Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Abese Sûresi, 24. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Abese Sûresi, 24. Ayet

    فَلْيَنْظُرِ الْاِنْسَانُ اِلٰى طَعَامِه۪ۙ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Felyenzuri-l-insânu ilâ ta’âmih(i)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      "İnsan yediğine bir bakıp düşünsün!"

      İnsan yediğine baksın; onu nasıl takdir etmiştir; öyle ki onu çıkarmak için gökleri, yerleri, havayı, güneşi, ayı, geceyi, gündüzü ve diğer nimetleri kullanmıştır. Göğün kullanılması içindeki yağmurun indirilmesi sayesinde olmaktadır. Havayı kullanması yağmur için onun bir sebep yapılması itibariyledir. Yerin kullanılması, yağmurun yağıp yerin, yağmur için bir durma mekânı olması bakımındandır. Yerden, insanların hayatta kalmalarına sebep teşkil eden gıdaları ve yararlanacakları her bir nimeti çıkarmıştır. Bu itibarla bunun belirtilmesinde birtakım faydalar vardır: Onlardan biri şudur: Yaratıklara göklerin, yerin, bütün mahlûkatın, ayın ve güneşi yaratan varlığın bir olduğunu bildirmektedir. Çünkü bunlardan birinin menfaati diğerine bağlıdır. Eğer böyle olmasaydı o takdirde göğü yaratanın, onun menfaatlerini yeri yaratanın halkından esirgemesi, onların ondan yararlanmalarını engellemesi söz konusu olurdu.

      İkincisi: Bunda, hayranlık verici kudretinin ve hikmetinin hatırlatılması vardır. Böylece bilsinler ki O, yaratmayı dilediği her nesneyi ve fiili yapmaya kādirdir, bu konuda zâf göstermez ve hiçbir sebep kendisini aciz bırakmaz. Çünkü birbirleriyle çelişkili ve özlerinde farklılıklar olmasına rağmen bahsettiğimiz nesnelerin işlevlerini bir araya getirdi, menfaatler itibariyle onları düzene koydu, birbirini tamamlar vaziyette, onlardan her birini diğeri ile aralarındaki uzaklığa rağmen bağlantılı hale getirdi. Farklı nesneler ve fiiller arasında bir uyum ve düzen tesis eden, araları uzak olan nesneleri birbirleriyle irtibatlı hale getiren, işte O, aynı zamanda ölüleri diriltmeye ve âhiret hayatını başlatmaya da kādirdir.

      Üçüncüsü: İnsanlara bunları hatırlattı ki Allah'ın eşsiz hikmeti ve ilmini bilsinler ve bunu anlatsınlar, O'nun mahlûkatı boş yere (abes) yaratmadığını ve kendilerini başıboş bırakmayacağını öğrensinler. İnsanlardan şükür beklemeyecek, onları yeniden diriltmeyecek aksine sadece yaratacak ve öldürecek... Böyle bir durum yoktur. Eğer öyle olsaydı o takdirde Allah'ın onları yaratması hikmetten uzak olurdu.

      Dördüncüsü: Allah insanı, ihtiyaçlar ve şehvet arzularıyla kuşatılmış bir şekilde yaratmıştır. Yiyeceği öyle takdir etmiştir ki onu aldığı zaman ihtiyacı giderilmekte ve arzusunu yatıştırmış olmaktadır. Eğer insan, ihtiyacın giderilmesini ve arzusunun görülmesini sağlayan özelliğin ne olduğunu anlamaya çalışsa onun bilgisine ulaşamaz. Bu gerçeklik üzerinde düşünülmesi halinde ölümden sonra diriltilme ve âhiret hayatıyla ilgili şüphelerin yok edilmesi ve itirazların giderilmesi sonucuna ulaşılır. Zira onlar işlerini kendi güçlerine göre değerlendirirler, tedbirlerinin elverdiği şekilde düzene koyarlar. Hal böyle iken yemekte kendi tedbirleri ve güçleri dışında birtakım özellikler olduğunu gördüklerinde anlarlar ki iş kendi tedbirleri gibi değildir. Bunun sonucunda taşıdıkları kuşkular ve sorunlar ortadan kalkar. Aynı şekilde onlar farklı farklı ve değişik olmalarına, tatları ve renkleri farklılık arz etmesine rağmen bütün varlıklara hayat veren suyun özelliğini öğrenmek isteseler bu onlar için mümkün olmaz. Buradan hareketle de anlarlar ki hikmeti bu noktaya ulaşan varlığın gücü dilediğini yapmaya yeter ve O istediğini istediği gibi yapar. Dolayısıyla bu sayılanlar üzerinde tefekkür etmek başkasına ihtiyacının olduğu sonucuna götürür ve anlaşılır ki Allah Teâlâ yaratmış olduğu nesneleri kendi ihtiyacı için yaratmamış, aksine onları sadece insanoğlunun yararlanması için yaratmıştır.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Yenzur (يَنْظُرِ)

        Bu kelimenin kök harfleri nun, zı ve ra harfleridir. İbn Fâris, Mu'cem Mekâyîs el-Luga eserinde bu kökün temel anlamının gözle bakmak, bir şeyi görmeye çalışmak ve zihinsel olarak derinlemesine düşünmek olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât adlı çalışmasında "nazar" eyleminin sadece fiziki bir bakış olmadığını, bir ibret ve bilgi edinme amacıyla kalbi ve aklı devreye sokarak yapılan bir gözlem olduğunu açıklar. Bu ayetteki kullanımın, insanı sadece bakmaya değil, gördüğü şeyin arkasındaki ilahi kudreti ve tasarrufu kavramaya yönelik bir tefekküre davet ettiğini kaydeder. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın kavramsal dünyasında bu fiilin epistemolojik bir geçişi simgelediğini; duyusal algıdan (görme) akli ve kalbi bir sonuca (marifet) ulaşma sürecini ifade ettiğini analiz eder. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), emir kipinde gelen bu ifadenin muhatabı doğrudan doğruya günlük hayatın içindeki en somut gerçekliklerle yüzleştirdiğini, tefekkürü soyut bir düzlemden çıkarıp yaşamsal bir gözleme dönüştürdüğünü tahlil eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin bağlamına işaret ederek, bunun insanın kendi acziyetini ve Allah'ın lütfunu anlaması için en yakınındaki nimete, yani hayatta kalmasını sağlayan gıdaya ampirik bir dikkatle bakması yönünde bir ilahi çağrı olduğunu ifade ettiğini aktarır.

        El-İnsân (الْإِنْسَانُ)

        Bu kelimenin kök harfleri elif (hemze), nun ve se harfleridir; bazı dilcilere göre ise nun, sin ve ye (nisyân) kökünden türemiştir. İbn Fâris, kelimenin "ünsiyet" (alışmak, sosyalleşmek) veya "nisyân" (unutmak) köklerine dayanabileceğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, insanın sosyal tabiatına ve öğrenme yeteneğine vurgu yaparak, bu bağlamda "insan" kelimesinin, ilahi hitaba muhatap olan, düşünebilen ve nankörlük ile şükür arasında tercih yapma iradesine sahip varlığı temsil ettiğini açıklar. Toshihiko Izutsu, "insan" teriminin Kur'an'da genellikle Allah'ın mutlak kudreti karşısında kendi konumunu unutan ve kibre kapılan beşer tipolojisini betimlemek için kullanıldığını, burada da insanın kendi biyolojik bağımlılığını fark etmesi için bir hitap öznesi kılındığını analiz eder. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin başındaki belirlilik takısının önceki ayetlerde zikredilen "nankör insan" vasfına atıfta bulunduğunu, ancak mesajın tüm insanlığı kapsayan evrensel bir ibret dersi niteliği taşıdığını tahlil eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu ifadenin nankörlükte direten müşrik prototipini hedef almakla birlikte, yaratılış mucizelerini görüp de yaratıcıyı inkar eden her bireyi düşünmeye sevk eden genel bir niteleme olduğunu aktarır.

        Ta'âm (طَعَامِهِ)

        Bu kelimenin kök harfleri tı, ayın ve mim harfleridir. Sondaki "hi" zamiri "onun" anlamı katan bir ek olmakla birlikte, eylemin aslı "ta'âm" ismidir. İbn Fâris, Mu'cem Mekâyîs el-Luga eserinde bu kökün temel anlamının bir şeyi tatmak ve yenilen her türlü gıda maddesi olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât eserinde kelimenin sadece ağızla tadılan yiyecekleri değil, bedeni besleyen ve hayatta tutan her türlü rızkı ifade ettiğini, ancak asıl kullanımın "yemek" üzerine yoğunlaştığını açıklar. Arthur Jeffery, The Foreign Vocabulary of the Qur'an adlı çalışmasında, kelimenin Arapça asıllı olduğunu ve diğer Sami dillerinde de tatma ve gıda anlamında köklü bir geçmişe sahip olduğunu belirtir. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın anlamsal alanında gıdanın sadece biyolojik bir nesne değil, aynı zamanda Allah'ın "Rezzak" sıfatının tecellisi ve insan ile yaratıcı arasındaki bağımlılık ilişkisini hatırlatan bir "ni'met" (lütuf) olarak konumlandırıldığını analiz eder. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin insana nispet edilerek (onun yemeği) kullanılmasının, insanın üzerindeki ilahi mülkiyeti ve gıdanın hazırlanışındaki karmaşık süreçlerin insan kontrolü dışında gerçekleştiğini vurgulayan edebi bir incelik taşıdığını tahlil eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin bu ayetteki işlevine işaret ederek, insanın yaşamasını sağlayan en temel unsur olan besinlerin topraktan tabağa gelene kadar geçirdiği ilahi evreleri düşünmesi için bir hareket noktası teşkil ettiğini ifade ettiğini aktarır.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X