Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

A'râf Sûresi, 194. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    A'râf Sûresi, 194. Ayet

    اِنَّ الَّذ۪ينَ تَدْعُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِ عِبَادٌ اَمْثَالُكُمْ فَادْعُوهُمْ فَلْيَسْتَج۪يبُوا لَكُمْ اِنْ كُنْتُمْ صَادِق۪ينَ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    İnne-lleżîne ted’ûne min dûni(A)llâhi ‘ibâdun emśâlukum(s) fed’ûhum felyestecîbû lekum in kuntum sâdikîn(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      Gerçek şu ki Allah'ın dışında yalvarıp yakardıklarınız da tıpkı sizin gibi birer kuldur. Eğer iddialarınızda doğruysanız haydi onlara dua edin de karşılık versinler!

      Gerçek şu ki Allalı'ın dışında yalvarıp yakardıklannız da tıpkı sizin gibi birer kuldur. Yalvarıp yakardıklarınız. Bu beyanın şu anlama gelmesi mümkündür: Yani Allah'ın dışında taptığınız. Onlar Allah'ın dışında putlara tapıyorlardı. Yalvarıp yakardıklarınız mealindeki beyan şu anlama da gelebilir: Yani Allah'ın dışında onlara ilah adını verirseniz. Sizin gibi birer kuldur. Yaratılışta, Allah'ın birliğine işaret etmekte ve yönetim altında bulunmak onlar gibi, düzenleme hususunda ise insanlardan daha aşağıdadırlar. Zira Cenab-ı Hak şöyle buyurmuştur: "Yürüyebildikleri ayakları mı var onların; tutabilecekleri elleri mi var onların!" mealindeki ayetin sonuna kadar bildirilen hususlar. Yani onların belirtilen organları yoktur. Yönetilrnek ve yardım edilmekte ise onlardan daha aşağı konumdadırlar. Gerçek şu ki Allah'ın dışında yalvarıp yakardıklarınız da tıpkı sizin gibi birer kuldur. Bu beyanın şu anlama gelmesi mümkündür: Taptığınız melekler sizin gibi birer kuldur. Dolayısıyla onları ilah olarak isimlendirmeyin. Yani sizin gibi kullara tapmayın. Aksine eşi ve benzeri bulunmayan varlığa kulluk edin. "Sizin gibi birer kuldur" mealindeki ilahi beyan melekler anlamında olursa, "yürüyebildikleri ayakları mı var onların; tutabilecekleri elleri mi var onların!" beyanı, putlara dönüktür.

      Eğer iddialarınızda doğruysanız haydi onlara dua edin de karşılık versinIer! Cenab-ı Hak, dua ve karşılık vermeyi bildirmiş, hangi konuda onlara karşılık vereceklerini açıklamamıştır. Karşılık vermenin, şefaat veya Allah'a yaklaşma yahut başka bir şeyle tefsir edilmesine gerek yoktur, sadece onlara hangi konuda dua ettikleri ve onlardan neyi talep ettiklerinin bilinmesi gerekir. Eğer iddialarınızda doğruysanız. Onların ilah oldukları iddianızda. Yahut eğer onlara yaptığınız kulluğun onların sizi Allah'a yaklaştırmaları dolayısıyla olduğuna ilişkin iddialarınızda doğruysanız.

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        İnne (اِنَّ)

        Arapçada cümlenin anlamına sarsılmaz bir kesinlik ve şüphe götürmez bir vurgu katan tekit (pekiştirme) edatıdır. "Şüphesiz ki, muhakkak, hiç kuşkusuz."

        Ellezîne (الَّذ۪ينَ)

        Arapçada "O kimseler ki, o şeyler ki, onlar ki" anlamına gelen çoğul ism-i mevsuldür (ilgi zamiridir).

        Ted'ûne (تَدْعُونَ)

        Kelimenin etimolojik kökü dal-ayn-vav harflerine dayanır. İkinci çoğul şahıs (siz) muzari (geniş/şimdiki zaman) fiilidir. "Çağırıyorsunuz, yakarıyorsunuz, (tanrı diye) yardıma davet ediyorsunuz."

        İbn Fâris, bu kökün temel anlamının birini çağırmak, seslenmek, yönelmek ve ondan bir talepte bulunmak olduğunu belirtir.

        Min Dûnillâhi (مِنْ دُونِ اللّٰهِ)

        Arapçada "aşağısı, gayrısı, ötesi" anlamına gelen "dûn" kelimesi ve lafzatullahın (Allah) birleşimidir. "Allah'tan başka, O'nun astından, O'nu bırakıp da."

        Râgıb el-İsfahânî, "dûn" kavramının Kuran'da sıradan bir "başkası" (ğayr) anlamında olmadığını; mertebe, şeref ve kudret olarak asıl Otorite'den çok daha aşağıda, zelil ve aciz bir varlığa sığınmayı (ve asıl merkeze sırt çevirmeyi) ifade ettiğini açıklar.

        İbâdün (عِبَادٌ)

        Tekili "abd" olan kelimenin etimolojik kökü ayn-be-dal harflerine dayanır. Cümlenin haberidir. "Kullar, boyun eğmiş köleler, yaratılmış nesneler/varlıklar."

        İbn Fâris, bu kökün temel anlamının boyun eğmek, itaat etmek, bir yolun çiğnenerek (yürünerek) pürüzsüzleşmesi ve efendiye bütünüyle teslim olan köle (abd) olduğunu belirtir.

        Toshihiko Izutsu, Kuran'ın ontolojik hiyerarşisinde "abd" (kul) kavramının mutlak pasifliğini ve yaratılmışlığını (creatureliness) derinlemesine tahlil eder. Müşrikler, mutlak Otoriteye (Rabb'e) tapmaları gerekirken, ontolojik olarak bizzat kendileri gibi "abd" (kul/yaratılmış) statüsünde olan, ilahlık kapasitesinden ve yaratma gücünden tamamen yoksun edilgen varlıklara/nesnelere taparak devasa bir varoluşsal düzlem kayması (şirk) yaşarlar. Tapılanlar tanrı değil, sistemin köleleridir.

        Emsâlüküm (اَمْثَالُكُمْ)

        Tekili "misil" olan kelimenin etimolojik kökü mim-se-lam harflerine dayanır. İbâdün kelimesinin sıfatıdır ve "küm" (sizin) zamiriyle tamlamadır. "Sizin benzerleriniz, tıpkı sizin gibi olanlar, sizin emsalleriniz."

        İbn Fâris, bu kökün asıl anlamının iki şeyin birbirine denk olması, aralarında fark bulunmaması, sıfat ve mahiyet olarak eşitlik (müsavat) olduğunu belirtir.

        Prof. Dr. Mustafa Öztürk, ayetteki bu "emsâlüküm" (tıpkı sizin gibidirler) vurgusunu müşrik aklına indirilen en büyük felsefi darbe olarak okur. İnsan, fıtraten kendisinden üstün, aşkın (transcendent) ve kâinata hâkim yüce bir Otoriteye tapma ihtiyacı duyar. Kuran, onların ilah diye taptıkları o putların, azizlerin veya heykellerin insandan zerre kadar daha üstün olmadığını; tıpkı insan gibi "yaratılmış, aciz, fani ve doğa yasalarına mahkûm" (emsâl) nesneler olduğunu ilan eder. İnsanın, kendi eşiti (veya kendi ürettiği) bir nesneye tapması, entelektüel bir sefalet ve kendi insanlık onuruna yapılmış en büyük hakarettir.

        Fed'ûhüm (فَادْعُوهُمْ)

        Kelimenin etimolojik kökü dal-ayn-vav harflerine dayanır. Başındaki "fe" sonuç bağlacıdır. İkinci çoğul şahıs emir kipi ve "hüm" (onları) zamirinin birleşimidir. "Haydi çağırın onları, yalvarın onlara!"

        Râgıb el-İsfahânî, buradaki emir kipinin (çağırın) bir teşvik veya ibadet emri olmadığını; muhatabı bütünüyle aciz bırakmayı ve çaresizliğini yüzüne vurmayı amaçlayan keskin, alaycı bir "tehaddi" (meydan okuma) olduğunu açıklar.

        Felyestecîbû (فَلْيَسْتَج۪يبُوا)

        Kelimenin etimolojik kökü cim-vav-be harflerine dayanır. Başındaki "fe" takibiye bağlacı ve "lâm" emir/dilek (lam-ı emir) harfidir. İstif'âl babında üçüncü çoğul şahıs fiilidir (sonundaki nun harfi düşmüştür). "Hadi size icabet etsinler, karşılık versinler, duanızı duyup harekete geçsinler!"

        İbn Fâris, bu kökün asıl anlamının bir sesi/çağrıyı yarıp geçerek ona dönmek, karanlığı kesmek ve söylenen söze tam, eylemsel bir karşılık (cevap) vermek olduğunu belirtir.

        Angelika Neuwirth, Geç Antik Çağ politeizminde tanrılarla kurulan teolojik ilişkinin bir "do ut des" (veriyorum ki veresin / karşılıklılık) ritüeli olduğunu belirtir. Kuran, "felyestecîbû" (karşılık versinler bakalım) diyerek bu pagan ritüelini sarsıcı bir teste tabi tutar. Tapınaklarda dualar eden, kurbanlar sunan müşrikler, karşıdan (putlardan) bir "icabet" (cevap/lütuf) beklerler. Oysa o heykeller mutlak bir cansızlığa ve sessizliğe mahkûmdur; ortada çift yönlü bir din (iletişim) değil, insanın taştan bir duvar karşısında kendi kendine konuştuğu trajik ve tek taraflı bir monolog vardır.

        Leküm (لَكُمْ)

        Arapçada tahsis ve yönelme harfi "lâm" ile "küm" (siz) zamirinin birleşimidir. "Size, sizin o yakarışınıza."

        İn (اِنْ)

        Arapçada "eğer, şayet" anlamına gelen şart (koşul) edatıdır.

        Küntüm (كُنْتُمْ)

        Kelimenin etimolojik kökü kef-vav-nun harflerine dayanır. İkinci çoğul şahıs geçmiş zaman yardımcı (nâkıs) fiilidir. "Eğer siz ... iseniz, durumunuz buysa."

        Sâdikîn (صَادِق۪ينَ)

        Tekili "sâdık" olan kelimenin etimolojik kökü sad-dal-kaf harflerine dayanır. İsm-i fâil çoğuludur. Ayetin ve o sarsıcı teolojik meydan okumanın mutlak kapanış kelimesidir. "Doğru söyleyenler, iddialarında haklı olanlar, dürüstler."

        İbn Fâris, bu kökün asıl anlamının sözün gerçeğe (vâkıaya) bütünüyle mutabık olması, insanın inancıyla eyleminin örtüşmesi ve yalanın/sahteliğin mutlak zıddı olması olduğunu belirtir.

        Prof. Dr. Sadık Kılıç, ayetin bu "İn küntüm sâdikîn" (Eğer doğru söylüyorsanız) kurgusuyla kapanmasını muazzam bir "Epistemolojik Dürüstlük Sınavı" olarak derinlemesine tahlil eder. Kuran müşriklere "Siz yalancısınız" diyerek doğrudan hakaret etmez; bunun yerine onlara kendi ürettikleri iddiaları (putların güç sahibi olduğu yalanını) sahada pratik bir teste tabi tutmalarını (Çağırın da size cevap versinler!) emreder. Eğer putlar en ufak bir cevap veremiyorsa (ki ontolojik olarak veremezler), insanın bunu apaçık gördüğü halde inatla o nesnelere tapmaya ve tapınak düzenini savunmaya devam etmesi; hakikate karşı yapılmış bilinçli, kasti ve ahlaksızca bir sahtekârlıktır. "Sâdikîn" (dürüstler) kapanışı, şirkin sadece masum bir teolojik yanılgı değil, aklın gerçeğe karşı dürüstlüğünü yitirerek kendi ürettiği o yalan (illüzyon) bataklığında yaşamayı tercih etmesi olduğunu tarihe sarsılmaz bir yasa olarak mühürler.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X