اَوَلَمْ يَرَوْا اَنَّ اللّٰهَ الَّذ۪ي خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ وَلَمْ يَعْيَ بِخَلْقِهِنَّ بِقَادِرٍ عَلٰٓى اَنْ يُحْيِيَ الْمَوْتٰىۜ بَلٰٓى اِنَّهُ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَد۪يرٌ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Ahkaf Sûresi, 33. Ayet
Daralt
X
-
Etiketler: kudret, diriltme, yaratılış, yorgunluksuzluk, ahkaf suresi 33. ayet, ahkaf 33, yer, ahkaf suresi, gökler, allah, hayat, sema, arz, kader
-
“Onlar düşünmüyorlar mı; gökleri ve yeri yaratan, bunları yaratma konusunda acze düşmeyen Allah’ın, ölüleri diriltmeye gücü yetmez mi? Şüphe yok ki O her şeye kadirdir.”
Onlar gökleri ve yeri yaratanı düşünmüyorlar mı? Burada şöyle bir problem vardır; Âyette geçen “evelem yerav” (أَوَلَمْ يَرَوْا) ibaresinin mânası nedir? Bu, görmüyorlar mı anlamına gelmektedir, halbuki onlar göklerin ve yerin yaratılışını görmemiş ve müşahede etmemişlerdi. Ancak bazıları buna şöyle bir mâna verdi: Onlar haberdar edilmediler mi? Bazıları da şu anlamı verdi: Onlar bilmezler mi? Yani onlar bundan haberdar edilmişler ve bilmişlerdir. Cenâb-ı Hak bunu, gökleri ve yeri yaratanın kendisi olduğunu, onların hepsinin bilip ikrar ettiklerinden dolayı söylemektedir.
Bunları yaratma konusunda acze düşmeyen Allah'ın, ölüleri diriltmeye gücü yetmez mi? En doğrusunu Allah bilir ya, O, burada şunu söylemektedir: Gökleri ve yeri yaratanın her türlü noksanlıktan münezzeh ve yüce bulunan Allah olduğunu, sözü edilen bu nesneleri yaratmanın O’nu zaafa düşürmediğini, gezegenleri uzay boşluğunda tutmak için gerekli olan düzenlemeyi yapmaktan ve idare etmekten aciz bırakmadığını ve oralarda yarattığı canlıların işlerini ayarlamak ve ihtiyacını sağlamaktan aciz olmadığını bildiğinize, hakikatte Allah bunlara kadir olduğuna göre ölüleri veya herhangi bir nesneyi diriltmeye gücünün yetmemesi ihtimali de yoktur. Yahut Allah burada şunu söylemektedir: Bütün bunları yaratmasında kendisinde yorgunluk ve zayıflık görülmediğine göre ölüleri yaratmasında da acizlik ve zayıflık görülmeyecektir. Halbuki yaratıklardan, bir işi yapıp da kendisinde yorgunluk ve zayıflık görülmeyen hiç kimse yoktur. Öyleyse sözü edilen varlıkları yaratmasında kendisinde acizlik ve zayıflık görülmemesi, hiçbir şeyin O’nu zâfa düşüremeyeceğine işaret eder, çünkü O’nun kudreti kendi zatındandır. Kudreti kendi zatından olan birini de hiçbir şey acze düşüremez. Diğer canlılara gelince, onlar ancak birtakım sebepler ve vasıtalarla iş yaparlar, o vasıtaların gücü ölçüsünde o işin üstesinden gelirler, çoğu kere de aciz kalırlar. En doğrusunu Allah bilir.
Veyahut da Allah şunu söylemektedir: Gökleri ve yeri yaratanın Allah olduğunu bildiğinize göre onları boş yere ve anlamsız olarak yaratmış olması ihtimali yoktur. Eğer Ölümden sonra dirilmek olmasaydı, onları boş yere ve anlamsız olarak yaratmış olurdu. Bu meselenin aslı, bizim başta söylediğimizdir; Gökleri, yeri ve onlarda bulunan bütün varlıkları, önceden bir örneği olmadan ve hiç kimseden yardım almadan yaratmaya kadir olan, sonra da hayatın nihayet bulacağı zamana kadar onları uzayda boşlukta tutabilen bir yaratıcıyı hiçbir şeyin acze düşürmesi ihtimal dâhilinde değildir.
Şüphe yok ki O her şeye kadirdir. Çünkü O zatıyla kadirdir, başkasının kudretinden yararlanmış değildir. Ebû Avsece ve İbn Kuteybe şöyle dedi: Bunları yaratma konusunda acze düşmeyen cümlesindeki “ayye” (عَيِيَ) fiili, aciz olmak, bilememek anlamına gelir. “Ayyîtu bi-hâze’l-emr” (عَيِيتُ بِهَذَا الْأَمْرِ) yani şu işi güzel yapamadım, onu yapmaya gücüm yetmedi, denilir.
Yorumu Yorumla
-
Yerav (يَرَوْا)
İbn Fâris, r-e-y (ra, hemze, ye) kökünün temel manasının bir şeyi gözle algılamak, kalp gözüyle (basiret) idrak etmek ve bir kanaate sahip olmak olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "rü'yet" kavramının bu ayetteki kullanımının, sadece fiziksel bir görmeyi değil, kainattaki nizamı aklî bir süzgeçten geçirerek "gözlem yoluyla kesin bir bilgiye (yakîn) ulaşmak" anlamına geldiğini ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin soru edatıyla (eve-lem) birlikte kullanılmasının muhatabı sarsıcı bir "empirik sorgulamaya" davet ettiğini; insan aklının çevresindeki devasa yaratılış ayetlerini (gökler ve yer) görüp de bunları yapan kudretin diriltmeye olan gücünü fark edememesinin bir "idrak felci" olarak nitelediğini vurgular.
Halaka (خَلَقَ)
İbn Fâris, h-l-k (ha, lam, kaf) kökünün asıl manasının bir şeyi pürüzsüz hale getirmek, takdir etmek (ölçüp biçmek) ve örneği olmayan bir şeyi varlık sahasına çıkarmak olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "halk" eyleminin iki yönlü olduğunu; birincisinin bir şeyi bir ölçüye göre takdir etmek, ikincisinin ise o ölçüye uygun olarak yokluktan varlığa çıkarmak olduğunu ifade eder. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın ontolojik sisteminde yaratma (halk) eyleminin, kaosun karşısında ilahi bir kozmos/düzen inşa etmek anlamına geldiğini, bu ayette göklerin ve yerin yaratılışının ilahi kudretin en somut ispatı (delil-i ihtira) olarak sunulduğunu analiz eder.
Es-Semâvâti (السَّمَاوَاتِ)
İbn Fâris, s-m-v (sin, mim, ye) kökünün temel manasının yükseklik, yücelik ve bir şeyin üst tarafı olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "semâ" kelimesinin mutlak bir yükseklik bildirdiğini, insanın başını kaldırdığında gördüğü her şeyin bu kapsama girdiğini ifade eder. Arthur Jeffery, kelimenin kadim Sami dillerinde (İbranice "şamâyim", Süryanice "şmayyâ") ortak bir köke sahip olduğunu ve Kur'an'ın bu kelimeyi semavi katmanları ve evrenin üst boyutlarını nitelemek için kullandığını kaydeder. Angelika Neuwirth, göklerin çoğul (semâvât) olarak zikredilmesinin, yaratılışın muazzam genişliğini ve insan algısını aşan çok boyutlu kozmik yapısını temsil ettiğini belirtir.
El-Arda (الْأَرْضَ)
İbn Fâris, e-r-d (hemze, ra, dat) kökünün tabiatı itibarıyla yoğun, aşağıda olan ve boyun eğen mekanı ifade ettiğini aktarır. Râgıb el-İsfahânî, insanın üzerinde ikamet ettiği yeryüzünü temsil ettiğini, göklerin yüceliği karşısında insanın eylemlerine zemin teşkil eden somut gerçekliği nitelediğini belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, ayette gökler ve yerin birlikte zikredilmesinin, "tümel varlık alanını" (makrokozmos) temsil ettiğini ve bu ikisinin yaratılmasındaki muazzamlığın insanın yeniden diriltilmesinden (mikrokozmos) çok daha zor ve büyük bir iş olduğunun altının çizildiğini vurgular.
Ya'ye (يَعْيَ)
İbn Fâris, a-y-y (ayın, ye, ye) kökünün temel manasının yorulmak, bitkin düşmek, bir işi yaparken aciz kalmak ve şaşırmak olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "ay" kelimesinin bir şeyi yapmaktan dolayı nefsin veya bedenin takatinin kesilmesi anlamına geldiğini, ayetteki olumsuz formun (lem ya'ye) ise Allah'ın yaratma eyleminde asla yorulmadığını ve zorlanmadığını nitelediğini ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu kelimenin teolojik arka planına dikkat çekerek; Yahudi geleneğindeki "Tanrı'nın gökleri ve yeri yarattıktan sonra yedinci günde yorulup dinlendiği" (Sabbath) inancına yönelik doğrudan bir reddiye (polemik) taşıdığını, ilahi kudretin yaratma eylemiyle eksilmediğini veya yorulmadığını vurguladığını belirtir. Prof. Dr. Hidayet Aydar, kelimenin "acizlikten ve yorgunluktan münezzeh olma" vurgusuyla, öldükten sonra diriltme eyleminin Allah için hiçbir zahmet barındırmayan sıradan bir irade beyanı olduğunu nitelediğini ifade eder.
Kâdirin (بِقَادِرٍ)
İbn Fâris, k-d-r (kaf, dal, ra) kökünün temel manasının bir şeyin sınırını ve miktarını belirlemek (takdir), güç yetirmek ve hakimiyet kurmak olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "kâdir" kelimesinin bir şeyi hikmetin gerektirdiği ölçüde, dilediği zaman ve dilediği şekilde yapabilen güç sahibi anlamına geldiğini açıklar. Toshihiko Izutsu, Kur'an semantiğinde kudret sıfatının, yaratma (halk) ile doğrudan irtibatlı olduğunu; gökleri yaratmaya gücü yeten bir "kâdir" varlığın, onlara kıyasla çok daha basit olan ölüyü diriltme eylemine öncelikle (evleviyetle) gücü yeteceğini analiz eder.
Yuhyiyel (يُحْيِيَ)
İbn Fâris, h-y-y (ha, ye, ye) kökünün ölümün zıddı olarak canlılık, hareket, büyüme ve bir şeyin asli fonksiyonunu kazanması anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "ihyâ" eyleminin Allah'ın varlıklara hayat üflemesi ve onları canlı kılması olduğunu; ayette bu fiilin öldükten sonraki ikinci hayatı (ba's) nitelediğini ifade eder. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın hayat tasavvurunda biyolojik canlılığın ötesinde, ilahi kudretin "diri kılıcı" (Muhyî) vasfıyla doğaya ve insana sürekli müdahale ettiğini, kışın ölen yeryüzünün baharda diriltilmesinin bu kudretin ampirik kanıtı olduğunu analiz eder.
Mevtâ (الْمَوْتَىٰ)
İbn Fâris, m-v-t (mim, vav, te) kökünün asıl manasının sükunet, hareketin kesilmesi ve canlılığın gitmesi olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "mevt" kelimesinin hayatın zıddı olduğunu ve varlığın duyumsal/fonksiyonel kapasitesini yitirmesini nitelediğini söyler. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin çoğul (mevtâ) olarak zikredilmesinin, sadece bireysel bir ölümü değil, tarihin başından sonuna kadar toprak olmuş tüm insanlık kütlesinin ilahi bir emirle yeniden hayat kazanacağını vurguladığını ifade eder.
Kadîr (قَدِيرٌ)
İbn Fâris, k-d-r (kaf, dal, ra) kökünün güç ve ölçü manasını taşıdığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "kadîr" sıfatının "kâdir"den daha mübalağalı olduğunu ve Allah'ın her şeye, her an, hiçbir engel tanımaksızın muktedir olduğunu nitelediğini ifade eder. Toshihiko Izutsu, ayetin "kadîr" ismiyle bitmesinin, yukarıda sayılan tüm delilleri (göklerin yaratılışı, yorulmama, diriltme) tek bir mutlak sıfatta mühürlediğini ve ilahi iradenin önünde hiçbir ontolojik engelin bulunmadığını (külli şey'in kadîr) ilan ettiğini derinlemesine analiz eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu kelimenin müminin zihnindeki "imkansız" kavramını yıkarak yerine mutlak ilahi otoriteyi yerleştiren bir sonuç cümlesi olduğunu vurgular.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla