Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Abese Sûresi, 40. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Abese Sûresi, 40. Ayet

    وَوُجُوهٌ يَوْمَئِذٍ عَلَيْهَا غَبَرَةٌۙ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Ve vucûhun yevme-iżin ‘aleyhâ ġabera(tun)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      "Birtakım yüzler de o gün toza toprağa bürünmüş;"

      Dediler ki, bu onların yüzlerindeki ilk değişimdir. Sanki toz kalkmış da yüzlerini kaplamış gibi olurlar. Sonra yüzlerin karartılması, ardından silinip dümdüz edilmesi ve arkalarına çevrilmesi gelir. Şu ilâhî beyanda belirtildiği gibi: "Biz birtakım yüzleri silip dümdüz ederek arkalarına çevirmeden..."​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Vücûh (وُجُوهٌ)

        Bu kelimenin kök harfleri ve, cim ve he harfleridir. İbn Fâris, Mu'cem Mekâyîs el-Luga adlı eserinde bu kökün temel anlamının bir şeyin ön tarafı, yönü ve bizzat kendisi olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât adlı çalışmasında "vech" kelimesinin insanın çehresi olduğunu, ancak burada mecazi olarak kişinin o andaki ruh halinin, onurunun veya zilletinin dışa vuran ilk ve en belirgin yansıması anlamına geldiğini açıklar; bu ayette ise mahşer meydanındaki suçluların yaşadığı mutlak çaresizliğin simalardaki ifadesidir. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın semantik dünyasında "yüz" kavramının bireyin ahlaki ve ontolojik statüsünün bir aynası olduğunu, bu ayet bağlamında ise inkârcıların ebedi hüsranlarının ilk olarak bu "vücuh" üzerinde bir karanlık olarak okunacağını analiz eder. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin çoğul gelmesinin o günkü inkârcı kitlelerin ortak sonuna ve toplu bir perişanlık manzarasına işaret ettiğini tahlil eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin ayetteki işlevine değinerek, müminlerin parlayan yüzlerinin aksine, bu yüzlerin üzerini kaplayan tozun ve karanlığın, kişinin dünyadaki tercihlerinin ahiretteki kaçınılmaz fiziksel ve manevi sonucu olduğunu ifade ettiğini aktarır.

        Yevmeizin (يَوْمَئِذٍ)

        Bu kelime "yevm" ve "iz" kelimelerinin birleşiminden oluşur. İbn Fâris, Mu'cem Mekâyîs el-Luga eserinde "yevm" kökünün (ye, vav ve mim) temel anlamının zamanın aydınlık kısmı ve genel manada vakit olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât adlı çalışmasında bu kalıbın, metinde daha önce zikredilen "kulağı sağır eden çığlık" (Sâhhah) anını ve sonrasındaki büyük ayrışma vaktini işaret eden spesifik bir zaman zarfı olduğunu açıklar. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın zaman algısında "yevmeizin" ifadesinin normal kronolojik zamanın bittiği ve dünyevi tüm bağların koptuğu o "kesin hesap anını" temsil ettiğini analiz eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin ayetteki bağlamına işaret ederek; bunun rastgele bir gün değil, insanın en yakınlarından kaçtığı ve herkesin kendi ameliyle yüzleştiği o dehşet dolu kıyamet vaktini ifade ettiğini aktarır.

        Ğaberatün (غَبَرَةٌ)

        Bu kelimenin kök harfleri ğayın, be ve ra harfleridir. İbn Fâris, Mu'cem Mekâyîs el-Luga adlı eserinde bu kökün temel anlamının toz, toprak, bir şeyin kalıntısı ve bir şeyin üzerine çöken renk değişimi (donukluk/grilik) olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât adlı çalışmasında "ğabera" kelimesinin havadaki tozun bir nesnenin üzerine çöküp onun rengini ve parlaklığını kapatmasını ifade ettiğini; bu ayet bağlamında ise suçluların yüzlerine çöken keder, korku ve perişanlığın yarattığı o karanlık ve kirli görüntüyü temsil ettiğini açıklar. Arthur Jeffery, The Foreign Vocabulary of the Qur'an adlı çalışmasında; kelimenin kadim Sami dillerinde toz ve toprak anlamında yaygın olduğunu, Kur'an'ın eskatolojik sahnelerinde ise "nur/ziya" kavramının zıddı olarak bedbahtlığı ve manevi kirliliği simgeleyen teknik bir terim haline geldiğini belirtir. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın semantik yapısında bu kelimeyi "müsfire" (parlayan) sıfatının tam zıddı olarak konumlandırır; "ğabera"nın sadece fiziksel bir toz değil, imansızlığın ve kötülüğün ruhu karartması sonucu simalarda oluşan ontolojik bir donukluk ve is olduğunu analiz eder. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin edebi tasvirine odaklanarak; "ğabera" ifadesinin seçilmesinin, suçluların o günkü aşağılanmışlığını, sanki üzerlerine toprak serpilmişçesine bir zillet içinde olduklarını ve parlaklıktan tamamen mahrum kaldıklarını resmettiğini tahlil eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin bağlamına işaret ederek; bu tozlu ve dumanlı görüntünün, kişinin dünya hayatındaki inkar ve isyanının ahiret sabahındaki kasvetli ve karanlık yansıması olduğunu ifade ettiğini aktarır.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X