اَوَلَمْ يَتَفَكَّرُوا مَا بِصَاحِبِهِمْ مِنْ جِنَّةٍۜ اِنْ هُوَ اِلَّا نَذ۪يرٌ مُب۪ينٌ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
A'râf Sûresi, 184. Ayet
Daralt
X
-
Düşünmediler mi ki yıllarca beraber oldukları o peygamberde delilikten eser yoktur; o ancak kesin bir uyarıcıdır.
Düşünmediler mi ki yıllarca beraber oldukları o peygamberde delilikten eser yoktur. Kafirler bazan Resulullah'a (s.a.) delilik nispet ediyorlardı. -En doğrusunu Allah bilir ya- onları buna sevkeden şey şudur: Onlar dünyevi konularda büyüklük ve itibar sahibiydiler. Onlara şu iki kesim dışında hiç kimse muhalefet etmiyor ve kötülük yöneltmiyordu: Birincisi destekçileri ve yardımcıları olan güç ve heybet sahibi kimsedir. İkincisi de kendisinde delilik bulunan kimsedir. Çünkü onlar herhangi bir konuda kendilerine muhalefet edenleri öldürüyorlardı. Resulullah'ın (s.a.) kendilerine muhalefet ettiğini ve hoşlanmadıkları tenkitleri kendilerine yönelttiğini, bununla birlikte onun yardımcı ve destekçilerinin olmadığını gördüklerinde onun, ancak kendisinde delilik bulunduğu için muhalefet ettiğini zannettiler. Bu sebeple ona delilik nispet ettiler. En doğrusunu Allah bilir. Onların Resulullah'a (s.a.) delilik nispet etmesinin sebebinin, ilah edindikleri putlara tapmayı onlara yasaklamış olması da mümkündür. Onlar kendileri arasındaki akıllı kimselerin putlara taptıklarını ve bunu yasaklamadıklarını görmüşlerdi. Resulullah (s.a.) bunu onlara yasakladığında, kendisinde bulunan bir zihinsel rahatsızlık sebebiyle bunu yasakladığını zannettiler. Bu durum, onları Resulullah'a (s.a.) delilik nispet etmeye sevketmiştir. En doğrusunu Allah bilir.
Cenab-ı Hak, düşünmediler mi ki yıllarca beraber oldukları o peygamberde delilikten eser yoktur mealindeki beyanıyla onları bu konuda düşünmedikleri için kınamıştır ki onlar için Resulullah'ta (s.a.) bir deliliğin bulunmadığı ortaya çıksın. Bu, iki şekilde yorumlanabilir. Onlar eğer Restılullah (s.a.) hakkında düşünmüş olsalardı, onun Allah'ın elçisi olduğunu ve haber verdiği şeyleri Allah'tan aldığını bilirlerdi, çünkü o, onlardan birine müracaat etmeksizin ve birinden öğrenmeksizin, konuştukları dilde yazılmış kitaplarındaki emir ve yasakları kendilerine bildirmiştir. İkinci olarak düşünmediler mİ ki yıllarca beraber oldukları o peygamberde delilikten eser yoktur mealindeki beyanı şöyle de yorumlanabilir: Yani onun hakkında düşündüler ve onda delilik bulunmadığını bildiler. "Göklerin ve yerin egemenliği üzerinde ... hiç kafa yormadılar mı?" mealindeki ilahi beyan da böyledir. Yani onlar bu konuda düşündüler ve böyle bir varlık aleminin boşuna ve gereksizce yaratılmamış olduğunu bildiler. Bu şöyle denilmesi gibidir: Şöyle yapmadın mı? Yani bunu yaptın. Fakat onlar Allah'ın ayetlerine ve delillerine karşı inatlaştılar ve büYÜklendiler. Düşünmediler mİ mealindeki beyanın şu anlama gelmesi de mümkündür: Yani kendileri ve putlara tapan ötekileri düşünmediler mi? Ta ki onların batıl ve sefih bir durumda oldukları ve gerçeğin, kendilerinin benimsedikleri değil, Hz. Muhammed'in (s.a.) davet ettiği din olduğu kendileri nezdinde ortaya çıksın. Yine ayet-i kerimede yalnızca düşünme ve tefekkür yoluyla bilinse bile gerçeği benimsemek gerektiğine ilişkin delil vardır. Çünkü düşünmeyi terkettikleri için bunlara şiddetli tehdit ve büyük bir ceza öngörülmüştür. Halbuki onların, bunu bilmelerini sağlayacak yöntemleri mevcuttu. Birlikte yaşadıkları peygamberde bir deliliğİn bulunmadığını düşünmediler mi? Bu Allah'tan onlara yönelik bir cevaptır. Bu beyan şu anlama da gelebilir: Eğer onlar birlikte yaşadıkları peygamber hakkında düşünseler, onda bir deliliğin bulunmadığını bilirler. Ayrıca Cenab-ı Hak onun, kesin bir uyarıcı olduğunu bildirmiştir. Onların dediği gibi o, deli değildir. Zira onun mucizeleri ayetler ve kesin delilleri vardır. Dolayısıyla o, kesin bir uyarıcıdır.
Yorumu Yorumla
-
E Ve Lem (أَوَلَمْ)
Arapçada istifham (soru) hemzesi "E", atıf (bağlaç) harfi "ve" ile geçmiş zamanı mutlak olarak olumsuzlayan "lem" edatının birleşimidir. İnkârî ve kınayıcı bir soru formudur. "Onlar hiç mi ... yapmadılar? Yoksa hiç mi ... etmediler?"
Yetefekkerû (يَتَفَكَّرُوا)
Kelimenin etimolojik kökü fe-kef-ra harflerine dayanır. Tefa'ul babında, "lem" edatından dolayı sonundaki nun harfi düşmüş (meczum) üçüncü çoğul şahıs muzari fiilidir. "Derinlemesine düşünmediler mi, sistemli bir şekilde zihin yormadılar mı?"
İbn Fâris, bu kökün temel anlamının bir şeyin mahiyetine ve anlamına ulaşmak için kalbin ve aklın cehd etmesi, meseleyi bütünüyle kavramak için gösterilen derin tetkik olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "tefekkür" eyleminin, sadece olayların dış görünüşüne sığ bir bakış atmak olmadığını; aklın, eşyanın veya durumun ardındaki o sarsılmaz asıl gerçeğe ulaşmak için gösterdiği yorucu, kasti ve sistematik bir zihinsel faaliyet olduğunu açıklar.
Mâ (مَا)
Arapçada olumsuzluk bildiren (nefiy) edattır. "Yoktur, kesinlikle mevcut değildir."
Bi Sâhibihim (بِصَاحِبِهِمْ)
Kelimenin etimolojik kökü sad-ha-be harflerine dayanır. Başındaki "bâ" harf-i ceri fiilin/ismin yönelimini bildirir. "Sâhib" kelimesi ile "him" (onların) zamirinin tamlamasıdır. "Onların arkadaşında, onların bizzat kendi yoldaşlarında (Peygamber'de)."
İbn Fâris, bu kökün asıl anlamının bir şeye çok yakın olmak, onunla yan yana bulunmak, uzun süre birlikte yaşayarak ondan hiç ayrılmamak (yoldaşlık) olduğunu belirtir.
Prof. Dr. Mustafa Öztürk, Kuran'ın peygamber için "Sâhibihim" (Onların arkadaşı/yoldaşı) kelimesini kullanmasını muazzam bir sosyolojik ve psikolojik reddiye (argüman) olarak tahlil eder. Müşrikler, getirdiği o sarsıcı vahiy karşısında peygambere aniden "deli" demeye başlamışlardı. Kuran ise "O sizin sâhibinizdir" diyerek onlara şu rasyonel tokatı atar: O, dışarıdan gelmiş meçhul bir yabancı veya geçmişini bilmediğiniz bir meczup değildir. O; tam kırk yıl boyunca aranızda yaşamış, sokaklarında beraber büyüdüğünüz, ticaretine, keskin aklına, ahlakına ve eşsiz dürüstlüğüne bizzat şahitlik ettiğiniz en yakın "yoldaşınızdır". Kuran, peygamberin o kırk yıllık sarsılmaz ve tertemiz rasyonel geçmişini (yoldaşlığını), müşriklerin bu ucuz "delilik" iftirasına karşı en büyük felsefi kalkan yapar.
Min (مِنْ)
Arapçada olumsuz bir edattan (mâ) sonra geldiğinde "hiçbir, zerre kadar, en ufak bir" anlamı vererek yokluğu mutlaklaştıran (tekit eden) zaide harf-i cerdir.
Cinnetin (جِنَّةٍ)
Kelimenin etimolojik kökü cim-nun-nun harflerine dayanır. "Delilikten, aklın örtülmesinden, cinlenmeden (hiçbir eser yoktur)."
İbn Fâris, bu kökün asıl anlamının bir şeyin üzerini bütünüyle örtmek, gizlemek, karanlıkta bırakmak ve görünmez kılmak olduğunu belirtir. İnsanın aklının ve şuurunun normal işleyişinin bir hastalıkla veya dış bir etkiyle "örtülmesine/gizlenmesine" bu yüzden cinnet (delilik) denir.
Toshihiko Izutsu, Cahiliye dönemi Arap toplumunun psikolojik ve dinsel haritasında "Cinnet" (ve mecnun) kavramını derinlemesine okur. O dönemdeki putperest inanca göre, olağanüstü sözler söyleyen şairlerin veya gaipten haber veren kâhinlerin, çöldeki görünmez karanlık varlıklar (cinler) tarafından çarpıldığına, akıllarının "örtüldüğüne" ve o varlıkların esareti altında hezeyanlar ürettiklerine inanılırdı. Kuran, peygamberin vahiy tecrübesini bu cahiliye tipi "cinnet" (cin çarpması/şizofreni) kurumundan ontolojik ve epistemolojik olarak bıçak gibi keserek ayırır. Onun aklı örtülü (cinnet) değildir; aksine insanlığın ulaştığı en yüksek aydınlık ve rasyonel şuur (basiret) halindedir.
İn (إِنْ)
Arapçada tıpkı "mâ" gibi olumsuzluk (nefiy) bildiren edattır. "Değildir."
Hüve (هُوَ)
Üçüncü tekil şahıs munfasıl (ayrık) zamiridir. "O (Peygamber)."
İllâ (إِلَّا)
Arapçada "ancak, sadece, -den başka" anlamlarına gelen istisna edatıdır. Öncesindeki "İn" (değildir) edatıyla kurgulanarak (İn... illâ) güçlü bir hasr (sınırlama) oluşturur: "O, şundan başka hiçbir şey değildir, o sadece şudur."
Nezîrun (نَذِيرٌ)
Kelimenin etimolojik kökü nun-zel-ra harflerine dayanır. İsm-i fâil veya mübalağa formundadır. "Bir uyarıcı, tehlikeyi önceden haber veren bir elçi."
İbn Fâris, bu kökün temel anlamının birini, ileride mutlaka meydana gelecek korkutucu ve tehlikeli bir duruma karşı önceden uyarmak, onu sakındırmak ve daldığı gafletten sarsarak uyandırmak olduğunu belirtir.
Angelika Neuwirth, Geç Antik Çağ edebi geleneğinde "Nezîr" (Uyarıcı) kavramını inceler. Peygamber, aklını yitirmiş (cinnet geçiren) bir kâhin veya gaipten şifreli haberler fısıldayan bir medyum değildir. O; ufuktaki kozmik felaketi (kıyameti) ve toplumsal ahlakın çöküşüyle gelecek ilahi azabı "pürüzsüz bir rasyonaliteyle" kavrayan ve toplumu bu mutlak tehlikeye karşı alarm durumuna geçiren sarsılmaz bir "Uyarıcıdır" (Nezîr). Delilik (cinnet) aklı iptal eder; nezîr olmak ise aklın, sorumluluğun ve şuurun varabileceği en yüksek idrak seviyesini gerektirir.
Mübînün (مُبِينٌ)
Kelimenin etimolojik kökü be-ye-nun harflerine dayanır. İf'al babında ism-i fâildir. Ayetin ve o muazzam peygamberlik müdafaasının mutlak kapanış kelimesidir. "Apaçık olan, gerçeği bütünüyle ortaya koyan, karanlıkları aydınlatan ve açıklayan."
İbn Fâris, bu kökün asıl anlamının iki şeyin birbirinden bütünüyle ayrılması, üzerlerindeki örtülerin (veya bulanıklığın) kalkarak nesnenin şüpheye yer bırakmayacak şekilde açık, seçik ve pırıl pırıl görünür (beyan) olması olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "mübîn" sıfatının, if'al babının kattığı zenginlikle hem "kendisinin şüphesiz ve açık (zahir) olduğunu" hem de "başka şeyleri (karanlıkları, şüpheleri, gerçekleri) açıklayıp aydınlattığını" belirtir.
Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), ayetin bu "Mübîn" kapanışını "Delilik ve Vahiy" tezadının mutlak edebi ispatı olarak okur. Aklı örtülmüş (cinnet geçirmiş) birinin sözleri; karmaşıktır, kopuktur, hezeyanlarla doludur ve dinleyene bir mana ifade etmeyen kapalı saçmalıklardır. Oysa peygamberin getirdiği kelam ve uyarı (nezîr), hem kendi içinde muazzam bir mantıksal tutarlılığa sahip hem de aklın ve kâinatın sırlarını çözen son derece pürüzsüz, aydınlık ve rasyonel bir "Mübîn" (açıklayıcı) ferman niteliğindedir. Getirilen sözün böylesine "mübîn" (apaçık ve aydınlatıcı) olması, o sözü taşıyan elçinin aklının hastalıklı (cinnet) değil, bütünüyle kusursuz olduğunun ontolojik kanıtıdır. Işık saçan bir zihin deli olamaz.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla