Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Abese Sûresi, 3. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Abese Sûresi, 3. Ayet

    وَمَا يُدْر۪يكَ لَعَلَّهُ يَزَّكّٰىۙ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Vemâ yudrîke le’allehu yezzekkâ

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      "Sen nereden bileceksin, belki o arınacaktı."

      "Lealle" Allah tarafından kullanılınca kesinlik ve zorunluluk ifade eder. Arınacaktı sözü ameli ve niyetiyle arınacaktı anlamına gelir. Bu beyan, Kur'ân'da yer alan "Ve mâ yudrîke" ifadesinin tümü, Allah'ın peygamberine bildirmediği hususlardır diye yapılan yorumu geçersiz kılmaktadır. Bu, Süfyan b. Uyeyne ve diğerlerinden rivayet olunmuştur. Çünkü burada görülmektedir ki Allah peygamberini "leallehu yezzekkâ" kavl-i celîli ile bilgi sahibi yapmıştır. Çünkü "Lealle" Allah tarafından kullanılırsa vuku bulması kesin anlamı taşır. Vacip olduğunda da o onu arındırmış demektir. Onu arındırdığına göre de Hz. Peygamber (a.s.) onu bilmiş demektir.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Yüdrike (يُدْرِيكَ)

        Bu kelimenin kök harfleri dal, ra ve ye harfleridir. İbn Fâris, Mu'cem Mekâyîs el-Luga eserinde bu kökün bilmek, farkında olmak, bir şeyi araştırarak veya birtakım ipuçları vasıtasıyla idrak etmek anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât adlı çalışmasında bu kökten türeyen "dirayet" kavramının, sıradan bir bilmeden ziyade, dolaylı yollardan, çıkarım yaparak veya dikkatli bir düşünme süreciyle elde edilen derinlemesine bilgi türünü ifade ettiğini kaydeder. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın kavramsal alanında bu ifadenin kullanımını epistemolojik bir boyutta inceler ve insanın gayb veya başkalarının içsel niyetleri karşısındaki bilgi sınırlarına işaret ettiğini, bir kişinin kalbindeki gerçek durumun ancak ilahi bilgiyle tam olarak bilinebileceğini vurguladığını analiz eder. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin retorik bir soru kalıbı içinde kullanılmasının edebi yönüne dikkat çekerek, bu üslubun Hz. Peygamber'e yöneltilen ilahi uyarının tonunu yumuşattığını; muhatabın içsel niyetini bilmemenin insani bir sınırlandırma olduğunu belirterek odak noktasını görünürdeki sosyal statüden görünmeyen kalp temizliğine kaydırdığını tahlil eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin bağlamına işaret ederek, dış görünüşe veya toplumsal konuma bakılarak yapılan insani değerlendirmelerin eksik olabileceğini, Kureyş liderleri ile âmâ sahabi arasında kimin hidayete ve arınmaya daha yatkın olduğunu bilmenin peygamber dahi olsa bir beşer için kendi başına mümkün olmadığını ifade ettiğini aktarır.

        Yezzekkâ (يَزَّكَّى)

        Bu kelimenin kök harfleri ze, kef ve vav (veya ye) harfleridir. Aslı tefa'ul babında "tezekkâ" olup idgam edilerek bu formu almıştır. İbn Fâris, Mu'cem Mekâyîs el-Luga eserinde bu kökün temel olarak büyüme, artma, çoğalma, feyiz, temizlik ve bereket anlamlarını taşıdığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât eserinde kelimenin, nefsi günahlardan, cehaletten ve kötü ahlaktan arındırmak, ilahi öğütlerle manevi bir büyüme ve gelişim sağlamak anlamına geldiğini açıklar. Arthur Jeffery, The Foreign Vocabulary of the Qur'an adlı çalışmasında, kelimenin kökünün asli olarak Arapçada bulunmasına karşın, dini ve teolojik bağlamda arınma, ruhani temizlik ve aklanma anlamlarındaki bu spesifik kullanımında Aramice ve Süryanice (zakka/zakhutha) dillerindeki benzer kullanımların semantik etkisinin görülebileceğini, bu kavramın Sami dillerindeki dini metinlerde ortak bir ruhani saflığı ifade ettiğini kaydeder. Toshihiko Izutsu, kelimenin Kur'an'ın ahlaki sistemindeki yerini analiz ederek, bu fiilin pasif bir durum değil, kişinin kendi iç dünyasını kötülüklerden arındırmak ve manevi olgunluğa erişmek için gösterdiği aktif, bilinçli bir ahlaki çaba olduğunu, bu samimi tutumun elitlerin kibir ve kendini yeterli görme psikolojisiyle taban tabana zıt bir manevi duruşu temsil ettiğini belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin ayetteki işlevine odaklanarak, eylemin âmâ sahabi Abdullah b. Ümmü Mektum'un niyetindeki derinliği ortaya koyduğunu; onun meclise geliş amacının sıradan bir meraktan ziyade, içsel bir arınma, ahlaki bir tekâmül arayışı taşıdığını ve bu haklı talebinin onu ilginin asıl merkezi yapması gerektiğini ifade ettiğini aktarır.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X