فَلَمَّا نَسُوا مَا ذُكِّرُوا بِه۪ٓ اَنْجَيْنَا الَّذ۪ينَ يَنْهَوْنَ عَنِ السُّٓوءِ وَاَخَذْنَا الَّذ۪ينَ ظَلَمُوا بِعَذَابٍ بَـ۪ٔيسٍ بِمَا كَانُوا يَفْسُقُونَ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
A'râf Sûresi, 165. Ayet
Daralt
X
-
Etiketler: kurtuluş, uyarı, araf suresi 165. ayet, araf 165, araf suresi, şiddetli azap, zikir, azap, zulüm, fasık
-
İşte böylece onlar kendilerine yapılan uyarıları göz ardı edince biz de kötülüğü önlemeye çalışanları kurtardık, haksızlığa sapanları da yapmakta oldukları kötülüklerden ötürü dehşetli bir azap ile cezalandırdık.
Onlar kendilerine yapılan uyarıları göz ardı edince. Yani onlar kendilerine yapılan uyarıları terkedip bunlardan yüz çevirince, biz de kötülüğü önlemeye çalışanları kurtardık, haksızlığa sapanları da dehşetli bir azap ile cezalandırdık. İbn Kuteybe şöyle demiştir: Şiddetli. EbU Avsece de aynı görüşü dile getirmiştir. Onun dışındakiler "acı verici" demişlerdir. Bu da aynıdır. Hasan-ı Basri şöyle demiştir: Haksızlığa sapanları da azap ile cezalandırdık beyanının bu kısmında vakıf vardır. Sonra da "bi'se bima kanu yefsukun" (بئس بما كانوا يفسقون) şeklinde okunmak suretiyle yapmakta oldukları kötülükler ne kötüdür demiştir.
Yorumu Yorumla
-
Fe Lemmâ (فَلَمَّا)
Arapçada eylemin vuku bulduğu o kritik zaman dilimini, kırılmayı ve neticeyi bağlayan "fe" (öyleyse/bunun üzerine) edatı ile "lemmâ" (ne zaman ki, olduğu vakit) zaman zarfının birleşimidir. Yapılan uyarıların (bir önceki ayetteki aktif tebliğin) ardından sürecin nihai aşamaya (ilahi infaza) geçtiğini bildiren o sarsıcı geçiş köprüsüdür.
Nesû (نَسُوا)
Kelimenin etimolojik kökü n-s-y (nun-sin-ye) harflerine dayanır. Geçmiş zaman üçüncü çoğul şahıs fiilidir. "Unuttular, terk ettiler, hafızalarından sildiler."
İbn Fâris, bu kökün temel anlamının bir şeyi bilerek veya bilmeyerek terk etmek, elden bırakmak, zihindeki bir bilginin kaybolması ve hatırlamanın (zikrin) mutlak zıddı olması (gaflet) olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "nisyân" eyleminin Kuran terminolojisinde iki türlü olduğunu açıklar: Birincisi, insanın fıtri bir zaaf olarak elinde olmadan bilgiyi hafızasından kaybetmesidir (bunun cezası yoktur). İkincisi ise, insanın kendisine sunulan hakikati, ilahi emri veya uyarıyı kibrinden, hırsından yahut inatçılığından dolayı "kasten göz ardı etmesi, bilerek gündeminden düşürüp terk etmesi"dir. Kuran'da helake yol açan unutma (nesû), hafıza kaybı değil; bu kasti terk ediştir.
Prof. Dr. Mustafa Öztürk, cumartesi yasağını çiğneyenlerin "nesû" (unuttular) fiiliyle nitelenmesini muazzam bir "ekonomik pragmatizm ve teolojik amnezi (hafıza kaybı)" olarak derinlemesine tahlil eder. Onlar Allah'ın yasağını veya uyarıcıların (ümmetin) vaazlarını zihinsel olarak unutmuş değillerdi. Ancak cuma akşamından ağlarını atıp pazar günü balıkları toplarken elde ettikleri o devasa "maddi kâr" öylesine tatlı gelmişti ki; ekonomik çıkarları uğruna, o dini yasayı ve uhrevi tehlikeyi kasten hafızalarından silmiş, uyarıları (zikri) duymazdan gelerek pratik bir "kâfirliğe" (unutkanlığa) saplanmışlardır. Kâr hırsı, ilahi yasayı zihinden kasten sildirir (unutturur).
Mâ (مَا)
"O şeyi ki." İsm-i mevsuldür (ilgi zamiri).
Zükkirû (ذُكِّرُوا)
Kelimenin etimolojik kökü z-k-r (zel-kef-ra) harflerine dayanır. Tef'îl babında, geçmiş zaman üçüncü çoğul şahıs meçhul (edilgen) fiildir. "Hatırlatıldıkları, kendilerine vaaz ve nasihat edilen (o şeyi)."
İbn Fâris, bu kökün asıl anlamının unutulan bir şeyi yeniden zihne çağırmak, onu dille telaffuz etmek ve bir gerçeği muhatabın şuurunda canlı tutmak olduğunu belirtir. Meçhul form (zükkirû), uyarıcıların (bir önceki ayetteki aktif grubun) onlara bu yasağı ısrarla, defalarca ve sistematik olarak (tef'îl babının çokluk vurgusuyla) hatırlattığını, dolayısıyla günahkârların "biz bilmiyorduk" deme (cehalet) haklarının bütünüyle sıfırlandığını belgeler.
Bihî (بِهِ)
Arapçada vasıta (ile) bildiren "bâ" harf-i ceri ve "hî" (onunla) zamirinin birleşimidir. "Onunla (hatırlatıldıkları o öğütle)."
Enceynâ (أَنْجَيْنَا)
Kelimenin etimolojik kökü n-c-y (nun-cim-ye) harflerine dayanır. İf'al babında, birinci çoğul şahıs (biz) geçmiş zaman fiilidir. "Kurtardık, selamete çıkardık, çekip aldık."
İbn Fâris, bu kökün temel anlamının bir nesnenin diğerlerinden ayrılıp sıyrılması, kesilip ayrılması ve suların/felaketin ulaşamayacağı kadar yüksek, güvenli bir tepeye (necv/necve) çıkmak olduğunu belirtir. Kurtuluş; aşağıda kaynayan o kitlesel helakten fiziken ve ontolojik olarak "ayrılarak/sıyrılarak" güvenli bir zemine alınmaktır.
Râgıb el-İsfahânî, "necat" kavramının, insanın peşinden koşan veya etrafını saran mutlak bir helakten (felaketten) ilahi bir müdahaleyle sökülüp alınması olduğunu açıklar.
Ellezîne (الَّذِينَ)
"O kimseleri ki." İsm-i mevsul. Kurtarılan zümrenin kimliğini deşifre eder.
Yenhevne (يَنْهَوْنَ)
Kelimenin etimolojik kökü n-h-y (nun-he-ye) harflerine dayanır. Üçüncü çoğul şahıs muzari (geniş/şimdiki zaman) fiilidir. "Yasaklıyorlardı, engel oluyorlardı, durdurmaya çalışıyorlardı."
İbn Fâris, bu kökün asıl anlamının bir şeyi durdurmak, son vermek, nihayete erdirmek ve bir eylemin yapılmasına aktif olarak mâni olmak (nehiy) olduğunu belirtir.
Michael Cook, ayetin bu noktasını ("Kötülüğü engelleyenleri kurtardık" / Enceynâllezîne yenhevne) muazzam bir "Emr-i bi'l-ma'rûf ve Kurtuluş Teolojisi (Soteriology)" ekseninde, İslam ve Yahudi ahlak felsefesi bağlamında derinlemesine tahlil eder. Cumartesi yasağı çiğnendiğinde toplum üçe bölünmüştü: Günahkârlar, onları aktif olarak uyaranlar ve "Allah nasılsa helak edecek, boşuna yorulmayın" diyen pasif kötümserler. İlahi azap (helak) geldiğinde, Kuran kimin "kurtarıldığını" tek bir fiille (yenhevne) netleştirir: Allah, sadece o günaha fiilen direnenleri, kötülüğü durdurmak için aktif olarak vaaz verenleri (uyarıcıları) kurtarmıştır. Kuran, o pragmatist ve "pasif (sessiz) iyi" olan grubun kurtulup kurtulmadığına dair kasıtlı ve sarsıcı bir sessizlik (belirsizlik) bırakır. Kötülük karşısında susmak (veya sadece köşesinde kendi dindarlığını yaşamak), insanı ilahi azabın hedefine girmekten (kolektif helakten) kurtarmaya yetmez. Kurtuluşun yegâne ontolojik garantisi; kötülük karşısında risk alarak aktif bir şekilde "engelleyici/uyarıcı" (yenhevne) olmaktır. Sükunet, felakete ortaklıktır.
Anis Sûi (عَنِ السُّوءِ)
Kelimenin etimolojik kökü s-v-e (sin-vav-hemze) harflerine dayanır. Başındaki "an" harf-i ceri uzaklaştırma (den/dan) bildirir. "Kötülükten, çirkinlikten, fena olandan."
İbn Fâris, bu kökün temel anlamının insanın içini sıkan, ona zarar veren, mutsuz eden, hem fiziksel hem ahlaki olarak çirkin ve kötü olan her türlü durum olduğunu belirtir. "Sürûr" (sevinç/huzur) kavramının mutlak zıddıdır.
Toshihiko Izutsu, Kuran'ın ahlak semantiğinde "Sû'" kavramını sıradan bir "hata" olarak değil, insanın fıtratını bozan, toplumun ahlaki çimentosunu çürüten ve yeryüzünde ilahi gazabı doğrudan üzerine çeken o yıkıcı, nesnel ve varoluşsal "kötülük" olarak inceler. Cumartesi yasağını çiğnemek, basit bir avcılık suçu değil; ilahi bir sözleşmeyi (ahdi) çıkar uğruna yırtıp atmak gibi devasa bir "Sû'" (çirkinlik/kötülük) eylemidir.
Ve Ehaznâ (وَأَخَذْنَا)
Kelimenin etimolojik kökü e-h-z (hemze-hı-zel) harflerine dayanır. Başındaki "ve" bağlaçtır. Birinci çoğul şahıs (biz) geçmiş zaman fiilidir. "Ve tuttuk, yakaladık, kıskıvrak ele geçirdik, enseledik."
İbn Fâris, bu kökün temel anlamının bir şeyi ele geçirmek, sımsıkı kavramak ve elden kaçırmayacak şekilde kendi himayesine/kontrolüne almak olduğunu belirtir.
Patricia Crone, "ehaznâ" fiilinin "cezalandırma" (punishment) bağlamındaki kurumsal ve mutlak yakalayıcılığını tahlil eder. Allah "onlara azap ettik" demez, "onları yakaladık" der. Bu; yeryüzünde kendi zekâlarıyla, ağ kurarak kurnazca avlandıklarını ve ilahi yasağı "hülle yoluyla" atlattıklarını sanan o günahkâr zümrenin; aslında ilahi iradenin elinden asla kaçamayacaklarını, kâinatın Yaratıcısı'nın onları kaçacak hiçbir delik bırakmaksızın mutlak bir kuşatmayla "enselediğini" (ehaznâ) gösteren fiziksel ve sarsıcı bir teodise metaforudur.
Ellezîne (الَّذِينَ)
"O kimseleri ki." Ceza yiyen ikinci ve asıl zümreyi niteler.
Zalemû (ظَلَمُوا)
Kelimenin etimolojik kökü z-l-m (zı-lam-mim) harflerine dayanır. Geçmiş zaman üçüncü çoğul şahıs fiilidir. "Zulmettiler, haksızlık yaptılar, haddi aştılar."
İbn Fâris, bu kökün asıl anlamının ışığın ve aydınlığın mutlak zıddı olan zifiri karanlık, bir şeyi kasten eksiltmek ve bir nesneyi ait olduğu doğru merkezin/yerin dışına söküp yerleştirmek (haddi aşmak) olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "zulüm" eyleminin sadece fiziki bir cinayet olmadığını; insanın ilahi kuralları (veya sözleşmeleri) ihlal ederek, adaleti yıkarak kendi nefsinin hırslarını ahlakın önüne geçirmesi olduğunu açıklar. Onlar kendi nefislerine zulmeden (sınırı aşan) bir gruptur.
Bi Azâbin (بِعَذَابٍ)
Kelimenin etimolojik kökü a-z-b (ayn-zel-be) harflerinden oluşur. Başındaki "bâ" vasıta/durum harf-i ceridir. "Bir azap ile, bir ceza ile."
İbn Fâris, bu kökün asıl anlamının yemeğin veya suyun lezzetini/tatlılığını yok etmek, engellemek ve fıtri nimetlerden kişiyi alıkoymak olduğunu belirtir.
Beîsin (بَئِيسٍ)
Kelimenin etimolojik kökü b-e-s (be-hemze-sin) harflerine dayanır. Sıfat-ı müşebbehe (veya mübalağa) formundadır, "azap" kelimesini niteler. "Çok şiddetli, çetin, zorlu, sarsıcı, ezici."
İbn Fâris, bu kökün temel anlamının şiddetli zorluk, kötülük, çirkinlik, sıkıntı ve rahatlığın (ni'me) mutlak zıddı olması olduğunu belirtir. Fakirlik ve mutsuzluğa (be'sâ) da bu kökten isim verilir.
Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), "beîs" kelimesinin Kuran'daki morfolojik (şekilsel) ağırlığını ve retorik şiddetini muazzam bir edebi zarafetle inceler. Bu kelime, sıradan bir "şedîd" (sert) veya "elîm" (acı verici) kelimesi değildir. "Fe'îl" veznindeki "beîs"; insanın onurunu kıran, onu bedenen ve ruhen ezen, çaresizlik içinde kıvrandıran ve "nefes aldırmayan" o korkunç, aşağılayıcı ve sefil edici ıztırabın adıdır. Onların balık peşinde koşarken elde ettikleri o sahte "refah" ve "sevinç", yerini bütünüyle "beîs" (sefalet ve ezici ıztırap) bir azaba bırakmıştır.
Bimâ (بِمَا)
Arapçada sebep/gerekçe bildiren "bâ" harf-i ceri ve "mâ" edatının birleşimidir. "Yüzünden, o yaptıkları şeyler sebebiyle."
Kânû (كَانُوا)
Kelimenin etimolojik kökü k-v-n (kef-vav-nun) harflerine dayanır. Geçmiş zaman üçüncü çoğul şahıs yardımcı fiilidir. "Sürekli olarak ... idiler, ... yapıp duruyorlardı." Eylemin bir kereye mahsus olmadığını, ısrarlı bir huy haline geldiğini gösterir.
Yefsükûn (يَفْسُقُونَ)
Kelimenin etimolojik kökü f-s-k (fe-sin-kaf) harflerine dayanır. Üçüncü çoğul şahıs muzari (geniş/şimdiki zaman) fiilidir. Ayetin ve ilahi adalet/ceza sarmalının o sarsıcı kapanış kelimesidir. "Yoldan çıkıyorlardı, isyan üretiyorlardı, sınırı kasten ihlal edip duruyorlardı."
İbn Fâris, bu kökün asıl anlamının bir şeyin kendi fıtri kabuğundan, örtüsünden veya korunaklı sınırından dışarıya doğru sıyrılıp çıkması olduğunu belirtir. Taze hurmanın kabuğunu bozarak dışarı fırlamasına "fesekat" denir.
Râgıb el-İsfahânî, "fısk" eyleminin insanın Allah'ın koyduğu itaati, ahlakı ve yasal koruyucu çemberi (kabuğu) bilinçli bir kararla ve ısrarla yırtarak o itaat dairesinin dışına fırlaması (çıkması) olduğunu açıklar.
Prof. Dr. Sadık Kılıç, ayetin bu "bimâ kânû yefsükûn" (Sürekli fısk ürettikleri için) kapanışını muazzam bir "Tarihsel ve Ahlaki Nedensellik (Causality)" yasası olarak derinlemesine tahlil eder. Allah, o kasaba halkını (veya dünyadaki herhangi bir toplumu) sırf kendi otoritesini (egosunu) tatmin etmek için cezalandırmaz (yakalamaz). Onları o ezici azaba (beîs) mahkûm eden şey; onların içlerindeki o iflah olmaz "kâr hırsı", uyarıcılara karşı gösterdikleri "kibir" ve ilahi sınırı kasten/sistematik olarak ihlal edip yoldan çıkmaları (kânû yefsükûn) gerçeğidir. Kuran, azabın (kötülüğün) faturasını Yaratıcı'nın keyfiliğine değil; bizzat insanın kendi fıtratına ihanet ederek ürettiği o ısrarlı isyan (fısk) fabrikasına keserek, ilahi adaleti (teodiseyi) şaşmaz bir ahlaki nedensellikle tarihe sabitler. İnsan, kendi fıskının (yoldan çıkışının) ürettiği azabın esiridir.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla