Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Ahkaf Sûresi, 27. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Ahkaf Sûresi, 27. Ayet

    وَلَقَدْ اَهْلَكْنَا مَا حَوْلَكُمْ مِنَ الْقُرٰى وَصَرَّفْنَا الْاٰيَاتِ لَعَلَّهُمْ يَرْجِعُونَ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Ve lekad ehleknâ mâ havlekum mine-lkurâ ve sarrafnâ-l-âyâti le’allehum yerci’ûn(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      “Çevrenizdeki nice şehirleri helâk ettik, belki dönerler diye uyarıcı işaretler de vermiştik.”

      Çevrenizdeki nice şehirleri helâk ettik. Allah Teâlâ insanı belli bir tabiatta, bünyede ve halde yarattı; insan, benzerlerinin ve emsallerinin işledikleri günahlar sebebiyle başlarına gelenlerden sakınır ve başkalarından ibret alır. Cenâb-ı Hak sanki şunu söylemektedir: çevrenizde ve yakınınızda bulunanların peygamberleri inkâr etmeleri, inatla karşı koymaları ve onlarla alay etmeleri sebebiyle başlarına gelenlerin sizin de başınıza gelmemesi için onların yaptıklarını yapmaktan sakının! Allah onları, çevrelerinde helâk edilen insanların başlarına gelenlerden sakınmaları ve onlara gelen azabın kendilerine de gelmemesi için, onların peygamberlere karşı yaptıklarını Resûlullah’a yapmamaları için uyarmaktadır. En doğrusunu Allah bilir.

      Belki dönerler diye uyarıcı işaretler de vermiştik. Bu âyet iki şekilde yorumlanır. Birincisi, doğru söylediklerini kavimlerine bildirmeleri için peygamberlere mûcizeler vermiştik, ama onlar bunları reddettiler ve peygamberleri inkâr ettiler. İşte o zaman onları helâk ediverdik. Ey Mekkeliler! Muhammed aleyhisselâmın size bildirdiği âyetlerde, doğru söylediğini ve peygamber olduğuna gösteren deliller vardır, bunları reddetmeyin ki, öncekilerin başına gelenler sizin de başınıza gelmesin! En doğrusunu Allah bilir. İkincisi, onların peygamberleri inkâr etmeleri, inatçılık yapmaları ve bu haberin ulaştığı kişinin uyması gereken buyrukları reddetmeleri sebebiyle başlarına gelen belâlara dair olarak, onlarla aynı tutumları sergilememeleri ve aynı davranışı yapmamaları İçin yakın çevrelerde ve ufuklarda uyarıcı işaretler koyduk. Bu iki yorumdan biri, insanların aynı davranışı yapmaktan vazgeçmeleri İçin onların başına gelenlere ait işaretler ufuklarda dağıtılmıştır, bu, onun için bir işaret olur. Bu işaret de kendisini onların yaptıklarını yapmaktan vazgeçmeye sevkeder. İkincisi, Cenâb-ı Hak, doğru söylediğine ve peygamber olduğuna işaret etsin diye her resûl ve nebî için bir işaret koyduğunu haber vermektedir. Yani Allah, tasdik etmelerini gerektiren şeyleri göstermeden onları helâk etmemektedir. En doğrusunu Allah bilir.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Ehleknâ (أَهْلَكْنَا)

        İbn Fâris, h-l-k (he, lam, kef) kökünün bir şeyin gitmesi, kaybolması, yok olması ve tükenmesi anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, helak kavramının bir şeyin tamamen ortadan kalkması veya bozulup işe yaramaz hale gelmesi olduğunu; ayetteki "ehleknâ" (helak ettik) fiilinin, ilahi sınırlara başkaldıran toplumların yeryüzündeki varlıklarına son verilmesini ifade ettiğini açıklar. Toshihiko Izutsu, helak kavramının Kur'an'ın etik-dini sisteminde bir cezalandırma arketipi olduğunu; bu fiilin rastgele bir felaketi değil, Allah'ın mutlak otoritesini reddedenlerin ontolojik bir tasfiye ile varlık sahasından silinmesini nitelediğini analiz eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin tarihsel bir gerçeğe vurgu yaptığını; Allah'ın toplumsal yozlaşma ve inkarda ısrar eden kitlelere yönelik tarihteki nihai müdahalesini ve bu toplulukların biyolojik ve kültürel sonlarını ilan ettiğini belirtir.

        Havleküm (حَوْلَكُمْ)

        İbn Fâris, h-v-l (he, vav, lam) kökünün bir şeyin etrafını kuşatmak, değişmek ve bir durumdan diğerine geçmek anlamlarını taşıdığını aktarır. Râgıb el-İsfahânî, "havl" kelimesinin bir şeyin yanlarını ve çevresini her yönden saran alan anlamına geldiğini belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, "havleküm" (çevrenizdeki) ifadesinin Mekke toplumuna yönelik coğrafi bir uyarı taşıdığını; Hicaz bölgesinin kuzey ve güneyindeki Semûd, Lût ve Adn gibi eski yerleşim yerlerinin kastedildiğini, ayetin bu yıkıntıları müşriklerin bizzat gözlemleyebilecekleri yakın bir mesafede (çevrelerinde) sunduğunu vurgular.

        El-Kurâ (الْقُرَىٰ)

        İbn Fâris, k-r-y (kaf, ra, ye) kökünün asıl manasının suyun havuzda toplanması olduğunu; insanların bir arada toplandığı yerleşim yerlerine (köy/şehir) bu sebeple "karye" (çoğulu kurâ) denildiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "karye" kelimesinin sadece evleri değil, o evlerde toplanan insan topluluğunu da kapsadığını ifade eder. Arthur Jeffery, kelimenin etimolojik olarak Süryanice "krîthâ" ve Aramice "kîryethâ" kelimeleriyle bağlantılı olduğunu ve kadim Ortadoğu medeniyetlerindeki yerleşik hayatı ifade eden ortak bir terim olarak Arapçaya girdiğini kaydeder. Angelika Neuwirth, Kur'an'da "kurâ" kelimesinin Geç Antik Çağ urbanizasyonuna uygun olarak, ilahi mesajın ulaştığı sosyal ve siyasi merkezleri temsil ettiğini, buraların yıkımının ise toplumsal bir çöküşü simgelediğini belirtir.

        Sarrafnâ (صَرَّفْنَا)

        İbn Fâris, s-r-f (sad, ra, fe) kökünün asıl manasının bir şeyi bir halden başka bir hale çevirmek, döndürmek ve yönünü değiştirmek olduğunu aktarır. Râgıb el-İsfahânî, "tasrif" eyleminin ayetleri, delilleri ve uyarıları farklı üsluplarla, çeşitli örneklerle ve tekrar tekrar (döndürerek) sunmak anlamına geldiğini açıklar. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin Kur'an'ın retorik stratejisini yansıttığını; ilahi mesajın tekdüze bir şekilde değil, muhatabın kalbine ve aklına ulaşabilmek için değişik açılardan, farklı kıssa ve metaforlarla zenginleştirilerek (sarrafnâ) sunulmasını ifade ettiğini vurgular.

        El-Âyât (الْآيَاتِ)

        İbn Fâris, e-y-y (hemze, ye, ye) kökünün işaret, alamet ve nişan anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "âyet"in gizli bir gerçeği açığa çıkaran, duyularla algılanan somut bir delil olduğunu; burada hem kainattaki ibretlik olayları hem de vahyin mesajlarını kapsadığını söyler. Arthur Jeffery, kelimenin Sami dillerindeki (İbranice/Aramice) mucizevi işaret anlamlarıyla olan köken bağını vurgular. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin tarihsel yıkıntılardan kozmik düzene kadar Allah'ın varlığını kanıtlayan her türlü veri olduğunu ifade eder.

        Yerci'ûn (يَرْجِعُونَ)

        İbn Fâris, r-c-a (ra, cim, ayın) kökünün geri dönmek ve yönelmek anlamına geldiğini aktarır. Râgıb el-İsfahânî, "rücû" eyleminin insanın başladığı yere dönmesi olduğunu; ayette mecazen müşriklerin inkardan ve günahtan vazgeçip asli fıtratlarına, yani Allah'ın tevhid yoluna geri dönmelerini (tövbe etmelerini) nitelediğini belirtir. Toshihiko Izutsu, bu kelimenin Kur'an'ın hedeflediği ahlaki dönüşümü temsil ettiğini; uyarıların amacının insanı ontolojik bir sapmadan (şirk) kurtarıp yaratıcısına yöneltmek (rücû) olduğunu analiz eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, "leallehüm yerci'ûn" (belki dönerler) ifadesinin Allah'ın kullarına tanıdığı son bir fırsatı ve merhamet zeminini yansıtan pedagojik bir ümit dili taşıdığını vurgular.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X