Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

A'râf Sûresi, 197. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    A'râf Sûresi, 197. Ayet

    وَالَّذ۪ينَ تَدْعُونَ مِنْ دُونِه۪ لَا يَسْتَط۪يعُونَ نَصْرَكُمْ وَلَٓا اَنْفُسَهُمْ يَنْصُرُونَ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Velleżîne ted’ûne min dûnihi lâ yestatî’ûne nasrakum velâ enfusehum yensurûn(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      O'nun dışında yalvarıp yakardıklarınız ise ne size yardım edebilirler, hatta ne de kendilerine yardımları dokunur.

      O'nun dışında yalvarıp yakardıklarınız ise ne size yardım edebilirler, hatta ne de kendilerine yardımları dokunur. Cenab-ı Hak, tapanlardan zararı gidermek şöyle dursun, kendisinden dahi zararı uzak tutmaktan aciz kalan veya kendilerine bir yarar sağlayamayan putlara taptıklarından dolayı onları aşağıladığını belirtiyor.

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Vellezîne (وَالَّذِينَ)

        Arapçada "ve" atıf (bağlaç) harfi ile "o kimseler ki, onlar ki" anlamına gelen çoğul ism-i mevsulün (ilgi zamirinin) birleşimidir. Cümlenin mübtedasını (öznesini) oluşturur ve eylemin yöneldiği kitleyi işaret eder.

        Ted'ûne (تَدْعُونَ)

        Kelimenin etimolojik kökü d-a-v (dal-ayn-vav) harflerine dayanır. İkinci çoğul şahıs (siz) muzari (geniş/şimdiki zaman) fiilidir. "Çağırıyorsunuz, yakarıyorsunuz, (yardım için) dua ediyorsunuz."

        İbn Fâris, bu kökün temel anlamının birini çağırmak, seslenmek, yönelmek ve ondan bir talepte bulunmak olduğunu belirtir.

        Min Dûnihî (مِنْ دُونِهِ)

        Arapçada "min" harf-i ceri, "aşağısı, gayrısı, ötesi" anlamına gelen "dûn" kelimesi ve O'na (Allah'a) dönen "hî" zamirinin birleşimidir. "O'nun berisinden, O'nun astından, O'nu (o Yüce Otoriteyi) bırakıp da."

        Râgıb el-İsfahânî, "dûn" kavramının Kuran'da sıradan bir "başkası" (ğayr) anlamında olmadığını; mertebe ve kudret olarak asıl Otoriteden çok daha aşağıda, zelil ve aciz bir varlığa sığınmayı (ve asıl olanı terk etmeyi) ifade ettiğini açıklar.

        Lâ Yestetîûne (لَا يَسْتَطِيعُونَ)

        Kelimenin etimolojik kökü t-v-a (tı-vav-ayn) harflerine dayanır. Başındaki "lâ" olumsuzluk edatıdır. İstif'âl babında, üçüncü çoğul şahıs muzari fiilidir. "Hiçbir şekilde güç yetiremezler, muktedir olamazlar, kapasiteleri yoktur."

        İbn Fâris, bu kökün asıl anlamının bir şeye kendi isteğiyle boyun eğmek, itaat etmek (taat) ve gücünün/kapasitesinin bir eylemi gerçekleştirmeye elverişli olması (istitaat) olduğunu belirtir.

        Prof. Dr. Mustafa Öztürk, ayetteki bu "lâ yestetîûne" (güç yetiremezler) fiilini muazzam bir "Ontolojik İktidar ve Acziyet" felsefesi olarak okur. Kuran, putların veya sahte tanrıların (ideolojilerin) sadece yardım etmeyi "istemediklerini" söylemez; onların ontolojik olarak (varoluşsal donanım itibariyle) yardım etmeye "güç yetiremeyeceklerini" (istitaat yoksunluğunu) ilan eder. Onlar kötü niyetli oldukları için değil, bizzat iktidarsız ve aciz oldukları için yardım edemezler. İktidarı (gücü) olmayandan medet ummak aklın iflasıdır.

        Nasraküm (نَصْرَكُمْ)

        Kelimenin etimolojik kökü n-s-r (nun-sad-ra) harflerine dayanır. Masdar formundadır ve "küm" (size) zamiriyle tamlamadır. Cümlenin nesnesidir (mef'ul). "Size yardım etmeye, sizi zafere ulaştırmaya, sizi savunmaya."

        İbn Fâris, bu kökün asıl anlamının birine destek olmak, onu tehlikeden kurtarmak ve yağmurun kurak toprağa inerek ona hayat (yardım) vermesi olduğunu belirtir.

        Ve Lâ (وَلَا)

        Arapçada atıf bağlacı "ve" ile mutlak olumsuzluk edatı "lâ" harflerinin birleşimidir. "Ve ne de, hiçbir şekilde... da edemezler." Eylemin (acziyetin) yönünü tapanlardan alıp, bizzat putların kendi varlığına çeviren felsefi bir bumerang edatıdır.

        Enfüsehüm (أَنْفُسَهُمْ)

        Tekili "nefs" olan kelimenin etimolojik kökü n-f-s (nun-fe-sin) harflerine dayanır. Cümlenin nesnesidir ve "hüm" (onların) zamiriyle tamlamadır. "Bizzat kendi nefislerine, kendi öz varlıklarına, sadece kendilerine bile."

        İbn Fâris, bu kökün asıl anlamının bir şeyin çıkışı, nefes almak, can ve insanın (veya varlığın) bizzat kendi öz ruhu (benliği) olduğunu belirtir.

        Yensurûn (يَنْصُرُونَ)

        Kelimenin etimolojik kökü n-s-r (nun-sad-ra) harflerine dayanır. Üçüncü çoğul şahıs muzari (geniş/şimdiki zaman) fiilidir. Ayetin ve o sarsıcı putperest ironisinin mutlak kapanış kelimesidir. "Yardım edebilirler, (kendilerini) kurtarabilirler."

        Prof. Dr. Sadık Kılıç, ayetin bu "Ve lâ enfüsehüm yensurûn" (Kendi kendilerine bile yardım edemezler) kapanışını muazzam bir "Kendi İçine Çöken Çelişki (Paradoks) ve Tevhid" felsefesi olarak derinlemesine tahlil eder. Kuran, şirkin mantığını en temel evrensel hukukla çürütür: "Kendisine hayrı olmayanın başkasına hayrı dokunmaz." Müşriklerin taptığı o heykellerin (veya kurumların) üzerine bir kuş pislese, bir rüzgâr onları devirse veya birisi onları balyozla kırsa; o sahte tanrılar bizzat kendi varlıklarını (enfüsehüm) savunacak ve o saldırıyı (nasr) defedecek bir güçten mutlak surette yoksundurlar. Kuran'ın aklı isyana çağırdığı nokta burasıdır: Kendisini kırılmaktan koruyamayan (kendine yardım edemeyen) zavallı bir taş parçası, kâinatın krizleri içinde boğulan bir insana nasıl yardım edebilir? Şirk, sadece Allah'a bir hakaret değil, insanın kendi saygınlığını kendinden daha aciz bir nesnenin önünde sıfırlamasıdır.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X