık Kılıç: Bu fiilin psikolojik ve ontolojik boyutunu Ahzab kuşatması bağlamında tahlil eder. Savaşın getirdiği mutlak çaresizlik, ölüm korkusu (havf) ve münafıkların yaydığı umutsuzluk karşısında, müminleri cephede tutan yegâne varoluşsal motorun bu "reca" (ilahi otoriteye duyulan aktif umut) olduğunu vurgular. İnsanın eylemini ve direncini şekillendiren en temel gücün geleceğe dair beslediği bu umut olduğunu analiz eder.

        el-Yevm (وَالْيَوْمَ)

        İbn Fâris: "y-v-m" kökünün, güneşin doğuşundan batışına kadar olan zaman dilimini ifade ettiği gibi, herhangi bir olayın gerçekleştiği belirli bir vakit, çağ veya mutlak bir zaman aralığı manasına da geldiğini belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî: Zamanın bir ölçüsü olduğunu, ancak Kur'an terminolojisinde sıklıkla eskatolojik (ahirete dair) ve kozmik hesap anını bildirmek için kullanıldığını kaydeder.

        el-Âhıra (الْآخِرَ)

        İbn Fâris: "e-h-r" kökünün, bir şeyin arkası, gerisi, sonu ve başlangıcın (evvel) tam zıddı manasına geldiğini belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî: Gecikmiş olan, peşinden gelen ve kendisinden sonra başka bir aşama veya durum olmayan nihai nokta (son) olduğunu açıklar. Ahiret gününün, dünya hayatının bitişi ve kesin hükmün verileceği o değişmez son evre olduğunu ifade eder.

        Toshihiko Izutsu: "Yevmü'l-Âhır" (Son Gün) kavramının, İslam'ın zaman ve ahlak felsefesindeki devrimci rolünü devasa bir semantik çerçevede ele alır. Cahiliye Araplarının, insanın eylemlerinin sonucunu silecek olan, kendini sürekli tekrar eden döngüsel ve anlamsız bir "zaman" (Dehr) algısına sahip olduklarını belirtir. Kur'an'ın ise "Son Gün" konseptiyle tarihi düz ve çizgisel bir eksene oturtarak ona bir "hedef ve anlam" kattığını; insanın bu dünyadaki ahlaki eylemlerinin (örneğin Ahzab'daki direnişinin veya ihanetinin) o "Son Gün"de mutlaka ontolojik bir karşılık (hesap) bulacağı gerçeğini zihinlere kazıdığını tahlil eder.

        Angelika Neuwirth: Ahiret inancının Medine dönemi metinlerindeki fonksiyonunu incelerken, bu kavramın salt teolojik bir dogma olmadığını; toplumun savaş, kriz ve fedakarlık anlarında bencilce çıkarlarından vazgeçip, daha büyük bir ilke uğruna ölmeyi göze alabilmelerini sağlayan en güçlü hukuki ve siyasi meşruiyet zemini olduğunu belirtir. Hz. Peygamberi "örnek almanın" ardındaki yegâne motivasyonun bu eskatolojik sorumluluk bilinci olduğunu vurgular.

        Zekera (وَذَكَرَ)

        İbn Fâris: "z-k-r" kökünün, bir şeyi korumak, hatırda tutmak, unutkanlığın (nisyan) karanlığından çıkarıp zihinde aydınlık ve canlı kılmak, aynı zamanda lisan ile telaffuz etmek anlamına geldiğini belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî: Zikrin, insanın elde ettiği bilgiyi veya ontolojik hakikati kalbinde (şuurunda) her an hazır bir şekilde muhafaza etmesi veya onu diliyle anması olduğunu ifade eder. Ayette Allah'ı anmanın, sadece tespih çekmek anlamında bir ritüel değil, savaşın o kaotik ortamında ilahi iradenin her şeyi gördüğü ve yönettiği hakikatini akılda/bilinçte sımsıkı tutmak olduğunu açıklar.

        Prof. Dr. Sadık Kılıç: Zikir kavramını insanın varoluşsal uyanıklığı (teyakkuz hali) olarak tahlil eder. Kur'an psikolojisinde insanın en büyük zaafının gaflet ve unutmak (nisyan) olduğunu; savaşın yarattığı şok, travma ve ölüm paniğinin insanı hakikati unutmaya sürüklediğini belirtir. Bu bağlamda zikrin, bireyin Allah ile yaptığı o köklü antlaşmayı (misakı) kriz anında şuur yüzeyine çıkararak psikolojik çöküşü engelleyen aktif bir bilişsel direniş mekanizması olduğunu vurgular.

        Kesîrâ (كَثِيرًا)

        İbn Fâris: "k-s-r" kökünün, bir şeyin sayıca, miktar veya yoğunluk bakımından fazlalığına, büyüklüğüne ve artışına işaret ettiğini belirtir. Azlık ve yetersizliğin (kıllet) tam zıddı olduğunu ifade eder.

        Râgıb el-İsfahânî: Çokluk kavramının eylemin sürekliliğini ve yoğunluğunu nitelediğini kaydeder. Allah'ı "çokça" anmanın, sadece belirli zamanlarda yapılan bir eylemden ziyade, insanın iç dünyasını tamamen kaplayan kesintisiz bir şuur hali olduğunu belirtir.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi: Bu sıfatın (çokça) bir önceki ayetlerdeki münafıkların durumlarıyla olan karşıtlığını (kontrast) tahlil eder. Münafıkların Ahzab ordusunu gördüklerinde zihinlerini kaplayan devasa ölüm "korkusunun" ve dillerine doladıkları "şüphelerin" yegâne panzehiri olarak, müminlerin zihinlerini ve dillerini "çokça zikirle" (ilahi güvenle) doldurmalarının emredildiğini aktarır. Nifakın asılsız hesaplamalarına (zannetmeye) karşı, imanın çokça hatırlamayı (zikri) merkeze alarak varoluşsal bir savunma hattı kurduğunu belirtir.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X