Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Abese Sûresi, 17. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Abese Sûresi, 17. Ayet

    قُتِلَ الْاِنْسَانُ مَٓا اَكْفَرَهُۜ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Kutile-l-insânu mâ ekferah(u)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      "Kahrolası o insan! Ne kadar da inkârcı!"

      Kahrolası insan. Dediler ki: Bunun yorumu "Lânet olası insan!" demektir. Hasan-ı Basrî ve Mûtezile, bu ifadenin Allah'ın insanı yaptıklarından ötürü kötülemesi ve nitelemesi tarzında bir ifade olduğunu ve Allah'ın bunu kullanmasında bir sakınca bulunmadığını söylemişlerdir. Aslolan şudur ki kötülemekle ancak kötüleyenin sefihliği ve boş laf etmesi söz konusudur. Zira kötüleme, hiçbir zaman kötülenene zarar vermez. Kötülemenin zararı sadece kötüleyene yönelik kalır. Kötülenen, kendisini kötüleyenin kötülemesiyle değil ancak kendi işlediği aşağılık fiillerle kötülenir. Allah ise kendisine aşağılık bir fiil nispet edilmesinden yücedir. O yüzden biz diyoruz ki: İnsanlar arasında kötüleme olarak bilinen bir kelimenin Allah tarafından kullanılması halinde kötülemenin yukarıda sözü edilen mânası gerçekleşmez. Nitekim insanlar arasında gıybet sayılacak bir sözün Allah tarafından kullanılması halinde de gıybetten söz edilemez. Aksine bunlar bir fiilden engelleme ve uyarıda bulunma anlamına gelir ve gıyabında söylenenlerde, kendilerine hitap olunan kimselerin korkutulması ve onların sefih ve cahil olduklarının hatırlatılması vardır. Görmez misin ki insan, huzurunda iken muhatabına sırrını ifşa anlamına gelecek şeyler söyleyebilir, hal böyle iken onun bu sözleri, eğer ona öğüt vermeyi ve içinde bulunduğu durumdan vazgeçirmeyi kastetmiş, dünya ve âhiretine yarar sağlayacak olan davranışlara rehberlik etmeyi amaçlamışsa söyledikleri gıybet anlamı taşımaz. Aynı şekilde Allah'tan da kötüleme yahut gıybet sayılabilecek bir söz gelmişse O'nun hakkında kötülediği yahut gıybette bulunduğu gibi bir niteleme caiz olmaz. Çünkü bunlar Allah'a nispetle öğüt verme, insanları uyarma amaçlı olur ve bunlarla nispet edildiği kimselerin korkutulması ve yıldırılması amaçlanır.

      Ne kadar da inkârcı! Yani onun nankörlüğü ne de çirkin, ne de vahşi ve ne de iğrençtir demektir. Çünkü o bildi ki kendisine verilen bütün nimetler Allah'tandır. Hal böyle iken o Allah'ın nimetlerine şükretmemiş ve dine yaptığı davette kendisine itaat etmemiştir. Aksine sahip olduğu nimetlere karşılık kendisine ne yarar ne de zarar verebilecek olan putlara şükretmekte; işitmeyen, görmeyen ve kendisine hiçbir yararı dokunmayacak olan putlara tapınmaktadır. Bu son derece çirkin ve iğrenç bir durumdur. Yahut o şükreden ile nankörlük edeni, bozguncu ile onarıcı olanı, dost ile düşman olanı bir tutmakla onun nankörlüğü ne kadar vahşi ve çirkin olmuştur. Oysa akıl, bunlar arasında ayırım yapmayı gerektirir. O ölümden sonra diriltilmeyi ve âhiret hayatını inkâr etmekle aklına değer vermemiş, ona karşı tavır almış ve inatçılık yapmıştır. Özelliği böyle olan kimsenin inkârcılığı ne kadar dehşet vericidir.

      Sonra "mâ ekferahu" cümlesi "Eyye şey'in ekferah" (taaccüp kipi değil de) "onu inkârcılığa sürükleyen şey nedir" anlamında da olabilir. Buna göre âyetin belirtilmesinde inanan insanların onlara hayretini uyandırma, fiili bu olanın kötülüğünden ve Rabbine yönelik muamelesinin kötülüğünden onları uyarma amacı vardır.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Kutile (قُتِلَ)

        Bu kelimenin kök harfleri kaf, te ve le harfleridir. İbn Fâris, Mu'cem Mekâyîs el-Luga eserinde bu kökün temel anlamının ruhun bedenden ayrılması, bir canlının hayatına son verilmesi ve yok oluş olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât adlı çalışmasında kelimenin bu ayetteki gibi meçhul formda kullanımının fiziksel bir ölümden ziyade "kahrolsun", "Allah'ın rahmetinden uzak kalsın" veya "la'nete uğrasın" anlamında bir beddua ve şiddetli bir kınama ifadesi olduğunu açıklar. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın semantik yapısında bu tür ifadelerin eski Arap geleneğindeki "hiciv" ve "beddua" kalıplarıyla formel bir benzerlik taşıdığını, ancak Kur'an bağlamında bunun ontolojik bir reddedişi ve kişinin kendi sonunu hazırlayan nankörlüğüne karşı ilahi bir öfkeyi temsil ettiğini analiz eder. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin seçilişindeki edebi sertliğe dikkat çekerek, bu ifadenin insanın hakikate karşı sergilediği inatçı direncin ne denli büyük bir manevi felaket olduğunu ve bu durumun ilahi kat mahkumiyetini yansıttığını tahlil eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin bağlamına işaret ederek, bunun gerçek anlamda bir öldürme eylemi değil, nankörlükte direten insan tipine yönelik bir dışlama, alçaltma ve şiddetli bir azarlama ünlemi olduğunu ifade ettiğini aktarır.

        El-İnsân (الْإِنْسَانُ)

        Bu kelimenin kök harfleri elif (hemze), nun ve se harfleridir; bazı dilcilere göre ise nun, sin ve ye (nisyân) kökünden türemiştir. İbn Fâris, Mu'cem Mekâyîs el-Luga eserinde kelimenin iki asıl köke dayanabileceğini; birincisinin "ünsiyet" (alışmak, sosyalleşmek), ikincisinin ise "nisyân" (unutmak) olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât eserinde insanın hem sosyal bir varlık olarak başkalarıyla ünsiyet kurma yeteneğine hem de fıtratındaki ahdi unutma (nisyan) zaafına vurgu yapar; ancak bu ayette "insan" kelimesinin, cinsi temsil etmekle birlikte özellikle nankörlük ve küfür sıfatıyla ön plana çıkan tipolojiyi hedef aldığını kaydeder. Arthur Jeffery, The Foreign Vocabulary of the Qur'an adlı çalışmasında, kelimenin Arapça asıllı olmakla birlikte, dini literatürdeki "beşeriyetin temsilcisi" anlamındaki kullanımında Süryanice "nâşâ" kelimesiyle fonetik ve semantik paralellikler taşıdığını ifade eder. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın etik yapısında "insan" kavramının genellikle Allah karşısındaki zayıflığı, kibri ve nankörlüğü üzerinden tanımlandığını, bu ayette de kendisine verilen onca nimete rağmen yaratıcısını görmezden gelen "nankör insan" prototipinin kastedildiğini analiz eder. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin başındaki "el" takısının (lam-ı tarif) belirli bir şahsı değil, nankörlük vasfını üzerinde taşıyan genel insan karakterini somutlaştırdığını tahlil eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, buradaki "insan" ifadesinin özelde vahye muhatap olup onu reddeden müşrik tiplemesini, genelde ise yaratılış mucizelerini görüp de nankörlükte direnen herkesi kapsadığını aktarır.

        Akferahu (أَكْفَرَهُ)

        Bu kelimenin kök harfleri kaf, fe ve re harfleridir. Sondaki "hu" zamiri "onu" veya "o" anlamı katar. İbn Fâris, Mu'cem Mekâyîs el-Luga eserinde bu kökün temel anlamının "örtmek" ve "gizlemek" olduğunu, geceye "kâfir" denilmesinin sebebinin de her şeyi karanlığıyla örtmesi olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât eserinde kelimenin dini ıstılahta iki ana boyutu olduğunu; birincisinin imanı ve hakikati örtmek (küfür), ikincisinin ise kendisine verilen nimetleri görmezden gelip şükretmemek (küfran-ı nimet) olduğunu, bu ayetteki "mâ akferahu" kalıbının "ne kadar da nankör!" anlamında bir hayret ve şiddetli kınama ifadesi (fiil-i taaccüb) olduğunu açıklar. Arthur Jeffery, The Foreign Vocabulary of the Qur'an adlı çalışmasında, kelimenin Süryanice "kaphar" ve Aramice "kpar" kökleriyle olan köklü bağına işaret ederek, bu dillerde "reddetmek", "inkâr etmek" ve "günahtan arınmak" gibi anlamlarda kullanılan teknik bir dini terim olduğunu, Kur'an'da ise özellikle nimetin ve imanın zıddı olarak merkezi bir kavram haline geldiğini kaydeder. Toshihiko Izutsu, bu kelimeyi Kur'an'ın anahtar kavramları arasında "şükür" kavramının tam zıddı olarak konumlandırır; "küfür"ün sadece teolojik bir inkar değil, aynı zamanda Allah'ın ihsanına karşı sergilenen en derin ahlaki nankörlük ve duyarsızlık hali olduğunu analiz eder. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), "mâ" edatıyla kurulan bu hayret kalıbının, insanın sergilediği nankörlüğün akıl almaz boyutlarını ve bu tutumun ne denli çirkin olduğunu vurgulayan edebi bir üslup taşıdığını tahlil eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin bu bağlamda insanın kendisine bahşedilen hayat ve hidayet imkânlarına rağmen sergilediği aşırı nankörlüğü ve gerçeği inatla örtme çabasını ifade ettiğini aktarır.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X