وَفَاكِهَةً وَاَباًّۙ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Abese Sûresi, 31. Ayet
Daralt
X
-
Fâkiheten (فَاكِهَةً)
Bu kelimenin kök harfleri fe, kef ve he harfleridir. İbn Fâris, Mu'cem Mekâyîs el-Luga eserinde bu kökün temel anlamının "neşe", "sevinç" ve "lezzet" olduğunu belirtir; meyvelere de insana neşe ve zevk verdiği için bu ismin verildiğini kaydeder. Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât adlı çalışmasında kelimenin genel olarak meyveleri ifade ettiğini, ancak Kur'an terminolojisinde özellikle temel gıda maddelerinin (buğday, hurma gibi) dışında kalan, daha çok tadı ve keyfi için tüketilen her türlü meyveye işaret ettiğini açıklar. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın anlamsal alanında "fâkihe" kavramını incelerken; bunun sadece biyolojik bir besin değil, Allah'ın insana sunduğu estetik ve psikolojik bir lütuf, bir "nimet" türü olduğunu, rızık zincirinin en zarif halkasını temsil ettiğini analiz eder. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin edebi bağlamdaki yerini değerlendirerek; önceki ayetlerde sayılan zeytin, hurma ve üzümden sonra genel bir ifade olarak "fâkihe"nin gelmesinin, ilahi sofranın zenginliğini ve insanın damak tadına yönelik sonsuz çeşitliliği simgelediğini tahlil eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin ayetteki işlevine değinerek; bunun özel olarak mevsimlik meyveleri ve insanın beslenmesindeki tamamlayıcı, lezzet verici ürünleri ifade ettiğini, insanın biyolojik ihtiyaçlarının ötesinde bir konfora sahip kılındığını vurguladığını aktarır.
Ebben (أَبًّا)
Bu kelimenin kök harfleri elif, be ve be harfleridir. İbn Fâris, Mu'cem Mekâyîs el-Luga eserinde bu kökün temel anlamının "hazırlanmak" ve "yetişmek" olduğunu, topraktan kendiliğinden biten ve hayvanların yediği otları ifade ettiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât adlı çalışmasında "ebb" kelimesinin her türlü mera, otlak ve hayvan yemi için kullanıldığını, özellikle insanlar tarafından ekilmeyen, doğada kendiliğinden yetişen çayır ve otlaklara bu ismin verildiğini açıklar. El-Cevâlîkî, el-Mu'arreb adlı eserinde bu kelimenin arkaik bir yapıya sahip olduğuna ve ilk dönem dilcileri arasında tam anlamı üzerinde durulduğuna işaret eder. Arthur Jeffery, The Foreign Vocabulary of the Qur'an adlı çalışmasında, kelimenin Arapça asıllı olmakla birlikte, genel olarak "yeşil otlak" ve "hayvan yemi" anlamındaki kullanımında diğer Sami dillerindeki (özellikle Habeşçe ve Aramice) benzer köklerle semantik bir paralellik taşıyabileceğini kaydeder. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın semantik yapısında "ebb" kavramının rızık zincirindeki hayvancılık boyutunu temsil ettiğini; Allah'ın toprağı sadece insan için değil, insanın faydalandığı hayvanlar için de bir sofra kıldığını analiz eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin ayetteki bağlamına dikkat çekerek; bunun hayvanların otlaması için yaratılan meraları, çayırları ve her türlü yem bitkisini ifade ettiğini, böylece ilahi rızık planının hem insanı hem de insanın ihtiyaç duyduğu hayvanları kapsayan bütüncül bir yapıda olduğunu aktarır. Prof. Dr. Hidayet Aydar, bu kelimenin seçilişindeki inceliğe vurgu yaparak; topraktan fışkıran bu yeşil örtünün, eko-sistemin en temel halkası olarak ilahi kudretin bir sonucu olduğunu ifade eder.
Yorum
Yorum