اُو۬لٰٓئِكَ اَصْحَابُ الْجَنَّةِ خَالِد۪ينَ ف۪يهَاۚ جَزَٓاءً بِمَا كَانُوا يَعْمَلُونَ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Ahkaf Sûresi, 14. Ayet
Daralt
X
-
Etiketler: ebediyet, ahkaf suresi, amellerin karşılığı, cennetlikler, ahkaf suresi 14. ayet, ahkaf 14, cennet, amel
-
13. “‘Rabb’imiz Allah'tır’ diyen sonra da devamlı bu söze uygun yaşayanlara ne bir korku vardır ne de onlar üzüntü çekeceklerdir.”
14. “İşte bunlar, yaptıklarının karşılığı olarak içinde devamlı kalmak üzere cennetliklerdir.”
İstikamet
‘Rabb’imiz Allah’tır’ diyen sonra da devamlı bu söze uygun yaşayanlar. Burada geçen istikamet kelimesi iki şekilde tefsir edilir. Birincisi, onlar Rabb’imiz Allah’tır dediler, sonra da söyledikleri bu söze uygun yaşadılar, bunda sebat ettiler ve yaşantılarını değiştirmediler. En doğrusunu Allah bilir. İkincisi, onlar Rabb’imiz Allah’tır dediler, sonra da yaptıkları amellerle, yaptıklarını dilleriyle ve kalpleriyle yaparak buna hakkıyla vefa gösterdiler. Onlar için ne bir korku vardır ne de onlar üzüntü çekeceklerdir. İşte bunlar, içinde devamlı kalmak üzere cennetliklerdir. Bu İlâhî buyruğu daha önce açıklamıştık. Yaptıklarının karşılığı olarak; Allah Teâlâ kendi lütfu ve rahmetiyle bunu onlara amellerinin karşılığı olarak vermiştir. Onlar kendi amelleriyle bunu hak etmiş değildirler, fakat Allah’ın lütfu ve rahmetiyle bunu elde etmişlerdir. Cenâb-ı Hak burada, amelin karşılığının kendi lütfu olduğunu söylemektedir.
Yorumu Yorumla
-
Ülâike (أُولَئِكَ)
İbn Fâris, e-l-y (hemze, lam, ye) kökünün temel olarak bir şeye işaret etme, gösterme ve dikkat çekme işlevi taşıdığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu kelimenin kendisinden önce zikredilmiş olan belirli bir gruba, ayetin bağlamında ise "Rabbimiz Allah'tır" diyerek tevhid inancında sarsılmaz bir istikamet gösteren müminlere işaret eden bir ism-i işaret (işaret zamiri) olduğunu ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin ayet başındaki kullanımının sıradan bir zamir işlevi görmediğini, aksine dünyada iken her türlü baskıya rağmen inançlarında sebat eden bu seçkin topluluğu ahiret sahnesinde kalabalıklar içinden ayırıp yücelten, onlara yönelik ilahi takdiri ve taltifi öne çıkaran retorik bir vurgu taşıdığını belirtir.
Ashâb (أَصْحَابُ)
İbn Fâris, s-h-b (sad, ha, be) kökünün temel manasının birbiriyle birlikte olmak, ayrılmaksızın eşlik etmek ve derin bir bağ kurmak olduğunu aktarır. Râgıb el-İsfahânî, "sâhib" kelimesinin bir şeyle çok yakın ilişki içinde olan, ondan ayrılmayan kişi anlamına geldiğini, "ashâbü'l-cennet" (cennet arkadaşları/halkı) tamlamasının, müminlerin cennetle aralarındaki aidiyet bağını, oraya geçici bir süreliğine uğrayan misafirler değil, oranın gerçek, ayrılmaz ve daimi sahipleri olduklarını ifade ettiğini açıklar. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın semantik evreninde "ashâb" kelimesinin, insanın eskatolojik (ahirete dair) statüsünü belirleyen ontolojik bir kategori olduğunu; dünyadaki geçici ve akışkan kimliklerin yerini ahirette cennet veya cehennem ile kurulan bu kopmaz ve sabit aidiyetin (sahibiyet) aldığını derinlemesine analiz eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin mülkiyet ve daimi ikamet anlamlarına dikkat çekerek, dünyada inançları uğruna yurtlarından ve mülklerinden olan müminlere, ahirette ellerinden asla alınmayacak ebedi bir yurdun asıl sahipliğinin (ashâb) vadedildiğini vurgular.
El-Cenneti (الْجَنَّةِ)
İbn Fâris, c-n-n (cim, nun, nun) kökünün asıl anlamının örtmek, gizlemek ve gözden saklamak olduğunu; sık ağaçları ve dallarıyla toprağı örttüğü, içindekileri dışarıdan görünmez kıldığı için eşsiz güzellikteki bahçelere bu kökten türeyen "cennet" isminin verildiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin dünyevi bir bahçeyi aşarak, ilahi lütufların, akıl almaz nimetlerin ve insanın hayal gücünün ötesindeki güzelliklerin (gözden gizlenmiş olmaları hasebiyle) toplandığı eskatolojik ödül yurdunu nitelediğini ifade eder. Arthur Jeffery, kelimenin etimolojik olarak Arapça kökenli olmakla birlikte, dini terminolojideki "ahiret yurdu, kutsal bahçe" şeklindeki spesifik kullanımının, Geç Antik Çağ'da Yahudi ve Hıristiyan geleneklerindeki "Gan Eden" (Adem'in Bahçesi) tasavvurunun Arap dilindeki kavramsal bir adaptasyonu olabileceğine işaret eder. Angelika Neuwirth, cennet mefhumunun Kur'an'ın edebi ve teolojik yapısında, insanın başlangıçta kaybettiği o kozmik ve kusursuz mekana (Eden) geri dönüşünü simgelediğini, dünyanın kaosuna ve yorgunluğuna karşı sunulan mutlak bir huzur ve onarım mekanı olarak kurgulandığını ifade eder.
Hâlidîne (خَالِدِينَ)
İbn Fâris, h-l-d (hı, lam, dal) kökünün temel olarak bir yerde uzun süre kalmak, bozulmaya uğramamak, yaşlanmamak ve mevcut durumunu korumak anlamlarına geldiğini aktarır. Râgıb el-İsfahânî, "hulûd" kavramının her türlü değişimden, bozulmadan ve ölümden azade bir şekilde, kesintisiz bir beka (sonsuzluk) halinde bulunmayı ifade ettiğini; bu kelimenin cennet halkı için kullanıldığında, onların ulaştıkları nimetlerin ve hayatın hiçbir zaman kesintiye uğramayacağı mutlak bir ölümsüzlük durumunu nitelediğini açıklar. Toshihiko Izutsu, cahiliye dönemi Arap düşüncesinde zamanın (dehr) her şeyi yok eden, insanı ölüme ve hiçliğe mahkum eden trajik ve yenilmez bir güç olarak görüldüğünü; Kur'an'ın "hulûd" kavramıyla bu karamsar ontolojiyi yıktığını ve zamanın yıkıcı etkisinin Allah'ın lütfuyla aşılarak insanın ebedi bir varoluşa kavuşacağı yepyeni bir diriliş felsefesi inşa ettiğini analiz eder.
Fîhâ (فِيهَا)
İbn Fâris, f-y (fe, ye) harflerinden oluşan "fî" edatının, bir şeyin içine girmeyi, zarfiyet (içindelik) bildirmeyi ve bir nesnenin diğerinin alanına dahil olmasını ifade ettiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin sonundaki "hâ" zamirinin cennete (el-cenneti) işaret ettiğini ve müminlerin bu ebedi mekanın bizzat içinde, nimetlerin tam merkezinde bulunacaklarını vurguladığını ifade eder.
Cezâen (جَزَاءً)
İbn Fâris, c-z-y (cim, ze, ye) kökünün temel manasının bir şeyin yerine geçmek, bir eylemin karşılığını tam olarak ödemek ve bedelini vermek olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "cezâ" kelimesinin sadece günümüzdeki olumsuz anlamıyla (ceza/azap) sınırlı olmadığını, iyi veya kötü yapılan herhangi bir işin miktar ve mahiyet olarak tam ve adil karşılığının verilmesi anlamına geldiğini, ayette cennetin, müminlerin dünyadaki zorlu sınavlarına mukabil ilahi bir ödül ve hak edilmiş bir karşılık (cezâ) olarak sunulduğunu açıklar. Toshihiko Izutsu, bu kavramın Kur'an'ın ahlaki nizamında çok merkezi bir yer tuttuğunu, ilahi adaletin eskatolojik boyutta keyfi işlemediğini; "cezâ" prensibinin, dünyadaki her bilinçli insan eyleminin ahirette matematiksel bir kesinlikle kendi sonucunu doğuracağı, kozmik bir ahlaki nedensellik ilkesi olduğunu derinlemesine analiz eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin cennet nimetlerini sadece karşılıksız bir lütuf (fazl) olmaktan çıkarıp, inananların iradeli duruşlarının ve emeklerinin "hak edilmiş bir neticesi" olarak konumlandırdığını, böylece insan eyleminin (amel) değerini yücelten bir işlev gördüğünü vurgular.
Ya'melûn (يَعْمَلُونَ)
İbn Fâris, a-m-l (ayın, mim, lam) kökünün asıl manasının bir işi kasıtlı, planlı ve belirli bir çaba göstererek yapmak, üretmek ve icra etmek olduğunu aktarır. Râgıb el-İsfahânî, "amel" fiilinin cansızların veya hayvanların istemsiz hareketlerinden farklı olarak, akıl sahibi canlıların bilinç, irade ve niyet taşıyan eylemlerini nitelediğini; ayette müminlerin dünyadaki bilinçli tevhidi duruşlarını ve salih davranışlarını ifade ettiğini açıklar. Toshihiko Izutsu, Kur'an semantiğinde "amel" kavramının her zaman "iman" ile sarsılmaz bir bağ içinde bulunduğunu, içsel bir tasdik olan imanın dış dünyada mutlaka aktif ve görünür bir eyleme (amel) dönüşmesi gerektiğini; ayetin ebedi kurtuluşu salt pasif bir inanca değil, bu inancın hayata yansımış pratik formuna bağladığını analiz eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, ayetteki "kânû ya'melûn" (yapageldikleri / yapmaktaydılar) şeklindeki gramatik yapının, müminlerin iyiliklerinin ve direnişlerinin anlık veya tesadüfi olmadığını; hayatlarının geneline yayılan, istikrarlı, kararlı ve sürekli bir ahlaki eylem (amel) pratiği olduğunu ispatladığını vurgular.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla