Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

A'râf Sûresi, 189. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    A'râf Sûresi, 189. Ayet

    هُوَ الَّذ۪ي خَلَقَكُمْ مِنْ نَفْسٍ وَاحِدَةٍ وَجَعَلَ مِنْهَا زَوْجَهَا لِيَسْكُنَ اِلَيْهَاۚ فَلَمَّا تَغَشّٰيهَا حَمَلَتْ حَمْلاً خَف۪يفاً فَمَرَّتْ بِه۪ۚ فَلَمَّٓا اَثْقَلَتْ دَعَوَا اللّٰهَ رَبَّهُمَا لَئِنْ اٰتَيْتَنَا صَالِحاً لَنَكُونَنَّ مِنَ الشَّاكِر۪ينَ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Huve-lleżî ḣalekakum min nefsin vâhidetin vece’ale minhâ zevcehâ liyeskune ileyhâ(s) felemmâ teġaşşâhâ hamelet hamlen ḣafîfen femerrat bih(i)(s) felemmâ eśkalet de’ava(A)llâhe rabbehumâ le-in âteytenâ sâlihan lenekûnenne mine-şşâkirîn(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      189. Sizi bir tek candan yaratan, kendisiyle mutlu olsun diye ondan da eşini yaratan O'dur. Erkek, eşiyle beraber olunca kadın hafif bir yük yüklenir, onu bir süre taşır; hamileliği ağırlaşınca Rab'leri olan Allah'a şu sözlerle yakarırlar: Andolsun, bize kusursuz bir focuk verirsen kesinlikle şükredenlerden olacağız!

      190. Fakat Allah onlara kusursuz bir focuk verince, Allah'ın kendilerine verdiği şey (çocuk) hususunda O'na ortaklar koşarlar. Allah, insanların ortak koştuğu şeylerden münezzehtir.

      Sizi bir tek candan yaratan, kendisiyle mutlu olsun diye ondan da eşini yaratan O'dur. Erkek, eşiyle beraber olunca kadın hafif bir yük yüklenir. Müfessirlerin (Ehl-i te'vil) çoğunluğu şöyle demiştir: Bunlar Adem (a.s.) ve Havva'dır; indirildikleri zaman Adem eşiyle cinsel ilişkiye girdi ve eşi hamile kaldı. İblis Havva'ya gelerek ona "Ey Havva! Bu karnındaki nedir?" diye sordu. Havva "Bilmiyorum" dedi. İblis dedi ki: Belki şu hayvanlardan biridir; deve, koyun veya inek. Havva "Bilmiyorum" dedi. İblis ondan yüz çevirdi. Hamileliği ağırlaşınca İblis ona geldi ve "Kendini nasıl buluyorsun?" diye sordu. Havva dedi ki: Senin söylediğin şeyin olmasından korkuyorum. Oturduğum zaman zahmetle kalkabiliyorum. O, Havva'ya şöyle dedi: Ne dersin Allalı'a dua etsen de onu, senin ve Adem gibi insan kılsın. Ona benim ismimi verir misin? Havva "evet" dedi. Bunun üzerine İblis ondan ayrıldı. Havva Adem'e "bana biri geldi ve beni şu durumla korkuttu. Ben onun dediğinin doğru çıkmasından korkuyorum. Böylelikle bu konuda Allah'a dua ettiler. Bunu dile getiren, Rab'leri olan Allah'a şu sözlerle yakanrlar: Andolsun, bize kusursuz bir çocuk verirsen, mealindeki ilahi beyandır. Diyor ki: Eğer onu insan kılarsan, kesinlikle şükredenlerden olacağız. Bu, çocuğu doğurmadan önce onların duasıydı. Havva çocuğu doğurunca İblis ona geldi ve dedi ki: Bana vadettiğin gibi ona benim adımı vermeyecek misin? Havva "evet, senin adın ne?" diye sordu. 0, dedi ki: Adım Haris'tir. Bunun üzerine Havva, çocuğa "Abdülharis" adını verdi. Bunu dile getiren ayet ise fakat Allah onlara kusursuz bir çocuk verince, Allah'ın kendilerine verdiği şey (çocuk) hususunda O'na ortaklar koşarlar mealindeki ilahi beyandır. Müfessirler ayeti buna göre yorumlamışlar; Adem ve Havva'ya hamletmişlerdir. Bu, çirkin bir sözdür; Adem ve Havva hakkında söylenmesi çirkindir. Eğer müfessirlerin söyledikleri gerçek olsa, Adem ve Havva çocuklarına onun adını vermiş ve ona nispet etmiş olsalar, bunda bir şirk söz konusu olmaz. Zira böyle bir durumda şirk olmuş olsa, kölelerin insanlara nispet edilmesi, Allah'ın ulılhiyetine şirk koşmak olurdu. Bu ayetin yorumu bize göre onların benimsediği görüşün dışındadır. -Nihai gerçeği bilen Allah'tır ya- ayetin yorumu şöyledir: Sizi bir tek candan yaratan O'dur. Yani Adem'den. Ondan da eşini yaratan O'dur. Yani Havva'yı. Şöyle ki Cenab-ı Hak bütün erkekleri Adem'den yaratmış; bütün kadınları da Havva'dan yaratmıştır. Tıpkı "size kendi türünüzden eşler yaratması da O'nun kanıtlarındandır" mealindeki ilahi beyan gibi. Cenab-ı Hak eşlerin tümünü eşlerin türünden yaratmış olduğunu bildirmektedir. Eşleri (kadınları) erkeklerin kendisine nispet ettiğine ve kadınlar da erkeklerin türünden yaratıldığına göre sizi bir tek candan yaratan, kendisiyle mutlu olsun diye ondan da eşini yaratan O'dur mealindeki ilahi beyan şu anlama gelir: Her karı ve koca birlikte olduklarında ve eş hamile kaldığında, sanki Adem ve Havva andolsun, bize kusursuz bir çocuk verirsen, kesinlikle şükredenlerden olacağız diye dua etmektedir. Zira bütün çocuklar o ikisinin çocuklarıdır. Dolayısıyla onların salih olması için Allah'a dua etmektedirler. Bunlardan müslüman olanlar onların dualarıyla olmuştur. Bu yoruma göre onların kıyamete kadar doğacak çocuklarına olan duaları gerçekleşir. Çünkü o ikisi baba ve annedir. Anne ve baba çocuklarına iyilik ve hayır dua yaparlar. Ayetin yorumunun buna göre olması mümkündür. Ötekilerin söylediği görüş ise gerçeğe uzak ve imkansızdır. En doğrusunu Allah bilir.

      Bazıları şöyle demiştir: Araplar'ın erkek çocukları olduğunda yüceltmek amacıyla onları tapmış oldukları putlara nispet ediyorlardı. Diyorlardı ki: Lat'ın oğlu, Uzza'nın oğlu, Menat'ın oğlu ve benzeri. Kızları ise öldürüyorlardı. Başlarına bir sıkıntı geldiğinde Allalı'a sığınıyorlar ve ona yakarışta bulunuyorlardı. Tıpkı şu ilahi beyanlarda bildirildiği gibi: "Onlar bir gemiye bindikleri zaman (fırtına korkusuyla), kendisine içten bir inanç ve bağlılıkla Allalı'a yakarırlar"; "İnsanın başına bir sıkıntı geldi mi Rabb'ine yönelip O'na yalvarır" ve "Dalgalar onları koyu gölgeler gibi sardığında dini Allalı'a özgü kılarak O'na yakarırlar". Bu durum onlardan gittiğinde ve ortalık aydınlandığında ise daha önce oldukları hale geri dönerler. Tıpkı şu ilahi beyanlarda bildirildiği gibi: "Fakat onları sağ salim kara parçasına çıkardığında bakarsın ki yine Allah'a ortak koşuyorlar" ve "Sonra Rabb'i ona katından bir nimet verince, daha önce yalvardığını unutarak yolundan saptırmak için Allah'a eşler koşmaya kalkar." Belirttiğimiz durum, Araplar'ın adeti olduğuna göre onlardan birinin eşi hamile kaldığında ve karnındaki cenin ağırlaştığında, eşler Rab'leri olan Allalı'a şöyle dua ederlerdi: Andolsun, bize kusursuz bir çocuk verirsen, yani erkek ve doğumda sağlıklı, kesinlikle şükredenlerden olacağız. Fakat Allah onlara kusursuz bir çocuk verince, yani erkek, Allah'ın kendilerine verdiği şey (çocuk) hususunda O'na ortaklar koşarlar. Yani kendileri için doğan çocuk konusunda AUah'a ortak koşarlar ve onu tapmış oldukları putlara nispet ederler. Bu, Allah'ın kendilerine verdiği şey (çocuk) hususunda O'na ortaklar koşarlar. Allah, insanların ortak koştuğu şeylerden münezzehtir mealindeki ilahi beyandır. Bu konuda nihai gerçeği bilen Allah'tır.

      Hasan-ı Basri şöyle demiştir: Ayet, Arap müşrikler hakkındadır. Sizi bir tek candan yaratan, ondan da eşini yaratan O'dur mealindeki ilahi beyan hariç. Zira bu, Adem ve Havva hakkındadır. Görmez misin ki Cenab-ı Hak "onlar, kendileri de yaratılmış olup hiçbir şeyi yaratamayan varlıkları Allah'a ortak mı koşuyorlar?" diye buyurmuştur. Bu, yorumun bizim belirttiğimiz şekilde olduğunu göstermektedir. Ebu Bekir el-Esam şöyle demiştir: Sizi bir tek candan yaratan O'dur. Bu Adem'in nefsidir. Ondan da eşini yaratan O'dur. Yani sizin her birinizi bu nefisten yaratmıştır. Sizden her biriniz için bu nefisten kendisiyle mutlu olsun diye eşler yaratmıştır. Bu yoruma göre ayetin sonu Adem ve Havva'nın dışındakilere hamledilir.

      İbn Kuteybe şöyle demiştir: Onu bir süre taşır. Yani hamileliği bir müddet devam eder.

      Sizi bir tek candan yaratan O'dur. Araplar atalarını ve kendilerinden öncekileri taklit ederek putlara tapıyorlardı. Buna göre Cenab-ı Hak, onların sefihliklerini bildirmektedir. Şöyle ki; sizin yaratılmış olduğunuz nefis, kimseyi taklit etmemiş ve kimseyi Allah'a ortak koşmamıştır; bilakis aklen iyi olana veya naklen emredilene uymuştur. Buna göre siz nasıl yaratılmış olduğunuz nefse (zata) uymadınız? Halbuki o sadece belirttiklerimize uymuştur; Allah'a ortak koşmakta atalarınıza uyduğunuz inançlara değil. Eğer kıssa müfessirlerin dediği gibi Adem hakkında olsaydı, Araplar bununla bir ilişki kurar, buna uyar ve şöyle derlerdi: O şirk koştu; biz de şirk koşuyoruz. Bu, durumun onların dediği gibi olmadığını göstermektedir. Fakat ayet, bizim belirttiğimiz şekilde yorumlanmalıdır.

      Sizi bir tek candan yaratan mealindeki ilahi beyanda, insanlardan hiçbirinin diğerine yaratılış ve nesep üstünlüğünü n olmadığına dair delil vardır. Zira hepsi bir tek candan yaratılmıştır ve onlar birbirlerinin erkek kardeş ve kız kardeşleridir. Onlardan birinin diğerine üstünlüğü varsa bu, yapmış olduğu ameller ile tercih etmiş olduğu övülmüş huylar ve iyilikler sayesinde olur. Yaratılış bakımından ise bir kısmının diğerine üstünlüğü yoktur. Tıpkı ''Allah katında en değerli olanınız O'na itaatsizlikten en fazla sakınanınızdır" mealindeki ilahi beyan gibidir.

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Hüvellezî (هُوَ الَّذِي)

        Arapçada üçüncü tekil şahıs zamiri "hüve" (O) ile ism-i mevsul "ellezî" (O ki) kelimesinin birleşimidir. "O, o kimsedir ki, işte O." Cümleye mutlak bir tahsis (sınırlama) ve ilahi bir kudret beyanıyla başlar. Yaratılışın yegâne kaynağını ilan eder.

        Halakaküm (خَلَقَكُمْ)

        Kelimenin etimolojik kökü hı-lam-kaf harflerine dayanır. Geçmiş zaman üçüncü tekil şahıs fiili ve "küm" (sizi) muhatap zamirinin birleşimidir. "Sizi yarattı, sizi yoktan var edip biçimlendirdi."

        İbn Fâris, bu kökün asıl anlamının bir şeyi belirli bir ölçüye, nizama ve kasti bir amaca göre takdir etmek, pürüzsüzce var etmek ve kaosu bütünüyle ortadan kaldırmak olduğunu belirtir.

        Min (مِنْ)

        Arapçada "den/dan" anlamı veren, yaratılışın başlangıç noktasını (ibtidâ) bildiren harf-i cerdir.

        Nefsin (نَفْسٍ)

        Kelimenin etimolojik kökü nun-fe-sin harflerine dayanır. "Bir nefisten, tek bir candan, tek bir özden."

        İbn Fâris, bu kökün asıl anlamının bir şeyin çıkışı, nefes almak, can ve insanın bizzat kendi varoluşsal özü (benliği) olduğunu belirtir.

        Toshihiko Izutsu, Kuran'ın felsefi antropolojisinde "Nefsin vâhidetin" (Tek bir nefis) kavramını muazzam bir ontolojik eşitlik ve köken (origin) manifestosu olarak tahlil eder. Kuran; ırkçılığı, kabileciliği veya cinsiyet ayrımcılığını reddeder. Bütün bir insanlık, parçalanmış farklı çamurlardan değil; bizzat aynı hamurdan, aynı genetik (ve manevi) "tek özden" (Nefs/Adem) kopup çoğalmış devasa ve organik bir bütündür.

        Vâhidetin (وَاحِدَةٍ)

        Kelimenin etimolojik kökü vav-ha-dal harflerine dayanır. "Nefs" kelimesinin sıfatıdır. "Tek olan, bir olan, yekpare olan."

        İbn Fâris, bu kökün asıl anlamının bölünemez bütünlük ve çokluğun (kesretin) mutlak zıddı olması olduğunu belirtir.

        Ve Ceale (وَجَعَلَ)

        Kelimenin etimolojik kökü cim-ayn-lam harflerine dayanır. Başındaki "ve" bağlaçtır. Geçmiş zaman üçüncü tekil şahıs fiilidir. "Ve kıldı, var edip dönüştürdü, ortaya çıkardı."

        İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "halk" (yaratmak) eyleminden farklı olarak; zaten var olan bir şeye yeni bir form, durum, görev veya işlev kazandırmak, onu dönüştürmek ve tesis etmek olduğunu belirtir.

        Minhâ (مِنْهَا)

        "Ondan (o tek nefisten/özden)."

        Zevcehâ (زَوْجَهَا)

        Kelimenin etimolojik kökü ze-vav-cim harflerine dayanır. Cümlenin nesnesidir ve o nefse dönen "hâ" zamiriyle tamlamadır. "Onun eşini, onun çiftini, onu tamamlayanı."

        İbn Fâris, bu kökün asıl anlamının bir şeyin yalnız (tek) olmaktan kurtulması, bir araya gelerek birbirini tamamlayan iki parçanın bütünü (çift) olması ve infiradın zıddı olduğunu belirtir. Kadın erkeğin, erkek kadının "zevci"dir.

        Li Yesküne (لِيَسْكُنَ)

        Kelimenin etimolojik kökü sin-kef-nun harflerine dayanır. Başındaki "lâm" gaye (sebep/ta'lil) bildirir. Üçüncü tekil şahıs muzari fiilidir. "Sükûnet bulsun diye, huzur bulsun diye, durulsun diye."

        İbn Fâris, bu kökün asıl anlamının hareketliliğin, ıztırabın, kaygının ve savrulmanın mutlak zıddı olarak "durmak, sakinleşmek, yerinde sabit kalmak ve ontolojik bir huzur bulmak" olduğunu belirtir.

        Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), "Li yesküne ileyhâ" (Ona sükûnet bulsun diye) ibaresini muazzam bir edebi ve felsefi okumayla tahlil eder. Erkeğin/Kadının yaratılış (ve eşleşme) gayesi; şehvetin tatmini, ekonomik bir ortaklık veya sadece çocuk doğurmak (üremek) değildir. Asıl gaye "sükûnet"tir. İnsan, kendi o "tek/yalnız" halinde eksiktir, sürekli savrulur ve ıztırap çeker (hareket halindedir). Eş, o ıztırabın dindiği, ruhun fırtınalarının yattığı ve varlığın kendi yuvasını/tamamlayıcısını bularak "sükûnete (huzura) erdiği" o ontolojik limandır. Sevgi, sükûnetin ta kendisidir.

        İleyhâ (إِلَيْهَا)

        "Ona (eşine)." Arapçada "ile" (doğru) yönelme harf-i ceri ve "hâ" zamiri.

        Fe Lemmâ (فَلَمَّا)

        Arapçada "fe" (bunun üzerine) edatı ile "lemmâ" (ne zaman ki, olduğu vakit) zaman zarfının birleşimidir. İki eşin bir araya gelmesinden sonraki o fıtri süreci (üremeyi) bağlar.

        Teğaşşâhâ (تَغَشَّاهَا)

        Kelimenin etimolojik kökü ğayn-şın-vav (veya ye) harflerine dayanır. Tefa'ul babında geçmiş zaman üçüncü tekil şahıs fiili ve "hâ" zamiri. "Onu örtüp bürüdüğünde, onu sarıp sarmaladığında." (Kuran'ın cinsel birleşmeyi ifade etmek için kullandığı muazzam edebi/örtülü bir kinayedir).

        İbn Fâris, bu kökün temel anlamının bir şeyin üzerini bütünüyle kapatmak, örtmek, karanlığın basması ve her tarafı sarmalamak olduğunu belirtir. Kuran, birleşmeyi kaba bir fizyolojiyle değil; eşlerin birbirini şefkatle ve arzuyla "örtmesi/bürünmesi" (teğaşşâ) nezaketiyle resmeder.

        Hamelet (حَمَلَتْ)

        Kelimenin etimolojik kökü ha-mim-lam harflerine dayanır. Geçmiş zaman üçüncü tekil şahıs müennes (dişil) fiilidir. "Yüklendi, hamile kaldı, (o emaneti) taşıdı."

        İbn Fâris, bu kökün asıl anlamının bir ağırlığı kaldırmak, sırtta veya bedende taşımak ve o yükün sorumluluğunu almak olduğunu belirtir.

        Hamlen (حَمْلًا)

        Aynı kökten masdardır. (Mef'ul-i mutlak olarak fiili pekiştirir). "Bir yük (yüklendi)."

        Hafîfen (خَفِيفًا)

        Kelimenin etimolojik kökü hı-fe-fe harflerine dayanır. Yükün (hamlin) sıfatıdır. "Hafif bir (yük), ağırlık vermeyen, kolay olan."

        İbn Fâris, bu kökün temel anlamının ağırlığın, zorluğun ve yavaşlığın mutlak zıddı olması, bir şeyin kolayca taşınabilmesi ve bedeni yormaması olduğunu belirtir. Hamileliğin o ilk, henüz bedeni ağırlaştırmayan (ve muhtemelen fark edilmeyen) haftalarına atıftır.

        Fe Merrat (فَمَرَّتْ)

        Kelimenin etimolojik kökü mim-ra-ra harflerine dayanır. Başındaki "fe" takibiye (sonuç) bağlacıdır. Geçmiş zaman üçüncü tekil şahıs müennes fiilidir. "Bunun üzerine (o hafif yükle) geçip gitti, hayatına devam etti, dolaştı."

        İbn Fâris, bu kökün asıl anlamının bir şeyin kesintiye uğramadan akıp gitmesi, sürmesi ve hareketin devamlılığı olduğunu belirtir. Hamileliğin ilk aylarında annenin henüz ağırlaşmadığı için günlük işlerini (yürüyüşünü/hayatını) kolayca sürdürebilmesidir.

        Bihî (بِهِ)

        "Onunla (o hafif yükle)."

        Fe Lemmâ (فَلَمَّا)

        "Ne zaman ki, ... olduğu vakit."

        Eskalet (أَثْقَلَتْ)

        Kelimenin etimolojik kökü se-kaf-lam harflerine dayanır. İf'al babında, geçmiş zaman üçüncü tekil şahıs müennes (dişil) fiilidir. "Ağırlaştığında, yükü ağır basıp onu zorlamaya başladığında."

        İbn Fâris, bu kökün temel anlamının bir şeyin hacimce ve kütlece ağır olması, tartıda aşağı çekmesi ve "hafifliğin" mutlak zıddı olması olduğunu belirtir. Hamileliğin o son, bedenin hareketlerini kısıtlayan ve doğuma yaklaşılan o zorlu (ağır) evresidir.

        Deavellâhe (دَعَوَا اللَّهَ)

        Kelimenin etimolojik kökü d-a-v (dal-ayn-vav) harflerine dayanır. Cümle geçmiş zaman ikil (tesniye) formundadır: "O ikisi (anne ve baba) Allah'a dua ettiler, O'na yakardılar."

        Râgıb el-İsfahânî, "dua" eyleminin insanın kendi acziyetini ve korkusunu mutlak bir Otoriteye (Allah'a) arz ederek, O'ndan yardım (koruma) talep etmesi olduğunu açıklar. Hamileliğin ağırlaşması ve doğumun (bilinmezin) yaklaşması, insanı fıtri olarak o "Aşkın Yaratıcı"ya sığınmaya zorlar.

        Rabbehümâ (رَبَّهُمَا)

        "O ikisinin Rabbine."

        Le İn (لَئِنْ)

        Arapçada yemin bildiren "lâm" (lam-ı tekit) ve şart edatı olan "in" (eğer) harfinin birleşimidir. "Yemin olsun ki eğer, şayet." Duadaki pazarlık (sözleşme) tonunu pekiştirir.

        Âteytenâ (آتَيْتَنَا)

        Kelimenin etimolojik kökü hemze-te-ye harflerine dayanır. İf'al babında geçmiş zaman ikinci tekil şahıs (sen) fiili ve "nâ" (bize) zamiri. "Eğer bize verirsen, lütfedersen."

        Sâlihan (صَالِحًا)

        Kelimenin etimolojik kökü sad-lam-ha harflerine dayanır. Fiilin nesnesidir (mef'ul). "Salih birini, sağlıklı, azası tam, kusursuz ve hayırlı (bir evlat)."

        İbn Fâris, bu kökün temel anlamının bir şeyin fıtri ve doğru formunda olması, fayda vermesi ve bozukluğun (fesadın) mutlak zıddı olması olduğunu belirtir. Duada istenen şey; sakatlıktan uzak, fiziksel ve ruhsal olarak "pürüzsüz/sağlıklı" bir varlıktır.

        Le Nekûnenne (لَنَكُونَنَّ)

        Kelimenin etimolojik kökü kef-vav-nun harflerine dayanır. Şartın cevabıdır. Başında yemin lamı (lâm) ve sonunda pekiştirme nunu (nun-ı müşeddede) olan birinci çoğul şahıs (biz) muzari (veya gelecek) fiilidir. "Yemin olsun ki biz kesinlikle ama kesinlikle olacağız." (Duadaki pazarlığın en keskin ucudur).

        Mineş Şâkirîn (مِنَ الشَّاكِرِينَ)

        Tekili "şâkir" olan kelimenin etimolojik kökü şın-kef-ra harflerine dayanır. İsm-i fâil çoğuludur. Ayetin ve o varoluşsal duanın kapanış kelimesidir. "Şükredenlerden (olacağız), nankörlük etmeyenlerden, kıymet bilenlerden."

        İbn Fâris, bu kökün asıl anlamının bir iyiliğin veya nimetin farkında olup, bunu dille övmek ve eylemle (itaatle) o nimete hakkıyla karşılık vermek olduğunu belirtir.

        Prof. Dr. Hidayet Aydar, ayetin bu "Mineş Şâkirîn" (Şükredenlerden olacağız) kapanışını muazzam bir "İnsan Psikolojisi ve Kriz Teolojisi" olarak derinlemesine okur. İnsanoğlu, tehlike anında (veya doğumun o ağır bilinmezliği içinde) son derece fıtri, temiz ve Tevhidi bir korkuyla sarsılır. Çaresizlik anında hiçbir puta veya ideolojiye değil, doğrudan doğruya "Rabbine" (tek Otoriteye) yalvarır ve O'na büyük yeminlerle (le nekûnenne) "Sonsuz sadakat/şükür" sözü verir. Ayet, insanın kriz anındaki o saf ve aciz "pazarlık (şükür) psikolojisini" kusursuzca resmeder; ancak bu safiyet, tehlike geçtiğinde insanın nankörlüğe nasıl savrulacağını (bir sonraki ayetteki şirk sarmalını) anlatmak için kurulan sarsıcı bir teolojik giriştir. Fırtınada şükreden insan, karada nankörleşmeye gebedir.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X