وَلِلّٰهِ الْاَسْمَٓاءُ الْحُسْنٰى فَادْعُوهُ بِهَاۖ وَذَرُوا الَّذ۪ينَ يُلْحِدُونَ ف۪ٓي اَسْمَٓائِه۪ۜ سَيُجْزَوْنَ مَا كَانُوا يَعْمَلُونَ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
A'râf Sûresi, 180. Ayet
Daralt
X
-
Etiketler: esmaül hüsna, araf 180, araf suresi 180. ayet, sapkınlık, isim, araf suresi, allah, dua, amel, ihsan
-
En güzel isimler Allah'ındır; bu güzel isimlerle O'na dua edin, O'nun isimleri hakkında doğru inançtan sapanları kendi başlarına bırakın. Onlar yaptıklarının cezasını çekecekler!
Esmâ-i Hüsná
En güzel isimler Allah'ındır; bu güzel isimlerle O'na dua edin. Bu beyan iki yoruma açıktır. Onların, isimlerin sayısının sabit kılınması, bunların işaret etmiş olduğu zatların sayısının da sabit kılınmasını gerekli olduğunu zannetmiş olmaları mümkündür. Dolayısıyla Cenab-ı Hak, isimlerin sayısını sabit kılmanın, zatların sayısını da sabit kılmak demek olmadığını bildirmiştir. Zira bir şey farklı isimlerle adlandırılabilir. Ayrıca bu durum, söz konusu şeyin sayısını sabit kılmayı ve onun bölünmesini gerektirmez. Örneğin hareket; hareket, araz, şey ve yaratılmış olarak isimlendirilir. Halbuki bu durum, hareketin sayısını ispat etmeyi ve bölünmesini gerektirmez. Bütün nesneler için durum böyledir. Buna göre Cenab-ı Hak isimlerin sayısını ispat etmek için zatın bir kaç tane olduğunu ispat etmek anlamına gelmediğini haber vermiştir. İkinci muhtemel yorum şudur: Bu, onların söylemiş olduğu bir sözün karşılığı anlamına gelebilir. Söyledikleri bu söz de onların, Allah'ı güzel olmayan bir isim ve sıfatlarla nitelerneleri, O'na nispet edilmesi uygun olmayan nitelemeleri O'na nispet etmeleridir. Bunlar "ey domuzların yaratıcısı", "ey kötülüklerin yaratıcısı", "ey maymunun ilahı" ve bunun gibi nitelernelerdir. Dolayısıyla Cenab-ı Hak, yaptığı lütufları çağrıştıran ve insanlar arasında bilinen güzel isimlerle O'na dua etmeleri gerektiğini onlara bildirmiştir. [Mesela] şöyle denilir: "Ya Hadi': "Ya Mürşid" ve bunun benzeri isimler. Yine onlara vermiş olduğu nimetler dolayısıyla şöyle denir: "Ya Kerim", "Ya Cevad': "Ya Latif" ve benzeri isimler. Yine kendi yaratılışlarında O'nun uluhiyet ve rububiyeti ortaya çıkınca şöyle denilir: "Ya Halik", "Ya Razık", "Ya Allah': "Ya Rahman", "Ya Rahim': Böylece Cenab-ı Hak şöyle buyurmuştur: Şu isimlerle dua etmeyin, aksine insanlar arasında gerçekliği ortaya çıkmış bulunan isimlerle dua edin. O, bunlarla isimlendirilmiştir. Bu, bizim belirttiğimiz görüştür. En doğrusunu Allah bilir. İlk manaya uygun bir rivayet nakledilmiştir. Bir adamın namazında dua ederek "ya Allah, ya Rahman, ya Rahim" dediği rivayet edilmiştir. Müşriklerden biri şöyle demiştir: Muhammed (s.a.) ve arkadaşları, kendilerinin bir olan ilaha taptıklarını iddia etmiyorlar mı? Bu adama ne oluyor ki iki ilaha dua ediyor? Bunun üzerine Allah Teala, en güzel isimler Allah'ındır ayetini indirmiştir. En güzel isimler Allalı'ındır ilahi beyanı şu yoruma da açıktır: Yani en güzel isimler O'na aittir, sizin taptığınız putlara ait değildir ki onlar bu putları ilah ve rab olarak isimlendiriyorlardı. Buna göre Cenab-ı Hak şöyle buyurmuştur: Putlara dua ettiğiniz bu isimler Allah'ındır, bunlarla Allah'a dua edin, putlara dua etmeyin.
O'nun isimleri hakkında doğru inançtan sapanları kendi başlarına bırakın. Bu beyan şu anlama gelebilir: Yani onların yaptıklarının karşılığını verme, sana eziyetlerine de karşılık verme. Onların yaptıklarının karşılığını verecek olan Allah'tır. Görmez misin ki Cenab-ı Hak sonunda şöyle buyurmuştur: Onlar yaptıklarının cezasını çekecekler! O'nun isimleri hakkında doğru inançtan sapanlar. Bu beyan hakkında şöyle denilmiştir: İlhad, haktan sapma ve ayrılmadır. Ayrıca bir şeyi konulması gereken yerin dışına koymaktır. Onlar doğru inançtan sapanlar (mülhit) olarak isimlendirildiler, çünkü başkasını Allah'ın isimleriyle adlandırmışlardı veya başkasını O'nun isimlerine ortak kılmışlardı. Yahut bu isimle adlandırılmışlardır, çünkü Cenab-ı HakKın nimetlerine karşı edilecek şükrü başkasına yapmışlar, bu gibi nimetlerin başkasından gelmediğini bildikleri halde bunlara tapmışlardır. Halbuki bütün bu nimetler Allah'tandır. İbn Abbas şöyle demiştir: İlhad Kur'an'ın tamamında sapmak manasındadır. Şöyle de denilmiştir: İlhad yalanlama demektir. İbn Kuteybe şöyle demiştir: Doğru inançtan sapanlar. Yani haktan sapanlar ve ayrılanlar. Bu kelimenin aslı, sapma ve ayrılmadır.
Onlar yaptıklarının cezasını çekecekler! Denildi ki: Bu, Resulullah'a (s.a.) yardım ve dünyada düşmanlarına karşı zafer kazanacağına dair bir müjdedir. Bazıları da şöyle demiştir: Bu tehdit (vaid) ifadesidir. Cenab-ı Hak, Resulullah'a (s.a.) eziyet ettiklerinden dolayı onları tehdit etmiştir.
Yorumu Yorumla
-
Vellâhi (وَلِلَّهِ)
Kelimenin etimolojik kökü l-l-h (lam-lam-he) harflerine dayanır. Başındaki "ve" bağlaç, "lâm" ise tahsis ve mülkiyet bildiren harf-i cerdir. Cümle başında gelerek hasr (sınırlama) yapar. "Mülkiyet ve egemenlik sadece ve sadece Allah'ındır."
El-Esmâül (الْأَسْمَاءُ)
Tekili "ism" olan kelimenin etimolojik kökü s-m-v (sin-mim-vav) veya v-s-m (vav-sin-mim) harflerine dayanır. Cümlenin mübtedasıdır (öznesidir). "İsimler."
İbn Fâris, bu kökün temel anlamının yükseklik, yücelik (semâ) veya bir şeyin üzerine vurulan belirleyici damga/iz (vesm) olduğunu belirtir. İsim, bir varlığı diğerlerinden ayıran o yüce alamettir.
Hüsnâ (الْحُسْنَىٰ)
Kelimenin etimolojik kökü h-s-n (ha-sin-nun) harflerinden oluşur. "Ahsen" kelimesinin müennes (dişil) formudur ve isimler kelimesinin sıfatıdır. "En güzel, en mükemmel, en yetkin olan."
İbn Fâris, bu kökün asıl anlamının insanın doğasına, aklına ve gözüne güzel/iyi görünen, hoşa giden ve değerli olan her türlü mükemmellik olduğunu belirtir.
Toshihiko Izutsu, "Esmaül Hüsna" (En Güzel İsimler) kavramını Kuran'ın teolojik ontolojisinde "Mutlak Mükemmellik Kümesi" olarak tahlil eder. Bu isimler sadece lafız değil; Allah'ın kâinatı yönettiği, her biri kendi başına mutlak bir yetkinliği (adalet, merhamet, kudret) temsil eden o aşkın sıfatların bizzat kendisidir. Güzellik (hüsn), burada estetik bir kavramdan ziyade, eksiksizlik ve kusursuzluk (perfection) anlamındadır.
Fed'ûhü (فَادْعُوهُ)
Kelimenin etimolojik kökü d-a-v (dal-ayn-vav) harflerine dayanır. Başındaki "fe" sonuç/emir bağlacıdır. İkinci çoğul şahıs (siz) emir kipi ile "hü" (O'na) nesne zamirinin birleşimidir. "Öyleyse O'na dua edin, O'nu çağırın, O'na bu isimlerle nida edin."
İbn Fâris, bu kökün temel anlamının birini çağırmak, seslenmek, yönelmek ve bir şeyin kendisine doğru gelmesini talep etmek olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "dua" eyleminin sadece sözlü bir talep olmadığını; insanın bu isimlerin (sıfatların) temsil ettiği o yüce ahlaka ve kudrete sığınarak, tüm benliğiyle o tek merkeze (Allah'a) yönelmesi olduğunu açıklar.
Bihâ (بِهَا)
"Onlarla (o en güzel isimlerle)." Vasıta/durum bildiren "bâ" harf-i ceri ve isimlere dönen zamirdir.
Ve Zerul (وَذَرُوا)
Kelimenin etimolojik kökü v-z-r (vav-ze-ra) harflerine dayanır. İkinci çoğul şahıs (siz) emir kipidir. "Ve bırakın, terk edin, uzak durun."
İbn Fâris, bu kökün asıl anlamının bir şeyi kendi haline bırakmak, ilişiği kesmek ve önemsemeyerek ondan vazgeçmek olduğunu belirtir.
Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu emri (zerû) zihinsel ve inançsal bir "temizlik" (arınma) eylemi olarak tahlil eder. Allah'a doğru yönelmek için (dua), önce zihindeki o sahte ve çarpık tanrı tasavvurlarını bütünüyle "terk etmek" (zerû) gerekir.
Ellezîne (الَّذِينَ)
"O kimseleri ki." İsm-i mevsul.
Yülhıdûne (يُلْحِدُونَ)
Kelimenin etimolojik kökü l-h-d (lam-ha-dal) harflerine dayanır. Üçüncü çoğul şahıs muzari (geniş zaman) fiilidir. "İlhada saparlar, (doğrudan/haktan) sapıtırlar, isimleri çarpıtırlar."
İbn Fâris, bu kökün temel anlamının meyl etmek, bir şeyin asıl yönünden sapıp kenara kaymak olduğunu belirtir. Mezarın yan tarafına açılan oyuğa "lahit" denmesi de, kazılan yerin tam merkezinden değil, yan tarafına doğru (meylederek) açılmasındandır.
Râgıb el-İsfahânî, "ilhâd" kavramının Kuran terminolojisinde "doğru olan çizgiden kasten ve hileyle sapmak" olduğunu açıklar. Bu eylem; ya Allah'ın isimlerini putlara vermek (isimlendirme şirki), ya isimlerin manalarını tahrif etmek, ya da Allah'a yakışmayan nitelemelerde bulunarak gerçeği (Hakkı) yamultmaktır.
Angelika Neuwirth, bu kelimeyi Geç Antik Çağ'ın pagan ve gnostik nitelemelerine karşı bir "Teolojik Savunma" olarak okur. "İlhâd", Allah'ın o "en güzel" (hüsnâ) olan isimlerini alıp onları kendi ideolojilerine, putlarına veya insanbiçimci (antropomorfik) zanlarına alet ederek o isimlerin asıl yüceliğinden (merkezinden) kenara (lahide) kaydırmaktır.
Fî (فِي)
Arapçada "içinde, hakkında, konusunda" anlamı veren zarftır.
Esmâihî (أَسْمَائِهِ)
"O'nun isimleri (hakkında)." s-m-v kökünden.
Se Yüczevne (سَيُجْزَوْنَ)
Kelimenin etimolojik kökü c-z-y (cim-ze-ye) harflerine dayanır. Başındaki "se" kesin gelecek bildiren edattır. Meçhul (edilgen) yapıda üçüncü çoğul şahıs muzari fiilidir. "İleride mutlaka cezalandırılacaklar, karşılıklarını tam olarak alacaklar."
İbn Fâris, bu kökün temel anlamının bir eylemin tam faturasını/bedelini (eksiksizce) muhataba ödetmek, hakkını vermek (karşılık) olduğunu belirtir.
Mâ (مَا)
"O şeyi ki." İsm-i mevsul.
Kânû (كَانُوا)
k-v-n (kef-vav-nun) kökünden geçmiş zaman yardımcı fiilidir. Eylemin sürekliliğini ve o kişilerin karakteri haline geldiğini gösterir.
Ya'melûn (يَعْمَلُونَ)
Kelimenin etimolojik kökü a-m-l (ayn-mim-lam) harflerine dayanır. Üçüncü çoğul şahıs muzari fiilidir. Ayetin mutlak kapanış kelimesidir. "Yapıyorlardı, işleyip duruyorlardı."
Prof. Dr. Sadık Kılıç, ayetin bu "Se yüczevne mâ kânû ya'melûn" (Yapmakta olduklarının karşılığını mutlaka alacaklar) kapanışını muazzam bir "İsim ve Eylem Diyalektiği" olarak derinlemesine okur. Allah'ın isimleri (Esmâ), sadece teorik birer kelime değildir; o isimler ahlakın ve hukukun kaynağıdır. Allah'ın ismini çarpıtanlar (ilhâd), aslında ahlakın ve adaletin de temelini (merkezini) kaydırmaktadırlar. Kuran, isimleri çarpıtmayı (teolojik tahrifatı) sadece bir fikir hatası değil, bir "amel" (ya'melûn / eylem/iş) olarak kodlar. Zira yanlış tanrı tasavvuru, zorunlu olarak yanlış bir hayat tarzı ve zulüm (amel) üretir. Allah, isimlerini dünyevi menfaatlerine alet edenlerin bu "yapıp ettiklerini" (amellerini) boşa çıkarmayacak ve onlara hak ettikleri o sarsıcı karşılığı (cezayı) verecektir. Hakikatin ismini bozanlar, kendi sonlarını (amellerini) bozmuşlardır.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla