قُلْ مَا كُنْتُ بِدْعاً مِنَ الرُّسُلِ وَمَٓا اَدْر۪ي مَا يُفْعَلُ ب۪ي وَلَا بِكُمْۜ اِنْ اَتَّبِعُ اِلَّا مَا يُوحٰٓى اِلَيَّ وَمَٓا اَنَا۬ اِلَّا نَذ۪يرٌ مُب۪ينٌ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Ahkaf Sûresi, 9. Ayet
Daralt
X
-
Etiketler: vahiye uyma, ahkaf suresi 9. ayet, gayb bilgisizliği, ahkaf 9, uyarıcı, ilk elçi değil, ahkaf suresi, vahiy, resul
-
“De ki: Ben peygamberler arasında benzeri gelip geçmemiş biri değilim, bana ve size ne yapılacağım da bilemem, ancak bana vahyedilene uyarım. Ben yalnızca açık bir uyarıcıyım.”
De ki: Ben peygamberler arasında benzeri gelip geçmemiş biri değilim. En doğrusunu Allah bilir ya, sanki Mekkeliler, peygamberlerin insanlardan seçilmesini inkâr ettikleri ve peygamberlik makamını insanlar için çok üstün gördükleri için Cenâb-ı Hak bunu belirtmiştir. İşte bunun üzerine Hz. Peygamber’e şunu söylemesini emretmektedir: Ben peygamberler arasında benzeri gelip geçmemiş biri değilim. Yani ben insanlardan gönderilen ilk peygamber değilim, aksine bundan önce dünyanın çeşitli bölgelerine insanlar arasından peygamberler gönderilmişti. İnsanım diye neden benim peygamberliğimi inkâr ediyorsunuz? Benden önce gönderilen peygamberlerin hepsi de insan oldukları halde neden onu bana yakıştıramıyorsunuz? En doğrusunu Allah bilir. Ebû Avsece şöyle dedi: Ben peygamberler arasında benzeri gelip geçmemiş biri değilim cümlesi, peygamber olan ilk insan ben değilim, benden Önce de peygamberler gönderildi mânasına gelir. İbn Kuteybe buna şöyle mâna verdi: İnsanlardan peygamberliği ilk başlatan ben değilim.
Bana ve size ne yapılacağını da bilemem. Bu cümle farklı şekillerde yorumlanabilir. Birincisi, bana ve size ne yapılacağını bundan önce bilmiyordum, yani peygamberlik için benim seçileceğimi, size gönderileceğimi ve sizin de bana uymaya ve benim davetimi kabul etmeye mecbur olacağınızı daha önce bilmiyordum. En doğrusunu Allah bilir. İkincisi, bana ve size ne yapılacağını da bilemem, yani daha Önceki peygamberler ümmetlerinin arasından çıkmakla emrolunduklan, sonra da ümmetlerinin kökünün kazındığı gibi, benim de sizin aranızdan çıkarılıp sonra sizin helâk edilip edilmeyeceğinizi bilmiyorum. Daha Önceki peygamberlere ve ümmetlerine yapılan cezalandırmanın aynısının bana ve size de yapılıp yapılmayacağını bilmiyorum. En doğrusunu Allah bilir. Üçüncüsü, insanların tavırlarının ve hallerinin değiştirilmesinden korkarak bana ve size ne yapılacağını bilemem, demiş de olabilir. Allah’ın salât ve selâmı üzerlerine olsun, peygamberler, İnsanların kendilerine karşı hallerinin değişmesinden, onlara verilen nimetlerin değiştirilmesinden ve onlar için seçilenlerin kaybolmasından korkuyorlardı. Meselâ Hz. İbrahim şöyle demişti: “Rabbim! Bu şehri güvenli kıl, beni ve çocuklarımı putlara tapmaktan uzak tut!”. Şuayb aleyhisselâm da şöyle söylemişti: “Kavminden büyüklük taslayan Önderler kesimi şöyle dediler: Rabb’imiz Allah dilemedikçe sizin dininize dönmemiz bizim için olacak şey değildir! Rabb’imizin ilmi her şeyi kuşatmıştır”. Yûsuf sûresinde de şöyle buyurulur; “Allah dileyip bunu öğretmeseydi kralın kanununa göre kardeşini alıkoyamazdı”. Hz. Yûsuf da şöyle dua etmişti: “Ey Rabbim! Müslüman olarak canımı al ve beni iyi kulların arasına kat!”. Hz. Yâkup da şöyle söylemişti: “Oğullarım! Yalnız O’na teslim olmuş müminler olarak can verin!”. Nihayet Resûlullah (s.a.) da şöyle dua etmişti; “Ey kalpleri değiştiren Allah’ım! Kalplerimizi sana itaatte sabit kıl!”. Allah’ın salât ve selâmı üzerlerine olsun peygamberler, üzerinde bulundukları hallerin değişmesinden endişe ediyorlardı. Buna göre Bana ve size ne yapılacağını da bilemem mealindeki âyetin, sizin de benim de bugün içinde bulunduğumuz hal değişecek mi, yoksa bu halde bırakılacak mıyız, bilmiyorum mânasına gelmesi mümkündür. Bu sözün hakikati, geçmişin sonuna kadar araştırılmasıdır. En doğrusunu Allah bilir. Bazı müfessirlerin kaydettiğine göre, Mekkeliler, Resûlullah’a (s.a.) ve ashabına (Allah hepsinden razı olsun) çeşitli işkencelerle eziyet ediyorlardı. Ashâb-ı kirâm onlardan gördükleri bu eziyetler üzerine Resûlullah’a (s.a.) şikâyette bulundular. Hz. Peygamber şöyle söyledi: “Ben onlara karşı ne savaş yapmakla ve ne de başka bir şeyle emrolunmadum! Dolayısıyla bu duruma sabredin. Fakat ben rüyamda şu nitelikteki bir yere hicret ettiğimi gördüm”. Bunun üzerine ashap sevindi ve beklemeye başladı. Bir müddet bekledikten sonra herhangi bir değişiklik göremeyince, tekrar gördükleri eziyetten şikâyete başladılar ve şöyle dediler: Bunlardan kurtulacağımıza dair bize söylemiş olduğun olaya dair bir gelişme görmedik. Hz. Peygamber şöyle dedi: “Ben onu ancak rüyamda görmüştüm, bunun olup olmayacağına dair bana gökten bir vahiy gelmedi”. Ashabın böyle bir sözü söylemeleri muhtemel değildir. Ashâb-ı kirâmın Resûlullah’a (s.a.), buradan kurtulacağımıza dair söylediklerin gerçekleşmedi demeleri düşünülemez.. Çünkü bu sözde Resûlullah’ı (s.a.) itham etmek ve ona duydukları saygıyı kaybetmek mânası vardır. Buna cevaben Resûlullah’ın (s.a.) da onlara, “Ben onu rüyamda görmüştüm, bunun olup olmayacağına dair bana gökten bir vahiy gelmedi” demesi düşünülemez. Allah’ın salât ve selâmı üzerlerine olsun, peygamberlerin rüyaları da gökten gelen vahiy gibidir. Dolayısıyla böyle bir rivayetin sahih ve sabit olma ihtimali yoktur. En doğrusunu Allah bilir. Yukarıda belirttiğimiz yorumlar, akla daha uygun gelmektedir. En doğrusunu Allah bilir. Ben ancak bana vahyedilene uyarım. Ben yalnızca açık bir uyarıcıyım. Âyet-i kerîme gayet açıktır, tefsire ihtiyaç yoktur.
Yorumu Yorumla
-
Bid'an (بِدْعًا)
İbn Fâris, b-d-a (be, dal, ayın) kökünün asıl manasının bir şeyi daha önce hiçbir örneği ve benzeri olmaksızın ilk defa ortaya koymak, icat etmek ve başlatmak olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "bid'at" veya "bid'" kelimesinin geçmişte bir emsali bulunmayan, yepyeni ve görülmemiş şey anlamına geldiğini, bu ayette Hz. Peygamber'in elçilik iddiasının insanlık tarihinde duyulmamış, emsalsiz ve tuhaf bir iddia olmadığını, kendisinden önce de pek çok elçinin geldiğini ifade etmek üzere kullanıldığını açıklar. Toshihiko Izutsu, kelimenin Mekke toplumundaki statüko algısıyla olan çatışmasını analiz eder; müşriklerin Hz. Peygamber'i kendi geleneksel (atalar) dinlerini bozan "yeni ve tehlikeli bir icat" (bid'at) olarak algıladıklarını, ayetin ise bu algıyı yıkarak asıl evrensel ve tarihi sürekliliğin tevhid peygamberleri silsilesinde olduğunu vurguladığını belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin tarihi bağlamda müşriklerin peygamberlik kurumuna yönelik şaşkınlıklarını ve itirazlarını hedef aldığını, Hz. Muhammed'in elçilik misyonunun dinsel tarihte ontolojik bir kırılma veya nevzuhur (bid'a) bir sapma olmadığını, aksine bilinen köklü bir ilahi iletişimin devamı niteliğinde olduğunu resmettiğini vurgular.
Er-Rusul (الرُّسُلِ)
İbn Fâris, r-s-l (ra, sin, lam) kökünün temel anlamının yavaş yavaş, peş peşe ve kolaylıkla göndermek, birbiri ardına salıvermek olduğunu aktarır; elçi manasındaki "resul" kelimesinin, ilahi mesajı insanlara ardışık ve düzenli bir şekilde iletmek üzere gönderilmesinden dolayı bu kökten türediğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "resul" isminin, Allah'ın vahyini, emir ve yasaklarını kullarına tebliğ etmekle görevlendirilen, özel bir ilahi misyon yüklenmiş seçkin insanları nitelediğini açıklar. Arthur Jeffery, kelimenin köken olarak Sami dil havzasına ait olduğunu ve Hıristiyan Aramicesi ile Süryanicede "şlîhâ" (havari, elçi) kavramının karşıladığı teolojik elçilik misyonunun Arapçadaki karşılığı olarak Kur'an terminolojisinde merkezi bir yer edindiğini kaydeder. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın iletişimsel semantiğinde "resul" kavramının, ilahi ve beşeri dünyalar arasındaki ontolojik uçurumu aşan, Allah'ın sözünü insan diline aktaran yegane köprü işlevi gördüğünü analiz eder.
Edrî (أَدْرِي)
İbn Fâris, d-r-y (dal, ra, ye) kökünün bir şeyi araştırarak, inceliklerine vakıf olarak, hile ve kurnazlık yollarıyla bilmek ve kavramak anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "dirayet" kavramının sıradan bir bilme eyleminden ziyade, gizli veya dolaylı yollardan çıkarım yaparak elde edilen bilgi olduğunu, peygamberin "mâ edrî" (ben bilmem/kavrayamam) diyerek gayb alanına, kendi geleceğine ve insanların akıbetine dair gizli bilgilere nüfuz etme yeteneğinin (dirayetinin) bulunmadığını mutlak bir acziyetle itiraf ettiğini söyler. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu ifadenin müşriklerin peygamberden bekledikleri "doğaüstü, her şeyi bilen yarı tanrısal figür" beklentisini yerle bir ettiğini, İslam'da peygamberin beşeri sınırlarının altını en kalın çizgilerle çizen, onun sadece kendisine bildirileni aktaran sadık bir insan olduğunu kanıtlayan teolojik bir sınır taşı niteliğinde olduğunu vurgular.
Yûhâ (يُوحَى)
İbn Fâris, v-h-y (vav, ha, ye) kökünün asıl manasının gizli, hızlı ve başkalarının fark edemeyeceği kadar ince bir işaretle mesaj iletmek, ilham etmek ve fısıldamak olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "vahiy" kelimesinin ilahi iradenin, elçisinin kalbine doğrudan, süratli ve insanlar için mahiyeti meçhul bir yöntemle bilgi bırakması, konuşması anlamına geldiğini açıklar. Arthur Jeffery, vahiy kavramının İslam öncesi Arap şiirinde gizli işaretler veya yazılar için kullanıldığını, ancak Kur'an'ın bu kelimeye Süryani ve Arami peygamberlik geleneğindeki "ilahi ilham" manasını yükleyerek yepyeni ve spesifik bir teolojik boyut kazandırdığını iddia eder. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın ontolojisinde vahyin, Allah'tan peygambere doğru inen dikey iletişim ekseninin tam merkezinde yer aldığını, sözsüz ilahi kelamın beşeri dile (Arapçaya) aktarılma anındaki gizemli ve sarsıcı bilişsel sıçramayı ifade ettiğini derinlemesine analiz eder.
İttebi'u (أَتَّبِعُ)
İbn Fâris, t-b-a (te, be, ayın) kökünün birinin izinden gitmek, onun peşine düşmek ve ardı sıra yürümek anlamlarını taşıdığını aktarır. Râgıb el-İsfahânî, "ittiba" fiilinin fiziksel bir takipten ziyade, iradi bir teslimiyetle, emredilene hiçbir ekleme veya çıkarma yapmadan, tam bir sadakatle uymak ve boyun eğmek olduğunu belirtir. Toshihiko Izutsu, kelimenin Kur'an ahlakındaki yerini incelerken, peygamberin dahi ilahi vahiy karşısında konumunun salt "ittiba eden" (uyan) olmakla sınırlandırılmasının, İslam'ın temelindeki mutlak itaatin ve vahyin otoritesinin her türlü beşeri otoritenin üstünde tutulduğunun en çarpıcı göstergesi olduğunu ifade eder.
Nezîr (نَذِيرٌ)
İbn Fâris, n-z-r (nun, zel, ra) kökünün temel anlamının gelecekteki bir tehlikeye veya zarara karşı önceden haber vererek korkutmak ve sakındırmak olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "nezîr" sıfatının, insanları kendi hatalarının varacağı kaçınılmaz kötü sonuca ve ilahi cezaya karşı şefkatle ama sarsıcı bir biçimde uyaran elçi anlamına geldiğini açıklar. Toshihiko Izutsu, uyarıcılık vasfının Kur'an'daki eskatolojik dünya görüşünün temel direği olduğunu, "nezîr"in, dünyanın sonunun yaklaştığını ve büyük bir hesap gününün kapıda olduğunu bildiren varoluşsal bir alarm işlevi gördüğünü analiz eder. Angelika Neuwirth, nezîr kavramını Geç Antik Çağ'ın kıyamet (apokaliptik) beklentileri çerçevesinde değerlendirir ve bu vasfın, peygamberi sadece bir yasa koyucu olarak değil, insanlığı yaklaşan ilahi mahkemeye karşı sarsarak uyandıran güçlü bir eskatolojik figür olarak konumlandırdığını ifade eder.
Mübîn (مُبِينٌ)
İbn Fâris, b-y-n (be, ye, nun) kökünden türeyen bu kelimenin, arayı ayıran, gerçeği ortaya çıkaran ve kendisi açık olan anlamlarına geldiğini aktarır. Râgıb el-İsfahânî, ayette nezîr sıfatını niteleyen bu kelimenin, uyarıcının ilettiği mesajın hiçbir kapalılık, karmaşa veya muğlaklık barındırmadığını, elçinin görevini (tebliğ) muhatapların hiçbir mazeret ileri süremeyeceği kadar apaçık ve anlaşılır bir şekilde yerine getirdiğini gösterdiğini belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin bağlam içindeki ağırlığına değinerek, peygamberin tebliğde bulunduğu gerçekliğin ve uyarıların kristal berraklığında (mübîn) olmasının, vahyi reddeden müşriklerin inkarlarını anlama eksikliğine değil, doğrudan kasıtlı bir kibre ve düşmanlığa bağlayan, onları ilahi mahkemede tamamen mazeretsiz bırakan hukuki bir delil olduğunu vurgular.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla