Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

A'râf Sûresi, 195. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    A'râf Sûresi, 195. Ayet

    اَلَهُمْ اَرْجُلٌ يَمْشُونَ بِهَاۘ اَمْ لَهُمْ اَيْدٍ يَبْطِشُونَ بِهَاۘ اَمْ لَهُمْ اَعْيُنٌ يُبْصِرُونَ بِهَاۘ اَمْ لَهُمْ اٰذَانٌ يَسْمَعُونَ بِهَاۜ قُلِ ادْعُوا شُرَكَٓاءَكُمْ ثُمَّ ك۪يدُونِ فَلَا تُنْظِرُونِ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Elehum erculun yemşûne bihâ(s) em lehum eydin yebtişûne bihâ(s) em lehum a’yunun yubsirûne bihâ(s) em lehum âżânun yesme’ûne bihâ(k) kuli-d’û şurakâekum śümme kîdûni felâ tunzirûn(i)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      Yürüyebildikleri ayakları mı var onların; tutabilecekleri elleri, görebilecekleri gözleri, işitebilecekleri kulakları mı var onların! De ki: Haydi ortak olarak gördüğünüz o varlıkları çağırın, sonra bana karşı planınızı kurun, göz açtırmayın bana!

      Yürüyebildikleri ayakları mı var onların; tutabilecekleri elleri, görebilecekleri gözleri, işitebilecekleri kulakları mı var onların! Cenab-ı Hak, kendilerine kötülük yapmaya yöneldikleri kimseden kaçmak veya kendilerine kötülük yapmak ve zarar vermek isteyen kimseye yönelmek üzere yürüyebildikleri ayakları olmayan putlara tapmaları dolayısıyla, onların akılsızlıklarını bildiriyor. Aynı şekilde onlar, kötülük yapmak isteyenleri kendilerinden uzak tutmak için veya kendilerine yönelenleri alabilmek için tutabilecek elleri olmayan putlara tapıyorlar. Görebilecekleri gözleri mi var? mealindeki beyan da böyledir. Kendilerine kötülük için yönelenleri görebilecek. Onlara hakaret eden ve onları kötülükle anan kimseleri işitebilecekler kulakları mı var? Cenab-ı Hak, ister kaçarak ister kötülükle karşılık vererek kendilerine kötülük yapmak için yönelenleri defetme gücü bulunmayanlara ibadet ettikleri için Allah onları aşağılıyor. Bu sözü edilenlere güç yetiremedikleri halde bunlara nasıl tapıyorsunuz? Bu durum, tıpkı İbrahim'in (a.s.) şu sözleri gibidir: "Babacığım! Duymayan, görmeyen ve sana hiçbir fayda sağlamayan bir puta niçin taparsın?" Bunlar başlarına geleni gidermeye güç yetiremediklerine göre size nasıl yarar sağlasınlar ve sizden zararı nasıl gidersinIer?

      De ki: Haydi ortak olarak gördüğünüz o varlıkları çağırın. Bazı müfessirler şöyle demiştir: Cenab-ı Hak, şu beyanla Mekke'nin inkarcılarına hitap etmiştir: De ki: Haydi ortak olarak gördüğünüz o varlıkları çağırın. Öyle ki bunların Allah'tan başka ilahlar olduğunu iddia ediyorsunuz. Ortak olarak gördüğünüz varlıklar. Yani Allah'ın dışında bir varlığa tapmakta ortaklarınızı çağırın. Sonra bana karşı planınızı kurun. Hitabın, Allah'ın dışında putlara tapan bütün inkarcılar hakkında olması mümkündür. Bu sözü, Resulullah (s.a.) aralarındayken onlara söylemiştir: Sonra bana karşı planınızı kurun, göz açtırmayın bana! Onların kuvvetlerine, sayı ve yardımcı bakımından fazla olmalarına; Resulullah'ın (s.a.) ise zayıflığı ve yardımcılarının azlığına rağmen hiç kimse ona karşı tuzak kurmaya ve zarar vermeye güç yetirememiştir. Onların bundan aciz kalmalarının bir mucize olduğunu, Resulullah'ın Allah sayesinde zafer kazandığını ve O'nun sayesinde düşmanlarına karşı güçlendiğini göstermektedir. Bu durum onun büyük mucizelerindendir. Çünkü Resulullah (s.a.) bütün gayretleri, kendisini öldürme ve yok etme konumunda olan kimselere bu sözü söylemiştir. Sonra onlardan hiç kimse ona zarar vermeye güç yetirememiştir. Bu durum, onun korumasının Allah'a ait olduğunu göstermektedir. Diğer peygamberlerin durumu da böyledir. Zira Hud, Nuh gibi peygamberler, kavimleri arasında bu sözü söylemişlerdir. Nitekim Hud (a.s.) "haydi hepiniz bana tuzak kurun, bana aman vermeyin!" demiştir. Yine Nuh'un (a.s.) şu sözü de böyledir: "Bizimle alay ediyorsanız edin bakalım! Ama bilin ki sizin alay ettiğiniz gibi (günü gelecek) biz de sizinle öyle alay edeceğiz".

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        E Lehüm (أَلَهُمْ)

        Arapçada istifham (soru) edatı olan "E" (hemze), aidiyet/tahsis bildiren "lâm" harf-i ceri ve "hüm" (onlar) zamirinin birleşimidir. "Onların var mı? Onlara ait midir?"

        Râgıb el-İsfahânî, buradaki istifhamın (sorunun) sıradan bir bilgi edinme talebi olmadığını; muhatabın taptığı nesnelerin ontolojik acziyetini onun kendi yüzüne çarpan sarsıcı ve alaycı bir "istifham-ı inkârî" (kınayıcı ve çürütücü soru) olduğunu açıklar.

        Erculün (أَرْجُلٌ)

        Tekili "ricl" olan kelimenin etimolojik kökü ra-cim-lam harflerine dayanır. "Ayaklar, yürüme organları."

        İbn Fâris, bu kökün temel anlamının insan veya hayvanların üzerinde dikildiği, yürümesini sağlayan fiziksel uzuv ve bir şeyin yere basan temeli olduğunu belirtir.

        Yemşûne (يَمْشُونَ)

        Kelimenin etimolojik kökü mim-şın-ye harflerine dayanır. Üçüncü çoğul şahıs muzari (geniş/şimdiki zaman) fiilidir. "Yürüyecekleri, hareket edecekleri, adım atacakları."

        İbn Fâris, bu kökün asıl anlamının bir canlının kendi bedensel iradesi ve organıyla (ayağıyla) bir yerden bir yere naklolması, eyleme geçmesi ve durağanlığın mutlak zıddı olması olduğunu belirtir. Putların kendi yerlerinden bir santim bile kıpırdayamayan (yemşûne eyleminden aciz) statik/ölü nesneler olduğu vurgulanır.

        Bihâ (بِهَا)

        "Onlarla." (Vasıta harfi olan 'bâ' ve ayaklara dönen 'hâ' zamiri).

        Em Lehüm (أَمْ لَهُمْ)

        Arapçada tesviye ve geçiş bağlacı olan "em" (yoksa, veyahut) ile "lehüm" (onların var mı) kelimesinin birleşimidir. İkinci kınayıcı soruya (ve organ eksikliğine) geçer.

        Eydin (أَيْدٍ)

        Tekili "yed" olan kelimenin etimolojik kökü ye-dal-ye harflerine dayanır. (Kelimenin sonundaki harf düştüğü için tenvinli eydin şeklinde okunur). "Eller, kolları, güçleri."

        İbn Fâris, bu kökün asıl anlamının insanın bir şeyi tutma, kavrama ve iş yapma organı (el) olduğunu; aynı zamanda eyleme geçebilme kapasitesi, kudret, nimet ve otorite mecazı olarak kullanıldığını belirtir.

        Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu kavramı "Fail (Özne) Acziyeti ve Putperest Aklın İflası" bağlamında tahlil eder. Müşrikler kendi canlı "elleriyle" yonttukları o heykellerden, bir kriz anında kendilerine "ellerini" uzatıp yardım etmelerini beklerler. Kuran, bir eli (kudreti/eylemi) olmayan bir nesneye yakarmanın ontolojik bir akıl tutulması olduğunu ilan eder.

        Yebtıhûne (يَبْطِشُونَ)

        Kelimenin etimolojik kökü be-tı-şın harflerine dayanır. Üçüncü çoğul şahıs muzari fiilidir. "Şiddetle tutacakları, kuvvetle kavrayacakları, çarpacakları, ezecekleri."

        İbn Fâris, bu kökün temel anlamının bir şeyi son derece sertçe ve kuvvetle yakalamak, şiddet uygulamak, karşı tarafı ezecek bir eylemde bulunmak olduğunu belirtir.

        Toshihiko Izutsu, "batş" eyleminin sadece basit bir dokunma olmadığını; gücü, otoriteyi ve cezalandırma yetkisini hissettiren egemen bir hareket olduğunu derinlemesine tahlil eder. İlah konumuna oturtulan putlar "batş" yeteneğinden öylesine mahrumdur ki; değil evreni yönetmek, kendi üzerlerine konan ufacık bir sineği bile kovacak (batş) fiziksel veya iradi bir kapasiteye (elleri olmamasına) sahip değillerdir. Onlar ontolojik olarak mutlak felçli nesnelerdir.

        Bihâ (بِهَا)

        "Onlarla (o ellerle tutacakları)."

        Em Lehüm (أَمْ لَهُمْ)

        "Yoksa onların var mı?"

        A'yünün (أَعْيُنٌ)

        Tekili "ayn" olan kelimenin etimolojik kökü ayn-ye-nun harflerinden oluşur. "Gözler, görme organları."

        İbn Fâris, bu kökün asıl anlamının ışığı algılayan ve şekilleri gören organ (göz) olduğunu belirtir.

        Yubsırûne (يُبْصِرُونَ)

        Kelimenin etimolojik kökü be-sad-ra harflerine dayanır. İf'al babında üçüncü çoğul şahıs muzari fiilidir. "Görecekleri, idrakle bakacakları, vizyona sahip olacakları."

        İbn Fâris, bu kökün asıl anlamının bir şeyi aydınlıkta şüpheye mahal bırakmayacak şekilde net olarak görmek ve kesin şuur olduğunu belirtir.

        Bihâ (بِهَا)

        "Onlarla (o gözlerle görecekleri)."

        Em Lehüm (أَمْ لَهُمْ)

        "Yoksa onların var mı?"

        Âzânün (آذَانٌ)

        Tekili "üzün" olan kelimenin etimolojik kökü hemze-zel-nun harflerinden oluşur. "Kulaklar."

        İbn Fâris, bu kökün asıl anlamının işitme organı (kulak) ve bir sese kulak vermek olduğunu belirtir.

        Yesmeûne (يَسْمَعُونَ)

        Kelimenin etimolojik kökü sin-mim-ayn harflerine dayanır. Üçüncü çoğul şahıs muzari fiilidir. "Onlarla işitecekleri, duyacakları."

        Angelika Neuwirth, göz ve kulak (a'yün ve âzân) kelimeleri üzerinden Kuran'ın Geç Antik Çağ paganizmi ile giriştiği "Kelam Polemiğini" ve heykellerin anatomisini inceler. Müşrikler, taştan yonttukları o putlara görkemli gözler (a'yün) çizerler ve devasa kulaklar (âzân) oyarlar. Kuran, müşriklerin oluşturduğu o vizüel/estetik anatominin içinin tamamen boş olduğunu; o çizilmiş gözlerin arkasında bir "görme" (basar) eyleminin, o oyulmuş kulakların ardında ise en ufak bir "işitme" (sem') idrakinin olmadığını yüzlerine çarparak, o süslü tapınakları "ölü anatomi galerisi" olarak deşifre eder.

        Patricia Crone, Ortadoğu'nun politeist teolojisinde bu idollerin (putların), Yüce Tanrı'nın yeryüzündeki kameraları ve algılayıcı sensörleri olarak görüldüğünü belirtir. İnsanlar, dualarının bu "kulaklar ve gözler" vasıtasıyla yukarıya aktarıldığına inanırdı. Kuran, sistemin bu donanımsal alıcılarının (sensörlerinin) ontolojik olarak kapalı, sağır ve kör olduğunu ilan ederek pagan "aracı" kurumunu bütünüyle iptal eder.

        Bihâ (بِهَا)

        "Onlarla (o kulaklarla işitecekleri)."

        Kulid'û (قُلِ ادْعُوا)

        Kaf-vav-lam (söylemek) kökünden emir kipi olan "Kul" ile, dal-ayn-vav (çağırmak) kökünden çoğul emir kipi olan "id'û" fiillerinin geçiş (esre) ile birleşimidir. "De ki: Çağırın, hepsini toplayın, yardıma davet edin."

        Râgıb el-İsfahânî, buradaki "id'û" (çağırın) emrinin bir teşvik değil; muhatabın elindeki tüm kozları oynamaya davet edildiği son derece keskin ve alaycı bir "tehaddi" (meydan okuma) olduğunu açıklar.

        Şürakâeküm (شُرَكَاءَكُمْ)

        Tekili "şerîk" olan kelimenin etimolojik kökü şın-ra-kef harflerine dayanır. Cümlenin nesnesidir ve "küm" (sizin) zamiriyle tamlamadır. "O (Allah'a eş koştuğunuz) ortaklarınızı, o paydaşlarınızı."

        İbn Fâris, bu kökün tekliği (infiradı) bozan ve varlıkta pay sahibi olduğu iddia edilen nesne olduğunu belirtir.

        Sümme (ثُمَّ)

        Arapçada eylemler arasında zaman ve durum açısından kesintili bir sıra bildiren atıf (bağlaç) edatıdır. "Sonra, daha sonra."

        Kîdûni (كِيدُونِ)

        Kelimenin etimolojik kökü kef-ye-dal harflerine dayanır. İkinci çoğul şahıs emir kipi olan "kîdû" ile birinci tekil şahıs "nî" (bana) zamirinin birleşimidir. "Bana tuzak kurun, bana karşı elinizden gelen o sinsi hamleyi (zararı) yapın."

        İbn Fâris, bu kökün temel anlamının gizlice ve ustalıkla zarar vermek için plan yapmak, sinsi strateji kurmak ve en ağır darbeyi indirmek için komplo hazırlamak olduğunu belirtir.

        Prof. Dr. Mustafa Öztürk, ayetin bu kısmını "Teolojik Restleşmenin ve Tevhidin Zirvesi" olarak derinlemesine tahlil eder. Peygamber, kendi fiziksel canını (ve tekliğini) ortaya koyarak devasa bir pagan sosyolojisine; "Hadi bütün o korktuğunuz, yücelttiğiniz ve taptığınız sahte tanrılarınızı toplayın ve bana elinizden gelen en büyük zararı verin" der. Bu; yeryüzündeki bütün sahte güçlere ve ideolojilere karşı, sadece Kâinatın Yaratıcısı'na sığınan bir aklın (Tevhidin) sahip olduğu o sarsılmaz, tek başına ve ürkütücü "Özgüven Manifestosudur."

        Fe Lâ (فَلَا)

        Arapçada sonuç bağlacı "fe" ve mutlak olumsuzluk edatı (veya nehiy) olan "lâ" harflerinin birleşimidir. "Öyleyse sakın, ardından asla."

        Tunzırûn (تُنْظِرُونِ)

        Kelimenin etimolojik kökü nun-zı-ra harflerine dayanır. İf'al babında (inzâr), sonundaki "nî" (bana) zamirinin "yâ" harfi düşmüş şekilde ikinci çoğul şahıs muzari (burada nehiy/emir) fiilidir. Ayetin ve o devasa meydan okumanın mutlak kapanış kelimesidir. "Bana hiç mühlet vermeyin, bana zerre kadar göz açtırmayın, beklemeyin."

        İbn Fâris, bu kökün "nazar" (bakmak) formundan farklı olarak if'al babında (inzâr) kullanıldığında; birine zaman tanımak, mühlet vermek, süre uzatmak ve eylemi ertelemek (beklemek) anlamına geldiğini belirtir.

        Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), ayetin "Bana mühlet vermeyin / beni bekletmeyin" (Lâ tunzırûn) şeklinde bitmesini muazzam bir edebi cesaret ve "Psikolojik Yıkım" olarak okur. Kriz içinde olan, yalnız kalan veya korkan bir insan sürekli zaman kazanmaya çalışır (mühlet ister). Ancak hakikatin tam merkezinde duran ve o putların "ontolojik felcini ve hiçliğini" mutlak surette bilen peygamber, onlardan veya onların heykellerinden gelecek kurgusal bir cezadan zerre kadar korkmaz. Bu yüzden onlara "Sakın zaman kaybetmeyin, elinizden geleni ardınıza koymayın, hemen şimdi vurun" diyerek; şirk sisteminin zihinlerde yarattığı o devasa illüzyonu ve korku imparatorluğunu tek bir psikolojik/kelami darbeyle paramparça eder. Mühlet istememek, karşısındakinin "hiç" olduğunu ilan etmenin en onurlu yoludur.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X