ضَاحِكَةٌ مُسْتَبْشِرَةٌۚ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Abese Sûresi, 39. Ayet
Daralt
X
-
Etiketler: abese 39, gülen yüzler, abese suresi 39. ayet, müminler, abese suresi, sevinçli yüzler, parlak yüzler
-
Dâhiketün (ضَاحِكَةٌ)
Kök harfleri dad, ha ve kef harfleridir. İbn Fâris, Mu'cem Mekâyîs el-Luga eserinde bu kökün temel anlamının bir şeyin açılması, parlaması ve sevinçle dişlerin görünmesi olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât adlı çalışmasında "dahik" eyleminin kalpteki sevinç ve huzurun yüzdeki bir tezahürü olduğunu, ancak Kur'an'daki bu kullanımın alaycı olmayan, tam aksine mutlak bir mutluluktan kaynaklanan bir aydınlığı ifade ettiğini açıklar. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın semantik dünyasında bu kavramı incelerken; müminlerin ahiretteki psikolojik durumunu yansıttığını, dünyada çektikleri sıkıntıların ardından ulaştıkları nihai kurtuluşun (felah) bir sonucu olarak yüzlerinde beliren ontolojik bir sevinç ifadesi olduğunu analiz eder. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin edebi bağlamına odaklanarak; "dahike" sıfatının bir sonraki ayetlerdeki "karanlık ve tozlu" yüzlerle oluşturduğu keskin zıtlığa dikkat çeker ve bu gülümsemenin, hesabını vermiş olmanın verdiği mutlak güven duygusundan kaynaklandığını tahlil eder. Angelika Neuwirth, erken Mekke surelerinin eskatolojik tasvirlerinde bu tür nitelemelerin, inananların ilahi huzurdaki statülerini sembolize eden görsel birer metafor olduğunu, "dahike" ifadesinin ise korkunun yerini ebedi bir neşeye bıraktığı anı resmettiğini belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin ayetteki işlevine işaret ederek; bu yüzlerin, amel defterlerini sağdan alan ve akıbetlerinin hayır olduğunu anlayan müminlerin yaşadığı tarifsiz sevinci ve bu sevincin yüzlerdeki canlı yansımasını ifade ettiğini aktarır.
Müstebşiretün (مُسْتَبْشِرَةٌ)
Kök harfleri be, şın ve ra harfleridir. İbn Fâris, Mu'cem Mekâyîs el-Luga eserinde bu kökün temel anlamının "beşere" (cilt yüzeyi) ve bir habere duyulan tepkiyle cildin hal değiştirmesi olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât adlı çalışmasında "istibşâr" eyleminin, alınan müjdeli bir haberin etkisiyle insanın yüz derisindeki gerginliğin dağılması ve simasına bir parlaklık gelmesi anlamına geldiğini açıklar. Arthur Jeffery, The Foreign Vocabulary of the Qur'an adlı eserinde; kökün Sami dilleri ortak mirası olduğunu, Süryanice "besşar" (müjdelemek) kelimesiyle fonetik ve semantik bir bağ taşıdığını kaydeder. Toshihiko Izutsu, bu kavramı "bişâra" (müjde) ile olan bağıyla analiz ederek; kişinin sadece o anki haliyle değil, gelecekteki sonsuz nimetlerin haberini almasıyla duyduğu o derin iç huzurunun dışa vurumu olduğunu vurgular. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin "istif'âl" babında gelmesine dikkat çekerek; bu kalıbın sevinci kendi içinde yoğun bir şekilde duymak ve müjdeyi büyük bir coşkuyla karşılamak anlamına geldiğini, yüzlerin adeta bu müjdeyle ışıldadığını tahlil eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin bağlamına işaret ederek; mahşerin o büyük dehşetini atlatan müminlerin, kendilerine sunulan cennet müjdesini almalarıyla yaşadıkları büyük rahatlamayı ve bu neşeli bekleyişin çehrelerini nasıl aydınlattığını ifade ettiğini aktarır. Prof. Dr. Hidayet Aydar, bu kelimenin müminlerin sadece kurtulmuş olmalarını değil, aynı zamanda kendilerine vaat edilen büyük ödülleri heyecanla bekleyen aktif bir neşe içinde olduklarını simgelediğini belirtir.
Yorumu Yorumla
Yorumu Yorumla