لِكُلِّ امْرِئٍ مِنْهُمْ يَوْمَئِذٍ شَأْنٌ يُغْن۪يهِۜ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Abese Sûresi, 37. Ayet
Daralt
X
-
Li-Külli (لِكُلِّ)
Bu kelimenin kök harfleri kef, lam ve lam harfleridir. İbn Fâris, Mu'cem Mekâyîs el-Luga adlı eserinde bu kökün temel anlamının bir şeyi kuşatmak, tamamlamak ve bütünlük olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât adlı çalışmasında "küll" kelimesinin bir bütünün her bir parçasını ayrı ayrı veya hepsini birden kapsayan bir genelleme edatı olduğunu, buradaki kullanımın ise istisnasız her bir ferdi içine alan mutlak bir kapsayıcılığı ifade ettiğini açıklar. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın semantik yapısını incelerken bu kelimenin, mahşer meydanındaki evrensel kaos içinde bile bireysel sorumluluğun ve her bir öznenin tekilliğinin altını çizdiğini analiz eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin ayetteki işlevine işaret ederek; o gün hiç kimsenin bu genel hükmün dışında kalamayacağını, her bir bireyin ayrı ayrı bu duruma muhatap olacağını ifade ettiğini aktarır.
İmri-in (امْرِئٍ)
Bu kelimenin kök harfleri elif (hemze), mim ve ra harfleridir. İbn Fâris, Mu'cem Mekâyîs el-Luga eserinde bu kökün temel anlamının insan, kişilik, olgunluk ve erdemlilik olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât eserinde "imru" kelimesinin "insan" (beşer) kelimesinden farklı olarak, daha çok ahlaki ve hukuki sorumluluğu olan "kişi"yi, onurlu ve iradeli bireyi ifade ettiğini açıklar. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın etik yapısında bu kelimenin bireysel kimliği (the self) temsil ettiğini; kıyamet sahnesinde kişinin tüm sosyal unvanlarından sıyrılıp sadece kendi amelleriyle baş başa kalan yalın bir "kişi" haline gelmesini simgelediğini analiz eder. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin edebi bağlamdaki kullanımına odaklanarak; "kişi" vurgusunun, mahşer kalabalığı içinde insanın nasıl mutlak bir yalnızlığa itildiğini ve her bir ferdin tekil bir hesap verme birimi olarak ele alındığını tahlil eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin bağlamına işaret ederek; burada cinsiyet ayrımı gözetmeksizin her bir ferdin, kendi varoluşsal kriziyle baş başa kalmış olan müstakil bir kişilik olarak nitelendirildiğini ifade ettiğini aktarır.
Minhum (مِّنْهُمْ)
Bu kelime "min" edatı ile "hum" zamirinden oluşmaktadır. Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât adlı çalışmasında "min" edatının burada "teb'îz" (parçalara ayırma) ifade ettiğini, yani mahşer halkı olan o devasa bütünden her bir bireyi tek tek ayırıp öne çıkardığını belirtir. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin edebi işlevini analiz ederken; bu ifadenin bir önceki ayette zikredilen "kaçış" eyleminin faillerini (kardeş, anne, baba, eş, çocuk) işaret ettiğini, kişinin en yakınları dahil o kalabalıktaki her bir ferdin artık birbirinden bağımsız birer dert sahibi olduğunu tahlil eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin bağlam içindeki işlevine değinerek; o mahşer kalabalığı içindeki her bir kişinin, diğerlerinden kopuk ve tamamen kendi derdine odaklanmış bir durumda olduğunu ifade ettiğini aktarır.
Yevme-izin (يَوْمَئِذٍ)
Bu kelime "yevm" ve "iz" kelimelerinin birleşmesinden oluşur. İbn Fâris, Mu'cem Mekâyîs el-Luga eserinde "yevm" kökünün (ye-vav-mim) temel anlamının zaman dilimi ve aydınlık olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât adlı çalışmasında "yevme-izin" kalıbının, geçmişte bahsedilen o dehşetli hadisenin (Sâhhah) vuku bulduğu ve tüm beşeri bağların koptuğu o özel ve sarsıcı "an"a işaret eden bir zaman zarfı olduğunu açıklar. Arthur Jeffery, The Foreign Vocabulary of the Qur'an adlı eserinde kelimenin Arapça asıllı olduğunu, ancak kıyamet terminolojisindeki bu spesifik kullanımının "o gün" (the day) vurgusuyla ilahi bir hesap vaktini nitelediğini belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin ayetteki işlevine işaret ederek; bunun rastgele bir zaman değil, insanın en yakınlarından bile kaçmasına sebep olan o benzersiz ve dehşet dolu kıyamet vaktini ifade ettiğini aktarır.
Şe'nün (شَأْنٌ)
Bu kelimenin kök harfleri şın, elif ve nun harfleridir. İbn Fâris, Mu'cem Mekâyîs el-Luga eserinde bu kökün temel anlamının bir iş, durum, olay ve önemli bir meşguliyet olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât eserinde kelimenin, insanın tüm dikkatini ve enerjisini üzerine çeken, onu başka her şeyden alıkoyan "büyük iş" ve "hallerin en mühimi" anlamına geldiğini açıklar. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın semantik alanında bu kavramı incelerken; insanın o günkü halinin basit bir meşguliyet değil, varoluşsal bir kriz ve dehşet hali olduğunu, kişinin kendi akıbetinden başka bir şeyi görmesine engel olan bir "vaziyet" olduğunu analiz eder. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin kullanımına dikkat çekerek; bunun insanı adeta hapseden ve başka hiçbir sosyal ilişkiye (anne, baba, evlat gibi) yer bırakmayan kuşatıcı bir "dert" ve "durum" olduğunu tahlil eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin bağlamına işaret ederek; her ferdin o gün kendisini tamamen meşgul eden, başını döndüren ve başkasıyla ilgilenmesine asla izin vermeyen başlı başına devasa bir işi ve derdi olduğunu ifade ettiğini aktarır.
Yuğnîh (يُغْنِيهِ)
Bu kelimenin kök harfleri ğayın, nun ve ye harfleridir. İbn Fâris, Mu'cem Mekâyîs el-Luga eserinde bu kökün temel anlamının bir şeye ihtiyaç duymama, başkasından beri olma ve zenginlik olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât adlı çalışmasında "iğnâ" eyleminin burada, bir şeyin kişiyi başka her şeyden müstağni kılması, yani onu o derece meşgul etmesi ki başkasına dönüp bakacak halinin kalmaması anlamına geldiğini açıklar. Toshihiko Izutsu, bu kavramı "ğina" (zenginlik/ihtiyaçsızlık) kavramının semantik bir dönüşümü olarak analiz eder; o günkü "zenginlik" veya "yeterlilik" maddi bir refah değil, kişinin kendi dert ve tasasının ona "yetecek" kadar ağır ve meşgul edici olmasıdır. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin edebi gücüne vurgu yaparak; normalde olumlu bir anlam taşıyan (zenginlik/yeterlilik) bu kelimenin böyle bir dehşet sahnesinde kullanılmasının, insanın dert ve korku bakımından ne kadar "doymuş" ve "başkasına kapalı" olduğunu ifade eden sarsıcı bir ironi barındırdığını tahlil eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin ayetteki işlevine değinerek; o günkü halin şiddetinin, kişiyi başkalarının (ailesinin, çocuklarının) durumuyla ilgilenmekten tamamen alıkoyacağını, kendi derdinin ona kâfi geleceğini ve başka hiçbir şeye mecal bırakmayacağını ifade ettiğini aktarır.
Yorumu Yorumla
Yorumu Yorumla