Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

A'râf Sûresi, 174. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    A'râf Sûresi, 174. Ayet

    وَكَذٰلِكَ نُفَصِّلُ الْاٰيَاتِ وَلَعَلَّهُمْ يَرْجِعُونَ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Vekeżâlike nufassilu-l-âyâti vele’allehum yerci’ûn(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      İşte biz ayetleri böyle birer birer açıklarız, umulur ki dönerler.

      İşte biz ayetleri böyle birer birer açıklarız. İki şekilde: Birincisi açıklama yoluyla ki bu, sapkınlığı ortaya çıkaran ve şüpheleri gideren şeyleri açıklamamızdır. İkincisi, ayırmamız ve her birini en iyi ve en uygun yere koymamızdır ki mazeret ve ileri sürülen nedenler ortadan kalksın.

      Umulur ki dönerler. Mevcut batıl hallerini düşünmek suretiyle. En doğrusunu Allah bilir.

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Ve Kezâlike (وَكَذَٰلِكَ)

        Arapçada "ve" bağlacı, teşbih (benzerlik) bildiren "ke" (gibi) edatı ve uzaklık bildiren "zâlike" (şu/o) işaret zamirinin birleşimidir. "Ve işte tıpkı bunun gibi, aynı bu şekilde."

        Prof. Dr. Hidayet Aydar, ayetin başındaki bu "kezâlike" (işte böyle) geçişini, Kuran'ın muazzam bir teolojik köprüsü olarak tahlil eder. Bir önceki ayette bütün insanlığın zürriyetinden alınan o soyut ve evrensel "Elest Sözleşmesi" (Ben sizin Rabbiniz değil miyim?) anlatılmıştı. Allah, o kadim ve metafizik gerçeği hatırlattıktan hemen sonra "İşte biz ayetleri böyle (kezâlike) açıklarız" diyerek; geçmişin o büyük fıtri hakikati ile yeryüzündeki somut vahyin (Kuran'ın) amacını paralelleştirir. Vahiy, o sözleşmenin tarih sahnesindeki güncel yankısından başka bir şey değildir.

        Nüfessılül (نُفَصِّلُ)

        Kelimenin etimolojik kökü f-s-l (fe-sad-lam) harflerine dayanır. Tef'îl babında, birinci çoğul şahıs (biz) muzari (geniş/şimdiki zaman) fiilidir. "Ayrıntılı olarak açıklarız, detaylandırırız, parçalarına ayırarak netleştiririz."

        İbn Fâris, bu kökün temel anlamının iki şeyi birbirinden ayırmak, aralarına bir sınır koymak, düğümü çözmek ve bitişiklikten kaynaklanan o karmaşayı (bütünlüğü) izale etmek olduğunu belirtir. Kararı kesinleştiren kesin hükme de "fasıl" denir.

        Râgıb el-İsfahânî, "tafsîl" eyleminin Kuran'da sıradan bir anlatı olmadığını; karmaşık, kapalı veya tek parça halindeki bir gerçeğin, insanın aklı ve idraki tarafından kolayca kavranabilmesi için bölümlere, misallere ve ayrıntılara ayrılarak şüpheye yer bırakmayacak şekilde "apaçık hale getirilmesi" olduğunu açıklar.

        Angelika Neuwirth, "nüfessılü" (detaylandırarak açıklarız) eylemini Geç Antik Çağ'ın "ilahi gizem" (mysterium) algısına karşı muazzam bir rasyonel aydınlanma manifestosu olarak okur. Antik dinlerin ve ruhban sınıflarının elindeki metinler kapalı, gizemli ve kasten anlaşılmaz (şifreli) kurgulanmıştı. Kuran ise tam aksine, kâinatın Yaratıcısı'nın kendi ayetlerini insan aklının önüne bizzat "analitik bir şekilde detaylandırarak" (tafsil ederek) serdiğini, hakikatin bir gizem (sır) değil, bizzat incelenmesi, idrak edilmesi ve okunması gereken bir argümanlar bütünü olduğunu ilan eder.

        Âyâti (الْآيَاتِ)

        Tekili "âye" olan kelimenin etimolojik kökü e-y-y (hemze-ye-ye) harflerinden oluşur. Cümlenin nesnesidir (mef'ul). "Ayetleri, işaretleri, kanıtları, delilleri."

        İbn Fâris, bu kökün asıl anlamının bir şeyi bilinir kılan, meçhul olmaktan çıkaran kesin alamet, iz ve nişane olduğunu belirtir.

        Toshihiko Izutsu, Kuran anlambiliminde "Âyet" kavramının sadece kitaptaki (mushaftaki) harfler ve cümleler olmadığını; doğadaki olayların (güneşin, suyun), insanlık tarihindeki kırılmaların (helaklerin) ve fıtrattaki sözleşmelerin her birinin aşkın bir hakikate işaret eden ontolojik "semboller" (işaret levhaları) olduğunu derinlemesine açıklar. Allah, evrendeki ve içimizdeki bu işaretleri aklın önüne tek tek açarak tahlil eder.

        Ve Leallehüm (وَلَعَلَّهُمْ)

        Arapçada "ve" bağlacı, umut, beklenti ve gerekçe (ta'lil) bildiren "lealle" edatı ile "hüm" (onlar) zamirinin birleşimidir. "Ve umulur ki onlar, ki böylece onlar, -meleri ümidiyle."

        Prof. Dr. Mustafa Öztürk, Kâinatın Yaratıcısı'nın "lealle" (umulur ki / ta ki) edatını kullanmasını muazzam bir "Pedagojik Teoloji ve İnsan İradesi" bağlamında okur. Allah'ın (haşa) geleceği bilmediği için bir şeyi umut etmesi söz konusu olamaz. Buradaki "leallehüm", vahyin gönderilişindeki asıl pedagojik amacı ve insana tanınan o sarsılmaz "özgür irade" alanını yansıtır. İlahi irade, ayetleri (işaretleri) dayatarak insanı zorla ve robot gibi yola sokmaz; ayetleri aklın önüne "tafsil eder" ve insanın kendi özgür seçimiyle hakikati bulması için ona bir "tercih/kurtuluş fırsatı" (umulur ki) tanır. Vahiy, iradeyi teslim almaz, onu aydınlatarak karar vermeye davet eder.

        Yerciuûn (يَرْجِعُونَ)

        Kelimenin etimolojik kökü r-c-a (ra-cim-ayn) harflerine dayanır. Üçüncü çoğul şahıs muzari (geniş/şimdiki zaman) fiilidir. Ayetin mutlak kapanış eylemidir. "Geri dönerler, rücu ederler."

        İbn Fâris, bu kökün temel anlamının bir şeyin daha önce bulunduğu o ilk haline, başlangıç noktasına, orijinal yerine/safiyetine geri dönmesi ve uzaklaştığı asıl merkeze (köke) yönelmesi olduğunu belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, "rücu" eyleminin Kuran'da insanın işlediği sapkınlıktan, gafletten veya şirke dayalı batıl inançlardan kendi idrakiyle sıyrılarak, Yaratıcı'nın belirlediği o fıtri itaat eksenine (doğruya) ahlaken "geri dönüş yapması" (tövbe etmesi) olduğunu açıklar.

        Prof. Dr. Sadık Kılıç, "Elest Sözleşmesi" pasajının ardından gelen bu ayetin "yerciuûn" (geri dönerler) fiiliyle kapatılmasını ontolojik bir "Eve Dönüş" (Homecoming) felsefesi olarak tahlil eder. İnsanlar nereye geri döneceklerdir? Elbette ki iki ayet önce zikredilen o "Ben sizin Rabbiniz değil miyim?" (Elest) şuuruna ve fıtratın o tertemiz başlangıç ayarlarına. Allah'ın ayetleri detaylıca açıklaması (nüfessılü), insana hiç bilmediği yeni ve uzaylı bir din icat etmesi için değildir. Aksine, insanın o kapıldığı dünyevi gafletten, atalarının ürettiği batıl geleneklerden ve sahte kibrinden sıyrılarak; aslında ruhunun derinliklerinde zaten var olan o kadim "Tevhit Sözleşmesine" şuurla, ahlaken ve zihnen "rücu etmesi / geri dönmesi" içindir. Kuran'a göre hakikati bulmak (kurtuluş), dışarıya doğru bir seyahat değil; bizzat fıtratın köklerine (aslına) yapılan bir "geri dönüştür".

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X