Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Abese Sûresi, 42. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Abese Sûresi, 42. Ayet

    اُو۬لٰٓئِكَ هُـمُ الْكَفَرَةُ الْفَجَرَةُ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Ulâ-ike humu-lkeferatu-lfecera(tu)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      "İşte bunlar inkârcılardır, günahkarlardır."

      Yani Allah'ın nimetlerini inkâr eden nankörler ve hakka hukuka riayet etmeyip yan çizen günaha batmış kimselerdir. Başarıya ulaştıran yalnızca Allah'tır.

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        El-Keferah (الْكَفَرَةُ)

        Kök harfleri kef, fe ve ra harfleridir. İbn Fâris, Mu'cem Mekâyîs el-Luga eserinde bu kökün temel anlamının "bir şeyi örtmek ve gizlemek" olduğunu belirtir. Tohumu toprağa gömüp üzerini örttüğü için çiftçiye de mecazen "kâfir" dendiğini, bu ayetteki kullanımın ise hakikatin üzerini kasten örtenleri ifade ettiğini kaydeder. Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât adlı çalışmasında "küfr" kavramını ikiye ayırır: Birincisi Allah’ın varlığını ve birliğini inkâr ederek imanın üzerini örtmek, ikincisi ise Allah’ın verdiği nimetleri görmezden gelerek "küfrân-ı nîmet" (nankörlük) yapmaktır. Buradaki "keferah" (çoğul form) ifadesinin, hem inançsızlığı hem de bu inançsızlığın getirdiği nankörlüğü en üst perdeden temsil edenleri nitelediğini açıklar. Arthur Jeffery, The Foreign Vocabulary of the Qur'an adlı çalışmasında, kelimenin Arapça asıllı olmakla birlikte, dini bir terim olarak "inkâr" ve "dinden dönme" anlamındaki teknik kullanımında Süryanice kpar ve Aramice benzer köklerle semantik bir etkileşim içinde olduğunu, özellikle "suçtan arınma" veya "hakikati reddetme" bağlamında kadim Sami dillerinde merkezi bir kavram olduğunu belirtir. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın etik yapısını incelerken "kufr" kavramını iman kavramının zıddı olarak analiz eder; ona göre "keferah", Allah’ın mutlak egemenliğini ve O'nun ayetlerini kasten yok sayan, ontolojik bir nankörlük içinde olan bireyleri temsil eden güçlü bir nitelemedir. Angelika Neuwirth, erken Mekke surelerinin eskatolojik pasajlarında bu kelimenin, ahiret sahnelerinde yüzleri kararmış olarak tasvir edilen grubun kimliğini belirleyen anahtar terim olduğunu ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin ayetteki bağlamına işaret ederek; bunların sadece sıradan birer münkir değil, inkârda derinleşmiş, hakikate karşı direncini bir karakter haline getirmiş "katı inkârcılar" olduğunu ifade ettiğini aktarır.

        El-Fecerah (الْفَجَرَةُ)

        Kök harfleri fe, cim ve ra harfleridir. İbn Fâris, Mu'cem Mekâyîs el-Luga eserinde bu kökün temel anlamının "yarmak, açmak ve fışkırmak" olduğunu belirtir. Tan yerinin ağarmasına (fecr) karanlığı yarması sebebiyle bu ismin verildiğini, ahlaki bir terim olarak ise "fucûr"un, dinin ve ahlakın belirlediği sınırları yarmak, o sınırların dışına taşmak anlamına geldiğini kaydeder. Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât adlı çalışmasında "fecerah" (çoğul form) kelimesinin, hayâ perdesini yırtan, günahı açıkça işleyen ve ilahi yasalara isyan ederek doğru yoldan sapan kimseler için kullanıldığını açıklar. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın semantik dünyasında "fucûr" kavramını incelerken; bunun "takvâ"nın tam karşıtı olduğunu, insanın fıtri sınırlarını aşarak moral bir çöküş yaşamasını ve her türlü kötülüğe meyletmesini temsil eden bir kötülük türü olduğunu analiz eder. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), bu ayette "keferah" ve "fecerah" kelimelerinin peş peşe zikredilmesinin müthiş bir edebi uyum ve mana bütünlüğü taşıdığını; "keferah" ile kalpteki inanç bozukluğuna, "fecerah" ile de bu bozukluğun dışa vuran ahlaki yozlaşmasına ve ameli isyanına işaret edildiğini tahlil eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin bağlamına işaret ederek; bunların sadece zihnen inkârcı değil, aynı zamanda fiilen de her türlü sınırı aşan, günah işlemekte pervasız olan "yoldan çıkmışlar" ve "günahkârlar" olduğunu ifade ettiğini aktarır. Prof. Dr. Sadık Kılıç, "fecerah" nitelemesinin insanın varoluşsal rotasından sapmasını ve ilahi programa karşı bir "yırtılma" yaşamasını temsil ettiğini, bu durumun o gün yüzlerin kararmasıyla sonuçlanan temel sebep olduğunu vurgular.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X