وَاِذْ يَقُولُ الْمُنَافِقُونَ وَالَّذ۪ينَ ف۪ي قُلُوبِهِمْ مَرَضٌ مَا وَعَدَنَا اللّٰهُ وَرَسُولُـهُٓ اِلَّا غُرُوراً
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Ahzâb Sûresi, 12. Ayet
Daralt
X
-
Etiketler: şüphe, ahzab suresi, korkaklık, münafık, kalp hastalığı, ahzab suresi 12. ayet, ahzab 12, allah, kalp, resul, nifak
-
"Yine o zaman münafıklar ve kalplerinde bozukluk bulunanlar, ‘Allah ve resulünün vâdleri bizleri aldatmaktan ibaretmiş! demişlerdi."
Münafıkların Savaştaki Tutumları
Yine o zaman münafıklar ve kalplerinde bozukluk bulunanlar demişlerdi ki. 'Yine o zaman münafıklar ve kalplerinde bozukluk bulunanlar demişlerdi'. Bu beyanda bildirilen iki grubun da bir olması mümkündür. Bunlar münafıklardır. Fakat buradaki münafıkların, gerçek kendilerine açık hale geldiği halde, peygambere muhalefeti gizleyen ve onu onaylamayı ise açığa vuran kimseler olması da mümkündür. Kalplerinde bozukluk bulunanlar ise bu hususta şüphe içerisinde bulunan kimselerdir. Bunlarda gerçek durum tam olarak açık hale gelmemiştir. Bu gruplar dediler ki: Allah ve resûlünün vâdleri bizleri aldatmaktan ibaretmiş. Müfessirlerin çoğunluğu şöyle demiştir: Allah’ın onlara vâdi memleketlerin fethidir. Bu sözü kâfirler onları -yani müminleri- kuşattıklarında söylemişlerdir. Öteki sözü de münafıklar söylemiştir. En doğrusunu Allah bilir.
Yorumu Yorumla
-
Yekûlü (يَقُولُ)
İbn Fâris: "k-v-l" kökünün ağızdan çıkan söz, bir fikri ifade etmek, dile getirmek ve konuşmak anlamına geldiğini belirtir.
Râgıb el-İsfahânî: Kavl kelimesinin, harflerden ve seslerden oluşan, bir anlam ifade eden lafız olduğunu açıklar. Ayetteki "diyorlar" fiilinin, münafıkların içlerindeki şüpheyi artık gizleyemeyip dışa vurdukları, toplumsal bir bozgunculuk olarak sözlü propagandaya dönüştürdükleri eylemi nitelediğini ifade eder.
Prof. Dr. Mustafa Öztürk: Söylem eyleminin buradaki bağlamına dikkat çekerek, bunun basit bir fikir beyanından ziyade, askeri kuşatma altındaki toplumun moralini bozmaya yönelik organize bir psikolojik savaş argümanı, içeriden yıkıcı bir "söylem" üretme faaliyeti olduğunu tahlil eder.
el-Münâfikûn (الْمُنَافِقُونَ)
İbn Fâris: "n-f-k" kökünün tükenmek, geçip gitmek manalarının yanında, tarla faresinin yuvası (nâfika) ile olan bağına işaret eder. Farenin tehlike anında farklı tünellerden kaçması gibi, bu kimselerin de dine bir kapıdan girip diğerinden çıkma, duruma göre yön değiştirme eğiliminde olduklarını kaydeder.
Râgıb el-İsfahânî: İçindeki küfrü gizleyip dışarıya iman ediyormuş gibi görünmek, inanç açısından içi ile dışının bir olmaması durumu olarak tanımlar.
Arthur Jeffery: Klasik Habeşçe (Etiyopik) "menafek" (şüpheci, tereddüt eden) kelimesinden dini terminolojiye geçtiğini öne sürer.
Theodor Nöldeke: Habeşçe köken teorisine katılır. Kur'an'da özellikle Medine döneminde aniden ortaya çıkan bu terimin, içsel ikiyüzlülüğü ve siyasi çifte standardı tanımlamak üzere dışarıdan ithal edildiğini belirtir.
Toshihiko Izutsu: Medine döneminde ortaya çıkan yeni sosyo-psikolojik tipoloji olarak inceler. Toplum içinde statü ve güvenlik için imanı sosyal maske olarak kullanan bu grubun, şiddetli kuşatma ve ölüm tehlikesi anında (Ahzab) bu maskeyi takmakta zorlandıklarını ve gerçek niyetlerini açığa vurduklarını analiz eder.
Kulûbihim (قُلُوبِهِمْ)
İbn Fâris: "k-l-b" kökünün, bir şeyi tersine çevirmek, içini dışına çıkarmak ve halden hale dönmek manasında olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfahânî: Kalbin, insanın akıl, inanç, niyet ve idrak merkezi olduğunu belirtir. Ayette, bu merkezin sağlıklı işleyişini kaybedip şüphe ve nifakla yozlaştığı mekanizmayı işaret ettiğini kaydeder.
Toshihiko Izutsu: Kalb kavramının Kur'an'da ahlaki ve varoluşsal kararların üretildiği yegane bilişsel organ olduğunu; hastalık (maraz) ile birlikte anıldığında bunun klinik bir durum değil, derin bir ontolojik sarsıntı, inançsal çürüme ve hakikati algılama yetisinin kaybı olduğunu semantik olarak tahlil eder.
Meradun (مَرَضٌ)
İbn Fâris: "m-r-d" kökünün, insanın itidalden (dengeden), fıtri normal halinden çıkması, zayıflaması ve bozulması anlamına geldiğini ifade eder. Sadece bedensel hastalıkları değil, dindeki ve ahlaktaki bozulmaları da kapsadığını belirtir.
Râgıb el-İsfahânî: Marazın, fıtratın ve tabiatın sağlıklı işleyişinden sapması olduğunu açıklar. Ayetteki kalpteki hastalığın; cehalet, şüphe, ikiyüzlülük ve kötü niyet gibi insanın manevi dünyasını kemiren ahlaki bir patoloji olduğunu kaydeder.
Prof. Dr. Sadık Kılıç: Maraz kavramını Kur'an psikolojisi bağlamında ele alır. Kalpteki hastalığın, inat, kibir, ölüm korkusu ve dünyevi çıkar hırsıyla ilahi hakikate karşı geliştirilen bir tür "bilişsel körlük" ve varoluşsal kriz durumu olduğunu vurgular.
Diyanet İslam Ansiklopedisi: Terimin İslami literatürde, kalbin manevi sağlığını yitirmesi, kişinin imanda şüpheye düşerek münafıklığa meyletmesi ve ahlaki zaaflara (korku, güvensizlik) teslim olması şeklinde tanımlandığını aktarır.
Ve'adenâ (وَعَدَنَا)
İbn Fâris: "v-a-d" kökünün, birine ileride bir iyilik (veya kötülük) yapacağını, bir şey vereceğini söylemek ve söz vermek anlamına geldiğini belirtir.
Râgıb el-İsfahânî: Vaadin, gelecekte gerçekleşecek bir iş için verilen teminat olduğunu ifade eder. Ayette münafıkların, Allah ve Resulü'nün İslam'ın nihai zaferi, Medine'nin korunması ve dünya hakimiyeti üzerine verdikleri sözleri kastettiklerini açıklar.
Toshihiko Izutsu: "Vaad" kavramının Kur'an'da Allah'ın eskatolojik veya dünyevi müdahalelerine dair kesin taahhütlerini temsil ettiğini; münafıkların savaşın getirdiği travma anında bu ilahi vaadin ontolojik gerçekliğine ve gerçekleşme ihtimaline olan inançlarını tamamen yitirdiklerini tahlil eder.
Allah (اللَّهُ)
İbn Fâris: "i-l-h" kökünden türediğini ve ibadet edilen, yönelinen varlık manasına geldiğini kaydeder.
Râgıb el-İsfahânî: Mutlak otorite ve vaadine sonsuz güvenilmesi gereken yegâne güç manasında kullanıldığını belirtir.
Arthur Jeffery: İsim formunun Aramice "Alaha" kelimesiyle benzerliğine dikkat çekmekle birlikte, kelimenin İslam öncesi Arapçada da yüce yaratıcı anlamında kullanıldığını kabul eder.
Toshihiko Izutsu: Allah kelimesinin Kur'an'ın merkezindeki zirve kavram olduğunu, münafıkların sözlerindeki isyanın ve alaycılığın doğrudan bu mutlak otoritenin güvenilirliğini hedef aldığını tahlil eder.
Diyanet İslam Ansiklopedisi: Bütün kemal sıfatlarını ve kudreti kendisinde toplayan lafza-i celal olduğunu, ayette O'nun vaadinin sorgulanmasının doğrudan imanın temel rükünlerine yönelik bir saldırı olduğunu aktarır.
Resûlühû (وَرَسُولُهُ)
İbn Fâris: "r-s-l" kökünün, birini veya bir şeyi yumuşaklıkla, kolaylıkla ve art arda göndermek anlamına geldiğini belirtir. "Resul" kelimesinin, belirli bir mesajı ve haberi iletmek üzere gönderilen elçi olduğunu ifade eder.
Râgıb el-İsfahânî: Allah'ın hükümlerini insanlara ulaştırmakla görevli peygamberi nitelediğini belirtir. Ayette Allah ismiyle birlikte (O'nun elçisi şeklinde) anılmasının, peygamberin vaadinin doğrudan ilahi vaatle özdeş olduğu ve otoritesinin Allah'ın otoritesini temsil ettiği anlamına geldiğini açıklar.
Theodor Nöldeke: Kelimenin Arapçada köklü bir geçmişi olmakla birlikte, Kur'an'da "Allah'ın Elçisi" tamlamasıyla yepyeni, kurumsal ve siyasi olarak bağlayıcı bir teolojik statü kazandığını belirtir.
Gurûrâ (غُرُورًا)
İbn Fâris: "ğ-r-r" kökünün temel anlamının gaflet, aldanma, bir şeyin dış görünüşüne kanarak gerçek yüzünü görememe ve boş ümitlere kapılma olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfahânî: Gururun, nefsin arzularına veya şeytanın fısıltılarına uyarak batıl bir şeye inanmak, aldanmak ve kandırılmak olduğunu açıklar. Ayette münafıkların, Allah ve Resulü'nün vaatlerini "gerçekleşmesi imkansız boş hayaller, asılsız kuruntular ve bir kandırmaca" (gurur) olarak nitelendirdiklerini kaydeder.
Toshihiko Izutsu: Gurur kavramını Kur'an'ın "dünya hayatı" eleştirisi bağlamında sıkça kullandığını, ancak bu ayette kelimenin ironik bir şekilde yön değiştirdiğini analiz eder. Münafıkların, Kur'an'ın inkarcıları suçladığı "aldanmışlık/gurur" kavramını alıp, tam tersine peygamberin vaatleri için kullandıklarını; bunun hakikatin zıddına çevrilmesini ve derin bir epistemolojik kırılmayı temsil ettiğini tahlil eder.
Prof. Dr. Hidayet Aydar: Gurur kelimesinin etimolojik serüvenine değinerek, buradaki kullanımının "kasıtlı bir kandırmaca ve asılsız siyasi propaganda" ithamını içerdiğini; münafıkların kuşatma anında sadece korkmadığını, aynı zamanda peygamberi toplumu boş hayallerle (gurur) kandırmakla ve gerçekleri gizlemekle suçladıklarını vurgular.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla