Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Ahkaf Sûresi, 29. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Ahkaf Sûresi, 29. Ayet

    وَاِذْ صَرَفْنَٓا اِلَيْكَ نَفَراً مِنَ الْجِنِّ يَسْتَمِعُونَ الْقُرْاٰنَۚ فَلَمَّا حَضَرُوهُ قَالُٓوا اَنْصِتُواۚ فَلَمَّا قُضِيَ وَلَّوْا اِلٰى قَوْمِهِمْ مُنْذِر۪ينَ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Ve-iż sarafnâ ileyke neferan mine-lcinni yestemi’ûne-lkur-âne felemmâ hadarûhu kâlû ensitû(s) felemmâ kudiye vellev ilâ kavmihim munżirîn(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      “Bir zamanlar cin topluluğundan bir grubu, Kur’ân’ı dinlemek üzere sana doğru yönlendirmiştik. Yanına geldiklerinde ‘Susup dinleyin!’ dediler, okuma sona erince de uyarıcılar olarak kendi topluluklarına döndüler.”

      Bu âyet hakkında bazıları şöyle dedi: Cinlerden uyarıcılar, insanlardan da resûller ve uyarıcılar vardır. Eğer mesele böyle ise, o zaman Kur’ân’ı dinlemeleri için Cenâb-ı Hakk’ın Resûlullah'a (s.a.) yönlendirdiğini söylediği topluluk, uyarıcı cinlerdir. Âyetin sonundaki uyarıcılar olarak kendi topluluklarına döndüler cümlesi buna işaret etmektedir. “Ey cin ve insan topluluğu! İçinizden size âyetlerimi anlatan ve bugünle karşılaşacağınıza dair sizi uyaran peygamberler gelmedi mi?” mealindeki âyetin zâhiri, insanlardan peygamberler gönderildiği gibi cinlerden de peygamberler gönderildiğini ifade etmektedir. Ancak şöyle denilebilir: Bazan iki zümreden söz edilir, fakat bir tanesi kastedilir, dilde böyle kullanımlar caizdir. Tıpkı şu ilâhî beyanda belirtildiği gibi: “O ikisinden inci ve mercan çıkar”. Burada ikisinden denilmesine rağmen sadece biri kastedilmektedir, o da tuzlu denizdir. İşte konuştuğumuz konu da bunun gibidir. En doğrusunu Allah bilir.

      Cin topluluğundan bir grubu sana doğru yönlendirmiştik. Yani onlara ilham vermiş ve kalplerine o fikri almışlık, sonunda da cinler Resûlullah’a (s.a.) gitmişler ve onun okuduğu Kur’ân’ı dinlemeye koyulmuşlardı. Cenâb-ı Hakk’ın gönderdiği ve onların bildikleri kitaplarda Resûlullah’ın (s.a.) okuduğu Kur’ân’ı dinlemek üzere ona doğru gitmelerini emretmiş olması da muhtemeldir. Çünkü bu âyetin hemen arkasından onlardan haber vererek şöyle buyurmaktadır: (Ahkaf, 30​)​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        İz (إِذْ)

        Râgıb el-İsfahânî, bu kelimenin geçmiş zamanda vuku bulmuş bir olayı hatırlatmak için kullanılan bir zaman zarfı olduğunu belirtir. Kur'an terminolojisinde bu edatın, önemli tarihsel ve teolojik dönüm noktalarını muhatabın zihninde canlandırmak ve ilahi müdahalenin gerçekleştiği o özel ana dikkat çekmek için kullanıldığını ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, ayet başındaki bu ifadenin retorik bir işlev gördüğünü, peygamberin hayatındaki olağanüstü bir hadiseyi (cinlerin vahyi dinlemesi) gündeme getirerek, vahyini sadece insanlara değil, varlık hiyerarşisinin diğer katmanlarına da ulaştığını vurgulayan bir giriş olduğunu belirtir.

        Sarrafnâ (صَرَفْنَا)

        İbn Fâris, s-r-f (sad, ra, fe) kökünün temel anlamının bir şeyi bir halden başka bir hale döndürmek, yönünü değiştirmek ve bir taraftan başka bir tarafa yöneltmek olduğunu ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, "tasrif" eyleminin bir nesneyi veya grubu belirli bir amaca yönelik olarak sevk etmek anlamına geldiğini; ayette cinlerin kendi mecralarından çıkarılıp doğrudan doğruya Hz. Peygamber’in bulunduğu yöne ilahi bir iradeyle yönlendirilmelerini nitelediğini açıklar. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu fiilin kullanımının tesadüfi olmadığını, cinlerin vahyi dinlemeye gelmelerinin bizzat Allah’ın bir planı ve sevkiyatı (yönlendirmesi) sonucu gerçekleştiğini, bu durumun peygamberin tebliğ gücünü pekiştiren semavi bir operasyon olarak görülmesi gerektiğini vurgular.

        İleyke (إِلَيْكَ)

        Râgıb el-İsfahânî, bir yönelme edatı olan "ilâ" ile muhatap zamirinin birleşmesinden oluşan bu ifadenin, cinlerin varış noktasının ve hedefinin bizzat Hz. Peygamber olduğunu nitelediğini belirtir. Bu kullanım, vahyin merkezinde peygamberin şahsının ve ona indirilen kelamın bulunduğunu ifade eder.

        Neferan (نَفَرًا)

        İbn Fâris, n-f-r (nun, fe, ra) kökünün temel manasının bir şeyden ürkmek, hızla hareketlenmek ve bir gruptan ayrılarak bir tarafa doğru yönelmek olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "nefer" kelimesinin sayısı üç ile on (veya yedi ile on) arasında değişen küçük, hareketli ve aktif bir insan veya varlık grubunu ifade ettiğini açıklar. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin burada cin topluluğu için kullanılmasının, onların gizli, çevik ve belirli bir görev bilinciyle hareket eden "bir grup" olduğunu resmettiğini; bu küçük grubun daha sonra kendi toplumları için birer elçiye dönüşecek olmasının sosyolojik önemine dikkat çeker.

        Mine'l-Cinni (مِنَ الْجِنِّ)

        İbn Fâris, c-n-n (cim, nun, nun) kökünün asıl manasının örtmek, gizlemek ve duyulardan saklamak olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, insan duyularıyla doğrudan algılanamayan, varlıkları gizli olan şuur sahibi ruhani varlıklara bu yüzden "cin" denildiğini ifade eder. Toshihiko Izutsu, cin kavramının Kur'an'ın ontolojik haritasındaki yerini analiz eder; Kur'an'ın bu görünmez varlıkları cahiliyenin kaotik ve korkutucu atmosferinden çıkarıp, vahye muhatap olan ahlaki ve hukuki sorumluluk sahibi varlıklar (teklif ehli) kategorisine dahil ettiğini vurgular. Arthur Jeffery, kelimenin Sami dillerindeki (özellikle Aramice) cin ve ruh tasavvurlarıyla olan köken birliğine değinerek, Kur'an'ın mevcut kültürel kavramları tevhidi bir düzleme taşıdığını kaydeder.

        Yestemi'ûne (يَسْتَمِعُونَ)

        İbn Fâris, s-m-a (sin, mim, ayın) kökünün bir sesi algılamak ve ona kulak vermek anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "istima" formunun (ifte'ale babı) sıradan bir duymadan farklı olarak, büyük bir dikkatle, arzuyla ve mesajı anlamak amacıyla dinlemek olduğunu ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, cinlerin vahyi "istima" etmelerinin, onların sadece fiziksel bir sese değil, Kur'an'ın anlamsal derinliğine ve hidayet yüklü içeriğine bilinçli bir yöneliş sergilediklerini, vahiyle aralarında zihinsel bir bağ kurmaya çalıştıklarını nitelediğini vurgular.

        El-Kur'âne (الْقُرْآنَ)

        İbn Fâris, k-r-e (kaf, ra, hemze) kökünün toplamak, bir araya getirmek ve okumak manalarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, harfleri ve kelimeleri birbirine ekleyerek anlamlı bir bütün oluşturması ve sürekli okunması nedeniyle bu ilahi kelama "Kur'an" dendiğini açıklar. Arthur Jeffery, kelimenin Süryani kilise geleneğinde kutsal metin okuması anlamına gelen "qeryânâ" kelimesiyle etimolojik bir ilişkisi olabileceğini iddia eder. Angelika Neuwirth, Kur'an kelimesinin vahyedilen metnin "sözlü hitap" niteliğine ve onun bir cemaat önünde "okunma" (performatif) özelliğine vurgu yaptığını, ayette cinlerin bu sözlü ve mucizevi hitaba tanıklık etmelerinin anlatıldığını analiz eder.

        Hadarûhu (حَضَرُوهُ)

        İbn Fâris, h-d-r (ha, dat, ra) kökünün bir yerde hazır bulunmak, gafletin zıddı olarak bir şeye tanıklık etmek ve bir mekana ulaşmak anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "huzur"un hem fiziksel hem de kalbi bir uyanıklık olduğunu; cinlerin vahyin okunduğu alana gelip bizzat o ilahi ana ve atmosfere dahil olduklarını ifade eder.

        Ansıtû (أَنصِتُوا)

        İbn Fâris, n-s-t (nun, sad, te) kökünün susmak, sükunetle dinlemek ve konuşmayı kesmek anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "insat" eyleminin sadece susmak değil, duyulan söze tam bir konsantrasyonla odaklanmak için dış dünya ile bağı kesmek olduğunu açıklar. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, cinlerin birbirlerine "susun/dinleyin" (ansıtû) demelerinin, Kur'an'ın o büyüleyici ve sarsıcı etkisi karşısında duydukları derin saygıyı ve huşuyu yansıttığını; vahyin hakkıyla anlaşılabilmesi için gerekli olan ilk ahlaki şartın "sükunet ve dikkatli bir dinleme" olduğunu vurguladığını belirtir.

        Kudıye (قُضِيَ)

        İbn Fâris, k-d-y (kaf, dat, ye) kökünün bir işi tamamlamak, sona erdirmek, hükme bağlamak ve bir süreci nihayete erdirmek anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu fiilin ayette vahiy okuma sürecinin (kıraat) tamamlanmasını ifade ettiğini, mesajın muhataplara (cinlere) bütünüyle ulaştığı anı nitelediğini açıklar.

        Vellev (وَلَّوْا)

        İbn Fâris, v-l-y (vav, lam, ye) kökünün bir yöne dönmek, bir şeyi üstlenmek ve bir tarafa yönelmek olduğunu ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, "tevelli" eyleminin bir yerden ayrılıp başka bir tarafa yönelmek anlamına geldiğini; cinlerin vahyi dinledikten sonra büyük bir hızla ve kararlılıkla kendi toplumlarına doğru hareket ettiklerini belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu kelimenin sadece mekan değiştirmeyi değil, duydukları hakikati başkalarına ulaştırma (tebliğ) sorumluluğunu anında üstlenerek bir görev aşkıyla yola koyulmalarını ifade ettiğini vurgular.

        Kavmihim (قَوْمِهِمْ)

        İbn Fâris, k-v-m (kaf, vav, mim) kökünün bir arada duran, aynı nesep veya inanç birliğine sahip olan topluluk anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, cinlerin de tıpkı insanlar gibi kabilevi veya sosyal örgütlenmelere sahip olduklarını, kendi içlerinde "kavim" yapısı içinde yaşadıklarını bu kelimenin gösterdiğini ifade eder.

        Münzirîn (مُنذِرِينَ)

        İbn Fâris, n-z-r (nun, zel, ra) kökünün gelecekteki bir tehlikeye karşı önceden haber vererek korkutmak ve sakındırmak anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "münzir" kelimesinin bir kötülüğe veya azaba karşı şefkatle uyaran elçi/uyarıcı anlamına geldiğini açıklar. Toshihiko Izutsu, bu kelimenin cinlerin Kur'an'ı dinledikten sonra sadece "inanan" değil, anında "uyarıcı/tebliğci" (münzir) bir kimliğe büründüklerini gösterdiğini, böylece cinler aleminde de peygamberlik misyonunun bir yansıması olarak "uyarıcılık" görevinin başladığını analiz eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, cinlerin bu tutumunun, vahyi duyup da yüz çeviren Mekkeli müşriklere yönelik çok ağır bir sitem barındırdığını; görünmez varlıkların bile hakikati duyar duymaz onun savunucusu ve uyarıcısı kesildikleri bir tabloda, insanların körlüğünün ne kadar büyük bir trajedi olduğunun altının çizildiğini belirtir.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X