وَاِذْ ق۪يلَ لَهُمُ اسْكُنُوا هٰذِهِ الْقَرْيَةَ وَكُلُوا مِنْهَا حَيْثُ شِئْتُمْ وَقُولُوا حِطَّةٌ وَادْخُلُوا الْبَابَ سُجَّداً نَغْفِرْ لَكُمْ خَط۪ٓيـَٔاتِكُمْۜ سَنَز۪يدُ الْمُحْسِن۪ينَ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
A'râf Sûresi, 161. Ayet
Daralt
X
-
Etiketler: araf suresi, kudüs, mükafat, tövbe, araf suresi 161. ayet, araf 161, secde, ihsan, mağfiret
-
Onlara, 'Şu şehre yerleşin; orada dilediğiniz gibi yiyip için ve af dileyin; kapıdan eğilerek girin ki hatalarınızı bağışlayalım. İyilik yapanlara ileride ihsanlarımızı daha da arttıracağız' denildi.
Onlara, 'Şu şehre yerleşin' denildi. Müfessirlerin çoğunluğu şöyle demiştir: Şu şehre yerleşin. Beytülmakdis'e. Burada bildirilen şehrin Maide suresinde belirtilen yer olması mümkündür. Bu, "Ey kavmim! Allah'ın sizin için (vatan olarak) yazdığı kutsal topraklara girin, sakın geri dönmeyin" mealindeki ilahi beyandır. Söz konusu ayette Cenab-ı Hak oraya girmeyi onlara emretmiş; geri dönmeyi de yasaklamıştır. Bu ayette de oraya yerleşmelerini emretmiş, buradan diledikleri gibi yemelerini mübah kılmıştır.
Af dileyin (Hıtta deyin). Günahları indirmeye vesile olan sebeplere dönün. Onların "bizden falan şeyi indir" sözleri anlamında değildir. Bu, Hud'un (a.s.) söylemiş olduğu "Rabb'inizden bağışlanma dileyin" mealindeki beyan gibidir. Yani bağışlanmaya vesile olan sebepleri yerine getirin, bu da tevhittir. Kapıdan eğilerek girin ki hatalarınızı bağışlayalım. İyilik yapanlara ileride ihsanlarımızı daha da arttıracağız. Bu ayetin açıklaması Bakara suresinde geçmişti.
Yorumu Yorumla
-
Ve İz (وَإِذْ)
Arapçada geçmişte yaşanmış çok önemli ve sarsıcı bir olayı muhatabın zihninde yeniden canlandırmak, o anı hatırlatmak ve şükre/ibret almaya davet etmek için kullanılan "hani, o vakit, hatırla ki" anlamlarına gelen zaman zarfı ve atıf (bağlaç) edatıdır. İsrailoğullarının çöldeki serüvenlerinden sonra vaat edilmiş topraklara/şehre giriş anına geçişi sağlayan o teolojik sıçrama tahtasıdır.
Kîle (قِيلَ)
Kelimenin etimolojik kökü k-v-l (kaf-vav-lam) harflerine dayanır. Geçmiş zaman, meçhul (edilgen) fiildir. "Denildi, söylendi, ferman buyuruldu."
İbn Fâris, bu kökün temel anlamının söz söylemek, harfleri bir araya getirerek anlamlı bir beyanda bulunmak olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "kavl" eyleminin meçhul (kîle) formunda kullanılmasının, emri verenin (Allah'ın) mutlak ve tartışılmaz otoritesine vurgu yaptığını; burada fermanın şahısları aşan, evrensel ve mutlak bir "ilahi yasa" (komut) olarak indirildiğini açıklar.
Lehümüs (لَهُمُ)
Arapçada tahsis ve aidiyet harfi olan "lâm" (onlara, onlar için) harf-i ceri ile "hüm" (onlar) çoğul zamirinin geçiş haliyle (ötreli) birleşimidir. "Onlara (denildiğinde)."
İskünû (اسْكُنُوا)
Kelimenin etimolojik kökü s-k-n (sin-kef-nun) harflerine dayanır. Geçiş anından dolayı baştaki hemze düşerek okunur. İkinci çoğul şahıs (siz) emir kipidir. "Yerleşin, iskân edin, mesken tutun, sükûnet bulun."
İbn Fâris, bu kökün asıl anlamının hareketliliğin, ıztırabın ve savrulmanın mutlak zıddı olarak "durmak, sakinleşmek, yerinde sabit kalmak ve huzur bulmak" olduğunu belirtir.
Prof. Dr. Mustafa Öztürk, "iskünû" fiilinin Kuran'daki bu spesifik kullanımını muazzam bir "sosyo-politik dönüşüm ve medeniyet inşası" bağlamında tahlil eder. İsrailoğulları kırk yıl boyunca Sînâ çölünde yersiz yurtsuz bir halde, sürekli hareket halinde (göçebe) yaşamışlar ve bedevi bir psikolojiye hapsolmuşlardı. "İskân edin / Yerleşin" emri, sadece bir eve girmek değil; göçebeliğin (ve bedeviliğin) o kaotik, güvensiz hareketliliğini terk ederek; toprağa bağlanmaları, tarım yapmaları, kurumsallaşmaları ve kentsel bir "medeniyet" (sükûnet/nizam) kurmaları için verilmiş ilahi bir devletleşme (yerleşik hayata geçiş) fermanıdır.
Hâzihil (هَٰذِهِ)
Arapçada müennes (dişil) kelimeler için kullanılan "şu, bu" anlamına gelen ism-i işarettir. Yakın mesafeyi (veya kasti hedefi) gösterir.
Karyete (الْقَرْيَةَ)
Kelimenin etimolojik kökü k-r-y (kaf-ra-ye) harflerinden oluşur. Cümlenin nesnesidir (mef'ul). "Beldeye, şehre, memlekete." (Kudüs veya Eriha şehri olduğu rivayet edilir).
İbn Fâris, bu kökün temel anlamının dağınık olan şeyleri bir araya getirmek, toplamak ve birleştirmek olduğunu belirtir. İnsanların, evlerin ve ticaretin bir araya gelip toplandığı yerleşim merkezlerine "karye" denilmesi bu fıtri "toplanma" (merkezkaç) eyleminden dolayıdır. Su toplanan havuza da aynı kökten "mikrât" denir.
Patricia Crone, "karye" kelimesini Geç Antik Çağ'ın şehirleşme (urbanization) sosyolojisi ekseninde okur. Karye, Türkçedeki basit bir "köy" demek değildir. Çölün ortasında, etrafı surlarla çevrili, kendi içinde hukuku, pazarı, tarımı ve siyasi bir yönetimi (polis/şehir devleti) olan organize bir demografik merkezdir. Allah onları çöldeki kabilevi hiçlikten alıp, bu organize şehre (karye) yerleştirerek (iskân) onlara siyasi bir yurt lütfetmektedir.
Ve Külû (وَكُلُوا)
Kelimenin etimolojik kökü e-k-l (hemze-kef-lam) harflerine dayanır. Başındaki "ve" bağlaçtır. İkinci çoğul şahıs (siz) emir kipidir. "Ve yiyin, beslenin, tüketin."
İbn Fâris, bu kökün asıl anlamının bir şeyi çiğnemek, yutmak ve bedenin içine (kursağa) indirmek olduğunu belirtir.
Minhâ (مِنْهَا)
"Den/dan" anlamına gelen "min" harf-i ceri ve "karye" (şehir) kelimesine dönen müennes "hâ" zamiridir. "Ondan, o şehrin nimetlerinden."
Haysü (حَيْثُ)
Arapçada "her neresinden, nasıl istenirse, dilediğiniz yerden" anlamlarına gelen, genişlik ve serbestlik bildiren mekân/durum zarfıdır.
Şi'tüm (شِئْتُمْ)
Kelimenin etimolojik kökü ş-y-e (şın-ye-hemze) harflerine dayanır. İkinci çoğul şahıs (siz) geçmiş zaman fiilidir. "Dilediğiniz, istediğiniz, arzu ettiğiniz (gibi)."
İbn Fâris, bu kökün temel anlamının kasti olarak bir şeyin var olmasını veya gerçekleşmesini irade etmek (meşîet), bilinçli tercih ve yönelim olduğunu belirtir. Çölde sadece gökten inen tek tip gıdaya (Manna ve Selvâ) mahkûm olan bu halka, şehre girdiklerinde iradelerine ve damak tatlarına göre (haysü şi'tüm) devasa bir ekonomik ve tarımsal özgürlük alanı (serbestlik) tanındığını ilan eder.
Ve Kûlû (وَقُولُوا)
Kelimenin etimolojik kökü k-v-l (kaf-vav-lam) harflerine dayanır. Başındaki "ve" bağlaçtır. İkinci çoğul şahıs (siz) emir kipidir. "Ve söyleyin, deyin ki."
Hıttatün (حِطَّةٌ)
Kelimenin etimolojik kökü h-t-t (ha-tı-tı) harflerinden oluşur. Emir fiilinin (ve kûlû) söylencesini/nesnesini bildiren isim (veya mastar) formudur. "Yükümüzü indir, bağışlanma, af."
İbn Fâris, bu kökün asıl anlamının yüksekte veya sırtta bulunan ağır bir yükü (eşyayı) yukarıdan aşağıya doğru indirmek, eksiltmek ve yere bırakmak olduğunu belirtir. Günahlar ve isyanlar insanın ruhuna vurulmuş ağır bir "yük" (vizr) olduğu için; "Hıttatün" demek, "Ey Rabbimiz, sırtımızdaki bu ağır isyan/günah yükünü (Mısır'ın kibrini ve çölde yaptığımız buzağı şirkini) bizim üzerimizden indir, bizi hafiflet" şeklindeki mecazi bir istiğfar/af yakarışıdır.
Râgıb el-İsfahânî, "hıtta" kelimesinin sıradan bir sözcük olmadığını; boyun eğme, teslimiyet ve kalpteki kibrin sıfırlanmasını ifade eden teolojik bir şifre (parola) olduğunu açıklar. Bu kelime, bağışlanmanın bizzat eyleme ve ikrara dönüşmüş halidir.
Arthur Jeffery, kelimenin evrensel filolojisini ve dinler tarihindeki kökenini derinlemesine tahlil eder. Bu kelimenin kökeni sadece Arapça değil, çok kuvvetli bir şekilde Aramice ve Süryanice litürjik (dini ayin) geleneğine dayanır.
Christoph Luxenberg, Süryanicedeki "hittitha / haṭṭiṭha" (günah, hata ve günahın bağışlanması ritüeli) kelimesi ile "Hıttatün" arasındaki o mutlak linguistik akrabalığı ortaya koyar. İsrailoğullarından, vaat edilmiş o kutsal şehre girerken zafer sarhoşluğuyla (kibirle) bağırmaları değil; kendi dini geleneklerinde (litürjilerinde) var olan o kutsal "günah bağışlanma duasını / af parolasını" (Hıttatün / Haṭṭiṭha) zikrederek, tevazu içinde arınmaları emredilmiştir.
Theodor Nöldeke, bu kelimenin İbranice/Aramice dini metinlerdeki kullanımını inceleyerek; bunun sıradan bir cümle değil, "Absolve us" (Bizi günahtan arındır/yükümüzü al) manasına gelen, mabetlere veya kutsal mekanlara girerken söylenen, oldukça spesifik ve kadim bir teolojik "arınma formülü" olduğunu sabitler.
Vadhulül (وَادْخُلُوا)
Kelimenin etimolojik kökü d-h-l (dal-hı-lam) harflerine dayanır. Başındaki "ve" bağlaçtır. İkinci çoğul şahıs (siz) emir kipidir. "Ve girin, dâhil olun."
İbn Fâris, bu kökün temel anlamının bir nesnenin başka bir nesnenin (veya mekânın) içine bütünüyle nüfuz etmesi, dışarısının (haric) mutlak zıddı olması ve sınır kapısından içeriye geçiş yapmak olduğunu belirtir.
Bâbe (الْبَابَ)
Kelimenin etimolojik kökü b-v-b (be-vav-be) harflerinden oluşur. Cümlenin mekân (mef'ulün fih) ögesidir. "Kapıdan, o şehrin kapısından."
İbn Fâris, bu kökün asıl anlamının bir mekânın giriş yeri, geçit, bir şeyin asıl bölümü veya korunaklı bir yere girmek için açılan özel aralık olduğunu belirtir.
Sücceden (سُجَّدًا)
Tekili "sâcid" olan kelimenin etimolojik kökü s-c-d (sin-cim-dal) harflerine dayanır. İsm-i fâil çoğuludur. Şehre girişin nasıl olması gerektiğini bildiren "hal" (durum) zarfıdır. "Secde ederek, boyun eğerek, son derece mütevazı bir halde."
İbn Fâris, bu kökün asıl anlamının itaat etmek, insanın yüzünü/alnını saygıyla yere indirmesi, küçülmek, tevazu göstermek ve dik başlılığın (kibrin) mutlak zıddı olması olduğunu belirtir. Hayvanın boynunu sahibine usulca uzatıp itaat etmesine de bu kökten "iscedet" denir.
Toshihiko Izutsu, "Vadhulül Bâbe Sücceden" (Kapıdan secde ederek/boyun eğerek girin) emrini muazzam bir "fetih teolojisi ve ontolojik teslimiyet" olarak derinlemesine okur. İsrailoğulları yıllarca o şehre girmeyi beklemişlerdir. Normalde bir ordu (veya bir halk) ele geçireceği yeni bir toprağa girerken diklenerek, kibirle, kılıç şakırdatarak ve ganimet hırsıyla yürür. Ancak Allah, tevhidi bir zaferin "kibir" barındıramayacağını ilan eder. Onlara, o kutsal kapıdan (bâbe) galip bir fatihin şımarıklığıyla değil; bellerini bükerek, başlarını öne eğerek (sücceden), onlara o zaferi veren gerçek Sahib'in karşısında kendi "hiçliklerini" ikrar ederek girmeleri emredilmiştir. Gerçek fetih, coğrafyayı ele geçirmek değil; insanın önce kendi kibrini (egosunu) secdeyle yere serip ezmesidir.
Nağfir (نَغْفِرْ)
Kelimenin etimolojik kökü ğ-f-r (ğayn-fe-ra) harflerine dayanır. Emir fiilinin cevabı olduğu için cezimli (meczum) formda birinci çoğul şahıs (biz) muzari fiilidir. "Bağışlayalım, üstünü örtelim, silelim."
İbn Fâris, bu kökün asıl anlamının bir şeyin üstünü örtmek, gizlemek, tehlikeyi/kirliliği kamufle ederek muhafaza etmek (miğfer gibi) olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "mağfiret" eyleminin Allah'ın, kulun işlediği kusurun (veya çölde yaptıkları isyanların) üstünü ilahi bir şefkat zırhıyla örterek, o hatanın azaba veya rezilliğe dönüşmesini bütünüyle engellemesi olduğunu açıklar. Onlar "Hıttatün" (Yükümüzü ört/indir) dedikleri an, Allah da "Nağfir" (Örtelim) diyerek bu ahlaki sözleşmeyi tamamlar.
Leküm (لَكُمْ)
Arapçada tahsis ve yönelme harfi "lâm" (için, -e) ve "küm" (size) zamiridir. "Sizin için, size ait olanı."
Hatiâtiküm (خَطِيئَاتِكُمْ)
Tekili "hatîe" olan kelimenin etimolojik kökü h-t-e (hı-tı-hemze) harflerine dayanır. Müennes çoğul (cem-i müennes sâlim) isim ile "küm" (sizin) zamirinin tamlamasıdır. Cümlenin nesnesidir. "Hatalarınızı, günahlarınızı, yanlışlarınızı."
İbn Fâris, bu kökün temel anlamının, atılan bir okun hedeften sapması, doğru yoldan çıkmak, kasti veya kasıtsız olarak isabet ettirememek ve "savabın" (doğrunun) mutlak zıddı olması olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "hatîe" kavramının teolojik anlambiliminde muazzam bir detay verir. İnsanın iradesi dışında yanlışlıkla yaptığı şeye "hata" denir ve bunun cezası yoktur. Ancak "hatîe" (kasıtlı hata / günah), insanın doğruyu bildiği halde kasten, bile bile ve ısrarla hedeften (şeriattan) saparak işlediği çirkin eylemdir. Çölde edilen isyanlar tesadüf değil, "hatîe" (kasti suç) idi; fakat secde ve "Hıttatün" parolası bu devasa suçu bile silecek güce sahiptir.
Se Nezîdül (سَنَزِيدُ)
Kelimenin etimolojik kökü z-y-d (ze-ye-dal) harflerine dayanır. Başındaki "se" yakın ve kesin istikbal (gelecek) edatıdır. Birinci çoğul şahıs (biz) muzari fiilidir. "İleride kesinlikle arttıracağız, daha fazlasını vereceğiz, katlayarak lütfedeceğiz."
İbn Fâris, bu kökün asıl anlamının bir şeyin çoğalması, gelişmesi, kendi hacmini aşarak büyümesi, fazlalaşması ve noksanlığın mutlak zıddı olması olduğunu belirtir.
Muhsinîn (الْمُحْسِنِينَ)
Tekili "muhsin" olan kelimenin etimolojik kökü h-s-n (ha-sin-nun) harflerinden oluşur. İf'al babında ism-i fâil çoğuludur. Ayetin (ve ilahi lütuf diyalektiğinin) mutlak kapanış sıfatıdır. "İyilik edenlere, ihsan sahiplerine, işini en güzel şekilde yapanlara."
İbn Fâris, bu kökün asıl anlamının insanın doğasına, aklına ve gözüne güzel/iyi görünen, hoşa giden ve değerli olan her türlü olgu olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "ihsân" eyleminin Kuran'da sıradan bir "iyilik" olmadığını; bir işi, bir ibadeti veya bir erdemi "sırf Allah'ı görüyormuşçasına" kusursuz, estetik ve kalitenin en yüksek zirvesinde (ahsen) icra etmek olduğunu açıklar.
Prof. Dr. Hidayet Aydar, ayetin bu "se-nezîdül muhsinîn" (İhsan sahiplerine daha fazlasını vereceğiz) kapanışını muazzam bir "Asgari Hukuk ile Azami Ahlak (İhsan Teolojisi) Kıyaslaması" olarak derinlemesine tahlil eder. Allah, sıradan kitleye (onlara) kapıdan tevazuyla girip "Hıttatün" demeleri halinde sadece "hatalarını silecek asgari bir af" (nağfir leküm) vaat eder. Bu bir hukuktur. Ancak eğer o toplumun içinde, sadece asgari emri yerine getirmekle kalmayıp, ahlakını ve eylemlerini Allah'a aşkla bağlı bir "estetik zarafete" (ihsan seviyesine) yükseltenler varsa; Yaratıcı o "muhsinlere" sadece günah affı değil, kendi katından hudutsuz ve katlanarak artan (se-nezîdü) devasa lütuflar vereceğini ilan eder. Din, insanı sadece günahtan kurtarmayı hedeflemez; onu "İhsan" (güzellik/mükemmellik) zirvesine çıkarıp ona ahlaki bir şaheser yaratmayı hedefler. Kapıdan girmek bir kuraldır, o kapıdan kalbinin tüm estetiğiyle (ihsanla) geçmek ise ilahi lütfun katlanarak patladığı o nihai varoluşsal zirvedir.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla