Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

A'râf Sûresi, 199. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    A'râf Sûresi, 199. Ayet

    خُذِ الْعَفْوَ وَأْمُرْ بِالْعُرْفِ وَاَعْرِضْ عَنِ الْجَاهِل۪ينَ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Ḣużi-l’afve ve/mur bil’urfi vea’rid ‘ani-lcâhilîn(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      Kolaylığı seç, iyi olanı emret, cahillere aldırma!

      Kolaylığı seç. Bu beyan iki anlama gelebilir. Birincisi "ahz" (الْأخذ) yani "alma" anlamındaki kelimenin hakikat manasında olmasıdır. İkincisi, affetme eylemini yapmak anlamında olmasıdır. Eğer "alma' anlamındaysa iki yorumu vardır. İçinde hakkı bulunmayan fazlalığı al, anlamına gelebilir. Bu fazlalık, bunun az alanıdır. İkinci olarak şu anlama gelebilir: Kendileri için gerekli olanın dışında ve ihtiyaçlarından artanı istemeden al! Yani onların sana verdiklerini kabul et, isteme konusunda ısrarcı olma. Bu, "sizden servetinizi de istemeyecektir; onu sizden istese ve sıkıştırsaydı cimrilik ederdiniz". Cenab-ı Hak, onların mallarını istemesi halinde bunun onları cimriliğe sevkedeceğini bildirmiştir. Eğer "affetme" anlamındaysa söz konusu beyan çeşitli yorumlara açıktır. Yani zalimlerin zulümlerini affet, sefihlerden yüz çevir ve onlara yumuşak davran. Resulullah'a (s.a.) insanlara yönelik olarak üç davranışta bulunması emredilmiştir: Zalimlerin zulümlerini affetmesi ve zulümlerine karşılık vermemesi emredilmiştir. İkinci olarak sefihlerden, cahillerden yüz çevirmesi ve onlara yumuşak davranması emredilmiştir. Üçüncüsü müminlere yumuşaklıkla ve şefkatle muamelede bulunması emredilmiştir. Aynı şekilde Cenab-ı Hak "müminIere karşı şefkat ve merhamet doludur" mealindeki beyanla onu rahmet ve şefkatle nitelemiştir. Abdullah b. Zübeyr'in şöyle dediği rivayet edilmiştir: Kolaylığı seç, iyi olanı emret, cahillere aldırma! Allah bu ayeti sadece insanların ahlakı hakkında indirmiştir. Katade'nin şöyle dediği nakledilmiştir: Kolaylığı seç, iyi olanı emret. Güzel ahlak, Allah'm peygamberine emrettiği ve uymaya davet ettiği özelliktir. Müfessirlerin bir kısmı bu görüşü benimsemiş ve ayeti bu şekilde yorumlamıştır. Bazıları da şöyle demiştir: Bu, daha önce belirttiğimiz üzere malın fazlasını almaktır. Bu durum da zekat ayetiyle neshedilmiştir. İbn Mesud ve Übey [b. Kab]'ın mushafında şöyle rivayet edilmiştir: Kolaylığı seç, iyi olanı (maruf) emret, kötü olandan sakındır ve cahillere aldırma! Bunda Cenab-ı Hakk'ın, iyiliği emretme ve kötülükten sakındırma eylemini emrettiğine dair delil vardır. "Ma'rûf" (المعروف) her iyiliğin adıdır. Cenab-ı Hak, belirttiğimiz üzere ona, zalimler hakkında affı seçmesini emretmiştir. Buna göre Hz. Aişe'nin şöyle dediği rivayet edilmiştir: Bir adam Resulullah'a (s.a.) sövüyor ve eziyet ediyordu. Bu adam Resulullah'ın yanına geldiğinde Resulullah ona yer gösterdi, onu kendine yaklaştırdı ve memnuniyetle karşıladı. Hz. Aişe dedi ki: Ona "Ya Resûlallah! Bu sana sövmüyor muydu?" dedim. O, "Evet, ya Aişe! İnsanların en kötülerinden biri, kötülüklerinden ve dillerinden korunmak için ikram edilen kimsedir" buyurdu. Buna benzer şekilde Resulullah, zalimleri affetmeye, bağışlamaya ve onlara karşılık vermemeye davet edilmişti.

      İyi olanı emret. Yani insanlara iyi olanı emret. Bu, yaratılışının şahitlik ettiği ve sana ernrettiği şeydir. Bunlar üç şeydir. İkisi onunla Rabb'i arasındaki hususlar; biri ise onunla diğer insanlar arasındaki hususlardır. Onunla Rabb'i arasındaki iki şeye gelince bunlardan biri, yaratılışının Allah'ın birliğine ve uluhiyetinin işaretlerine şahitlik etmesidir. İkincisi, Allah'ın kendisine bahşettiği nimetlere şahitlik etmesi, böylelikle Allah'ın kendisine verdiği nimetlere karşı ona şükretmeye sevketmesidir. Allah ile insanlar arasındaki ilişkide yaratılışın davet ettiği hususlara gelince bu, nefsinin istediği ve arzu ettiği her türlü iyiliklerin yanı sıra nefsinin nefret etiği bütün eziyetler ve kötülüklerdir. Buna göre Resulullah insanlara karşı muamele yaparken hoşlandığı iyilikleri uygulaması ve nefret ettiği kötülüklerden ve her türlü eziyetten sakınması Resulullah'a emredilmiştir. En doğrusunu Allah bilir.

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Huzi (خُذِ)

        Kelimenin etimolojik kökü hemze-hı-zel harflerine dayanır. İkinci tekil şahıs (sen) emir kipidir (ilgeçten dolayı esre ile bağlanır). "Al, tut, sımsıkı kavra, benimse."

        İbn Fâris, bu kökün asıl anlamının bir şeyi kavramak, ele geçirmek, kendi otoritesi ve tasarrufu altına almak olduğunu belirtir.

        Prof. Dr. Mustafa Öztürk, buradaki "huz" (al) emrini, Kuran'ın ahlak inşasında muazzam bir "Karakter Giydirme" metaforu olarak tahlil eder. Kuran peygambere fiziksel bir nesneyi almasını emretmez. Buradaki alma eylemi; affı ve kolaylığı, insanın bizzat kendi ahlakına (fıtratına) ayrılmaz bir parça (zırh) olarak giymesini, o erdemi içselleştirip sımsıkı tutmasını ifade eder.

        El-Afve (الْعَفْوَ)

        Kelimenin etimolojik kökü ayn-fe-vav harflerine dayanır. Cümlenin nesnesidir (mef'ul). "Affı, kolaylığı, bağışlamayı, müsamahayı."

        İbn Fâris, bu kökün temel anlamının bir şeyin izini bütünüyle silmek, yok etmek, topraktan fışkıran bol su ve insanın kendi nefsini zorlamadan kolaylıkla (gönlünden koparak) verebileceği mal/iyilik olduğunu belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, "afv" kavramının sadece birinin suçunu bağışlamak olmadığını; insan ilişkilerinde muhatabın tabiatından ve ahlakından "kolay olanı", zorlamadan ve sıkıntı vermeden ortaya çıkanı kabul etmek, insanların eksikliklerine karşı geniş bir "müsamaha" (hoşgörü) göstermek olduğunu açıklar.

        Toshihiko Izutsu, Kuran'ın ahlak semantiğinde "afv" kelimesini muazzam bir "Etik Devrim" (ethics of forgiveness) olarak okur. İslam öncesi Cahiliye dönemi Arap ahlakında "öç alma" (intikam / sâr) ve asla taviz vermeme en büyük şeref ve erdem sayılırdı. Kuran, peygambere "Huzil afve" (Affı merkeze al) diyerek; gücü ve haklılığı varken bile karşı tarafın hatasını silebilme erdemini yepyeni ve sarsılmaz bir İslami ahlakın (üstünlüğün) asıl temeli olarak kâinata ilan etmiştir.

        Ve'mür (وَأْمُرْ)

        Kelimenin etimolojik kökü hemze-mim-ra harflerine dayanır. Başındaki "ve" bağlaçtır. İkinci tekil şahıs (sen) emir kipidir. "Ve emret, telkin et, yönlendir, tavsiye et."

        İbn Fâris, bu kökün asıl anlamının birini bir eyleme yöneltmek, ona o işi yapmasını otoriteyle söylemek ve eylemin (durumun) bizatihi kendisi olduğunu belirtir.

        Bil Urfi (بِالْعُرْفِ)

        Kelimenin etimolojik kökü ayn-ra-fe harflerine dayanır. Başındaki "bâ" harf-i ceri fiilin nesnesini/vasıtasını bildirir. "Ma'rufu, örfü, aklın ve vicdanın güzel bulduğu ortak iyiliği."

        İbn Fâris, bu kökün temel anlamının bir şeyin birbirinin ardı sıra gelmesi, yüksek/güzel olan, zihnin aşina olduğu, bildiği, tanıdığı ve yabancılamadığı (nekrenin zıddı) nesne/kavram olduğunu belirtir. Atın yelesine de yüksek ve aşina olunan bir güzellik olduğu için "urf" denir.

        Râgıb el-İsfahânî, "urf" (veya ma'ruf) kelimesinin; aklın, vicdanın ve şeriatın mutlak olarak "güzel ve doğru" bulduğu, toplumun fıtri olarak yadırgamadığı evrensel iyilik kodları olduğunu açıklar.

        Prof. Dr. Sadık Kılıç, ayette peygambere "Urf ile emret" denilmesini muazzam bir "Evrensel Ahlak ve Ortak Akıl" (Common Sense) felsefesi olarak derinlemesine tahlil eder. Kuran burada sadece spesifik şeriat kurallarından bahsetmez. Urf; hangi inançtan veya kabileden olursa olsun, yeryüzündeki temiz fıtratların ve "ortak insanlık vicdanının" ittifakla doğru kabul ettiği o büyük "iyilik" şemsiyesidir (dürüstlük, adalet, yardımlaşma). Peygambere, kapalı bir kabile taassubuyla değil; bütün insanlığı kucaklayan bu sarsılmaz "evrensel ahlaki doğrularla" (örfle) topluma yön vermesi emredilir.

        Ve A'rıd (وَأَعْرِضْ)

        Kelimenin etimolojik kökü ayn-ra-dat harflerine dayanır. Başındaki "ve" bağlaçtır. İf'al babında, ikinci tekil şahıs (sen) emir kipidir. "Ve yüz çevir, sırtını dön, muhatap alma, ilgiyi kes."

        İbn Fâris, bu kökün asıl anlamının bir şeyin enine, genişliğine ortaya çıkması ve bir şeye yan dönmek, cepheyi değiştirmek ve ondan bütünüyle uzaklaşmak olduğunu belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, "i'raz" eyleminin Kuran'da sıradan bir fiziksel kaçış veya korku olmadığını; muhatabın seviyesizliğine karşı asil bir duruşla, "ilgisiz kalmak, o çukura inmemek ve tepki vermeyerek onu kendi hiçliğine terk etmek" olduğunu açıklar.

        Anil (عَنِ)

        Arapçada "den/dan" anlamı veren, i'raz (yüz çevirme) eyleminin yönünü ve kime karşı yapılacağını (hedefini) bildiren harf-i cerdir.

        Câhilîn (الْجَاهِلِينَ)

        Tekili "câhil" olan kelimenin etimolojik kökü cim-he-lam harflerine dayanır. İsm-i fâil çoğuludur. Ayetin ve o muazzam ahlaki fermanın sarsılmaz kapanış kelimesidir. "Cahillerden, kendini bilmezlerden, taşkınlık yapanlardan."

        İbn Fâris, bu kökün asıl anlamının bilginin (ilmin) mutlak zıddı olması, aklın devre dışı kalması ve kişinin mantıksızca, öfkeyle veya dürtüleriyle hareket etmesi olduğunu belirtir.

        Toshihiko Izutsu, Kuran anlambiliminde "Cehâlet" kavramını muazzam bir "Ahlaki Taşkınlık ve Barbarizm" olarak tahlil eder. Cahil, Kuran'da kitap okumamış, okuma yazması (diploması) olmayan "bilgisiz" kişi demek değildir. Cahil; hilmin (sükûnetin, aklın, affın ve dengenin) tam zıddı olan; öfkesine, kibrine ve hayvani güdülerine esir olup ahlaki sınırları küstahça yıkan "barbar, saldırgan ve provokatif" kimsedir.

        Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), ayetin "Cahillerden yüz çevir" (a'rıd anil câhilîn) kapanışını devasa bir "Peygamberane İletişim ve Asalet Manifestosu" olarak derinlemesine okur. Allah, peygamberinden "affı almasını ve iyiliği emretmesini" istedikten sonra; ahlakı bütünüyle felç olmuş, şuurunu kaybetmiş o küstah ve saldırgan kitleye (cahillere) karşı laf yetiştirmeyi, onlarla aynı polemik çukuruna inip kavga etmeyi peygamberine kesin bir dille yasaklar. Çünkü barbar bir aklın hezeyanlarına cevap vermek, o aklı meşrulaştırmaktır. Kuran, o cehalete verilecek en büyük ve en ezici cezanın; o taşkınlığı mutlak bir "sessizlikle" (yüz çevirerek / i'raz) ontolojik bir hiçliğe mahkûm etmek olduğunu bu kapanışla tarihin kalbine mühürler. Asalet, cehaletle savaşmak değil, cehaleti yok saymaktır.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X