وَلَا يَسْتَط۪يعُونَ لَهُمْ نَصْراً وَلَٓا اَنْفُسَهُمْ يَنْصُرُونَ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
A'râf Sûresi, 192. Ayet
Daralt
X
-
Oysa bu varlıkların ne onlara tapanlara yardımı dokunur ne de kendi kendilerine yardımcı olabilirler.
Oysa bu varlıkların ne onlara tapanlara yardımı dokunur ne de kendi kendilerine yardımcı olabilirler. Cenab-ı Hak aynı şekilde onların sefihliğini bildirmektedir. Şöyle ki bu dünyada bir kimse diğerine, ancak daha önce ondan kendisine gelen bir nimete karşılık olarak veya neticede elde etmeyi umduğu bir yarar dolayısıyla itaat eder ve ona şükreder. Siz ise bu putlara tapıyorsunuz. Halbuki bunlardan size daha önce bir yarar da dokunmamış; neticede bunlardan bir yarar da ummuyorsunuz. Yahut onlardan size bir yardım da dokunmamıştır ki sizden bir zararı gidersinIer. Kendi kendilerine de yardımcı olamazlar. Yani kırmak ve telef etmek için onlara yönelmiş kimseleri kendilerine zarar vermekten alıkoyamazlar. En doğrusunu Allah bilir.
Yorumu Yorumla
-
Ve Lâ (وَلَا)
Arapçada "ve" bağlacı ile mutlak olumsuzluk (nefiy) bildiren "lâ" edatının birleşimidir. Cümleye "ve hiçbir şekilde ... edemezler" şeklinde kesin ve süregelen bir olumsuzluk katar.
Yestetîûne (يَسْتَط۪يعُونَ)
Kelimenin etimolojik kökü tı-vav-ayn harflerine dayanır. İstif'âl babında, üçüncü çoğul şahıs muzari (geniş/şimdiki zaman) fiilidir. "Hiçbir şekilde güç yetiremezler, muktedir olamazlar, kapasiteleri yoktur."
İbn Fâris, bu kökün asıl anlamının bir şeye kendi isteğiyle boyun eğmek, itaat etmek (taat) ve gücünün/kapasitesinin bir eylemi gerçekleştirmeye elverişli olması (istitaat) olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "istitaat" kavramının sıradan bir arzu veya istek olmadığını; bedensel, araçsal ve zihinsel olarak bir fiili var etme "kudretinin bütününe" ontolojik olarak sahip olmak manasına geldiğini açıklar. Putların böyle bir donanımı ve istitaati (gücü) yoktur.
Toshihiko Izutsu, ayette putların veya sahte tanrıların bu eylemden (yestetîûne) mahrum bırakılmasını "Ontolojik İktidarsızlık" olarak okur. Müşriklerin taptığı şeyler salt kötü niyetli oldukları için değil, yardım etmeye yapısal ve varoluşsal olarak "güçleri/donanımları olmadığı için" yardım edemezler. İktidarı (gücü) olmayanın ilahlığı da mutlak bir kurgudur.
Lehüm (لَهُمْ)
Arapçada tahsis ve yönelim bildiren "lâm" (için, -e) harf-i ceri ve "hüm" (onlar) zamirinin birleşimidir. "Onlara, (kendilerine tapan o müşriklere)."
Nasran (نَصْراً)
Kelimenin etimolojik kökü nun-sad-ra harflerine dayanır. Cümlenin nesnesidir (mef'ul) ve nekra (belirsiz) formdadır. "Herhangi bir yardıma, zafere, destek vermeye, ufak bir muavenete bile."
İbn Fâris, bu kökün temel anlamının birine destek olmak, onu tehlikeden/sıkıntıdan kurtarmak ve kurumuş/çorak toprağa hayat veren yağmur olduğunu belirtir. Nekra (belirsiz) formu, yardımın miktarını sıfıra indirerek "zerre kadar bir yardıma bile" anlamını pekiştirir.
Ve Lâ (وَلَٓا)
Arapçada atıf bağlacı "ve" ile mutlak olumsuzluk edatı "lâ" harflerinin birleşimidir. "Ve ne de, hiçbir şekilde... da edemezler." Acziyetin yönünü dışarıdan (tapanlardan) alıp, bizzat o putların/sahte ortakların kendi varlıklarına (içlerine) çeviren felsefi bir bumerang edatıdır.
Enfüsehüm (اَنْفُسَهُمْ)
Tekili "nefs" olan kelimenin etimolojik kökü nun-fe-sin harflerine dayanır. Cümlenin nesnesidir ve "hüm" (onların) zamiriyle tamlamadır. "Bizzat kendi nefislerine, kendi öz varlıklarına, sadece kendilerine bile."
İbn Fâris, bu kökün asıl anlamının bir şeyin çıkışı, can, varlığın bizzat kendi hakikati ve insanın öz ruhu (benliği) olduğunu belirtir.
Yensurûn (يَنْصُرُونَ)
Kelimenin etimolojik kökü nun-sad-ra harflerine dayanır. Üçüncü çoğul şahıs muzari (geniş/şimdiki zaman) fiilidir. Ayetin ve putperest mantığın o sarsıcı iflasının kapanış kelimesidir. "Yardım edebilirler, (kendilerini tehlikeden) kurtarabilirler, savunabilirler."
Prof. Dr. Sadık Kılıç, ayetin bu "Ve lâ enfüsehüm yensurûn" (Kendi kendilerine bile yardım edemezler) kapanışını muazzam bir "Kendi İçine Çöken Çelişki (Paradoks) ve Tevhid" felsefesi olarak derinlemesine tahlil eder. Kuran, şirkin mantığını en temel ve evrensel rasyonaliteyle çürütür: "Kendisine hayrı olmayanın başkasına hayrı dokunmaz." Müşriklerin taptığı o heykellerin (veya kutsadıkları kurumların, güçlerin) üzerine bir kuş pislese, bir rüzgâr onları devirse veya bir balyoz inip onları kırsa; o sahte tanrılar bizzat kendi varlıklarını (enfüsehüm) savunacak ve o fiziki saldırıyı (nasr) defedecek asgari bir güçten bile mutlak surette yoksundurlar. Kuran'ın aklı isyana çağırdığı merkez nokta tam olarak burasıdır: Kendisini kırılmaktan, kirlenmekten koruyamayan (kendine yardım edemeyen) o felçli ve zavallı taş parçası, kâinatın devasa krizleri içinde boğulan ve yardıma muhtaç olan bir insana nasıl yardım edebilir? Şirk, sadece Yüce Yaratıcı'ya yapılmış bir iftira değil; insanın kendi aklını, iradesini ve haysiyetini, kendinden çok daha aciz bir nesnenin önünde sıfırlayarak ontolojik bir intihar işlemesidir.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla