Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Ahzâb Sûresi, 11. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Ahzâb Sûresi, 11. Ayet

    هُنَالِكَ ابْتُلِيَ الْمُؤْمِنُونَ وَزُلْزِلُوا زِلْزَالاً شَد۪يداً​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Hunâlike-btuliye-lmu-minûne vezulzilû zilzâlen şedîdâ(n)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      İşte o zaman müminler büyük bir imtihan geçirdiler ve adamakıllı sarsıldılar.

      Cenâb-ı Hak sonra şöyle buyurmuştur: İşte o zaman müminler büyük bir imtihan geçirdiler. Savaş ve çeşitli sıkıntılarla. Ve adamakıllı sarsıldılar. Denildi ki: Oldukça şiddetli eziyetlere mâruz kaldılar. Denildi ki: Şiddetli bir şekilde sarsıldılar. Ebû Avsece ve İbn Kuteybe şöyle demiştir: Sarsıldılar. Sıkıntılara mâruz kaldılar ve korkutuldular. Sarsıntılar musibetler demektir. Bu kelimenin aslı “zelâzil” sarsmaktan gelmektedir.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Hunâlike (هُنَالِكَ)

        İbn Fâris: İsm-i işaret (gösterme zamiri) olduğunu ve uzakta olan bir mekânı veya zamanı işaret etmek için kullanıldığını belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî: Kelimenin doğrudan Hendek Savaşı'nın yaşandığı o kritik anı, kuşatmanın en şiddetli olduğu spesifik zaman dilimini ve mekânı işaret ettiğini ifade eder.

        Prof. Dr. Mustafa Öztürk: Bu işaret zamirinin bağlamsal önemine dikkat çeker. "İşte orada" vurgusunun, psikolojik ve fiziksel kuşatmanın tepe noktasına ulaştığı o dramatik mekânsal ve zamansal kırılma anını nitelediğini tahlil eder.

        İbtuliye (ابْتُلِيَ)

        İbn Fâris: "b-l-y" kökünün temel anlamının denemek, sınamak ve eskitmek/yıpratmak olduğunu belirtir. Elbisenin giyile giyile eskimesi manasından yola çıkarak, insanın zorluklar karşısında fiziksel ve ruhsal olarak yıpratıcı bir sınamadan geçirilmesini ifade ettiğini aktarır.

        Râgıb el-İsfahânî: Belanın, insanın gerçek mahiyetini ortaya çıkaran bir test olduğunu belirtir. Ayette müminlerin maruz kaldığı bu kuşatmanın, onların içlerindeki sadakati veya nifakı açığa çıkarmak üzere ilahi irade tarafından kurgulanmış varoluşsal bir imtihan olduğunu açıklar.

        Toshihiko Izutsu: "Bela" kavramını Kur'an'ın ontolojik semantik alanında inceler. Bunun sadece pasif bir acı çekme durumu olmadığını; müminleri münafıklardan ayıran, inananların ontolojik duruşunu olgunlaştıran ve iman iddialarının içinin dolu olup olmadığını test eden ilahi ve pedagojik bir mihenk taşı olduğunu tahlil eder.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi: Terimin İslami literatürdeki kullanımını değerlendirerek, ayetteki imtihanın şiddetli korku, açlık, soğuk ve ölüm tehlikesiyle müminlerin iradelerinin ve Allah'a olan güvenlerinin son sınırına kadar sınanması olduğunu kaydeder.

        el-Mu'minûn (الْمُؤْمِنُونَ)

        İbn Fâris: "e-m-n" kökünün temelinde güvenmek, emniyette olmak, huzur bulmak ve tasdik etmek anlamlarının bulunduğunu belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî: İmanın; kalple tasdik etmek, dille ikrar etmek ve eylemle bunu doğrulamak olduğunu ifade eder. Mümin isminin, hem Allah'a güvenen hem de çevresine güven veren kimseyi nitelediğini söyler. Ayette, bu sarsıcı imtihana tabi tutulanların, kalplerinde bu güveni (imanı) taşıdığını iddia eden topluluk olduğuna dikkat çeker.

        Arthur Jeffery: "İman" ve "mümin" kavramlarının dilbilimsel köklerini incelerken, kelimenin Süryanice ve Aramice Hıristiyan literatüründeki "mehaimna" (inanan, sadık) kelimesiyle kökensel bir bağı olduğunu belirtir. Ancak kelimenin erken İslam toplumunda tamamen yeni ve özgün bir sosyo-dini kimlik inşasına dönüştüğünü vurgular.

        Toshihiko Izutsu: Mümin kavramını küfür (inkar/nankörlük) kavramının tam zıddı olarak konumlandırır. Bu bağlamda müminlerin, en şiddetli sarsıntı anında bile varoluşsal güvenlerini (emn) ve Allah'a olan ahitlerini koruması beklenen, aktif bir adanmışlık sergileyen kimseler olduğunu semantik açıdan analiz eder.

        Zulzilû (وَزُلْزِلُوا)

        İbn Fâris: "z-l-l" kökünün kaymak, yerinden oynamak ve sarsılmak anlamına geldiğini belirtir. Kökün tekrar edilerek "z-l-z-l" formunu almasının, eylemin sürekliliğini, art arda gelişini ve şiddetini vurguladığını ifade eder.

        Râgıb el-İsfahânî: Zelzelenin genellikle yeryüzünün şiddetle sarsılması, deprem manasında kullanıldığını belirtir. Ancak ayette fiziki bir yer sarsıntısından ziyade mecazi olarak, dehşet verici korku altında insanların kalplerinin, zihinlerinin ve ruh dünyalarının yerinden oynamasını, psikolojik bir yıkım tehlikesi geçirmelerini nitelediğini açıklar.

        Dücane Cündioğlu: Kelimenin fonetik ve estetik boyutuna dikkat çeker. "Zulzilû" fiilindeki ses tekrarlarının, bizzat soğuktan ve korkudan dişleri birbirine vuran, bedenleri titreyen insanların o anki fiziksel ve psikolojik sarsıntısını, kelimenin kendi tınısıyla (aliterasyon) adeta somut bir şekilde hissettirdiğini tahlil eder.

        Zilzâlen (زِلْزَالًا)

        İbn Fâris: Şiddetli ve sürekli sarsıntı eyleminin bizzat ism-i masdarı olduğunu kaydeder.

        Toshihiko Izutsu: Kur'an'ın kavramsal ağında zelzele (deprem) motifinin genellikle kıyamet sahneleriyle ve eskatolojik (ahiret) kozmik yıkımlarla ilişkilendirildiğini belirtir. Bu ayette ise kelimenin yeryüzündeki tarihi bir olaya taşınmasının, o anki kuşatmanın ve korkunun tıpkı kıyamet kopuyormuşçasına apokaliptik bir boyutta algılandığını gösterdiğini analiz eder.

        Prof. Dr. Sadık Kılıç: Fiilin (zulzilû) hemen ardından kendi kökünden gelen bu masdarın (zilzâlen) mef'ul-i mutlak olarak kullanılmasının, Arap dilinin kuralları gereği sarsıntının dehşetini, kaçınılmazlığını ve ruhlarda açtığı derin yarığı tekit etmek (pekiştirmek) amacı taşıdığını belirtir.

        Şedîdâ (شَدِيدًا)

        İbn Fâris: "ş-d-d" kökünün bir şeyi sıkıca bağlamak, sağlamlaştırmak, sert olmak ve şiddet göstermek anlamlarına geldiğini ifade eder. Yumuşaklığın (rıkkat) zıddı olduğunu belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî: Şiddetin, hem bedensel güç ve katılık hem de soyut durumlardaki aşırılık, zorluk ve katlanılmazlık manalarına geldiğini kaydeder. Ayette sarsıntının (zilzâlen) bir sıfatı olarak, bu psikolojik ve fiziksel travmanın insanın dayanma sınırlarını zorlayan, hiçbir kaçış veya yumuşama payı bırakmayan mutlak sertliğini nitelediğini açıklar.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi: İmtihanın ve sarsıntının vasfı olarak kullanılan "şedîd" kelimesinin, ilahi yardımdan önceki son evreyi, beşeri takatin tükendiği ve krizin zirveye çıktığı o en karanlık noktayı temsil ettiğini belirtir.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X