قَالَ رَبِّ اغْفِرْ ل۪ي وَلِاَخ۪ي وَاَدْخِلْنَا ف۪ي رَحْمَتِكَۘ وَاَنْتَ اَرْحَمُ الرَّاحِم۪ينَ۟
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
A'râf Sûresi, 151. Ayet
Daralt
X
-
Mûsâ, 'Ey Rabb'im! Beni ve kardeşimi bağışla, bizi rahmetine garkeyle! Sen merhametlilerin en merhametlisisin' dedi.
Mûsâ, 'ey Rabb'im! Beni ve kardeşimi bağışla' dedi. Bazıları şöyle demiştir: Mûsâ (a.s.) bağışlanma talebinde sadece kardeşini zikretmiştir. Çünkü kardeşi Hârun hariç onların tümü buzağıya tapmıştı. Bundan dolayı bağışlanma talebinde sadece onu belirtmiştir. Bazıları da şöyle demiştir: Mûsâ (a.s.) bunu Hârun'un (a.s.) "şimdi düşmanları bana güldürme ve beni zâlim kavimle bir tutma!" sözlerine cevap mahiyetinde söylemiştir. Mûsâ'nın (a.s.) sadece ona mağfiret dilemesi şundan dolayı da olabilir: Mûsâ (a.s.) "yakınlarımdan birini bana yardımcı ver, kardeşim Hârun'u, onunla gücümü pekiştir, onu da görevime ortak et" meâlindeki beyanla Rabb'inden Hârun'u (a.s.) kendisine yardımcı yapmasını talep etmişti. Zira o Rabb'inden onu görevine ortak etmesini, onunla gücünü pekiştirmesini dilemiştir. Bunun üzerine Mûsâ (a.s.) bağışlanma talebinde sadece onu belirtmiştir. En doğrusunu Allah bilir. Sen merhametlilerin en merhametlisisin. Çünkü Allah'ın dışındaki merhamet edenler ancak Onun rahmetiyle merhamet etmektedirler.
Yorumu Yorumla
-
Kâle (قَالَ)
Kelimenin etimolojik kökü k-v-l (kaf-vav-lam) harflerine dayanır. Geçmiş zaman üçüncü tekil şahıs fiilidir. Faili, kardeşinin o dokunaklı ve haklı savunmasının (ve beraat talebinin) ardından öfkesi dinen ve hatasını anlayan Mûsâ peygamberdir. "Dedi."
İbn Fâris, bu kökün temel anlamının söz söylemek, harfleri bir araya getirerek bir beyanda bulunmak olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "kavl" eyleminin Kuran'da sıradan bir sesten ziyade, insanın kendi iç muhasebesini yaptıktan sonra Yaratıcı'ya yönelttiği o derin, samimi ve resmi yakarış beyanı olduğunu açıklar.
Rabbi (رَبِّ)
Kelimenin etimolojik kökü r-b-b (ra-be-be) harflerine dayanır. Nida (seslenme) edatı düşmüş, aidiyet bildiren "yâ" harfi esreye dönüşmüş bir dua/yakarış formudur. "Ey Rabbim."
İbn Fâris, bu kökün asıl anlamının bir şeyi onarmak, koruyup gözetmek, terbiye ederek kemale erdirmek ve mutlak sahip olmak olduğunu belirtir. Mûsâ'nın bu isme yönelmesi, zedelenen kardeşlik hukukunun ve kendi içsel öfkesinin "onarılması" için asıl Terbiye Edici'ye (Rab'be) sığınmasıdır.
İğfir (اغْفِرْ)
Kelimenin etimolojik kökü ğ-f-r (ğayn-fe-ra) harflerinden oluşur. İkinci tekil şahıs (sen) emir/dua kipidir. (Önceki kelimeyle birleşerek Rabbiğfir şeklinde okunur). "Bağışla, üstünü ört, affet."
İbn Fâris, bu kökün asıl anlamının bir şeyin üstünü örtmek, gizlemek, kirliliği veya tehlikeyi kamufle ederek muhafaza etmek olduğunu belirtir. Başını darbelere karşı koruyan zırha "miğfer" denmesi bu köktendir.
Râgıb el-İsfahânî, "mağfiret" eyleminin Allah'ın, kulunun işlediği kusurun üstünü ilahi bir şefkat zırhıyla örterek, o hatanın kulu yıpratmasını (veya azaba dönüşmesini) engellemesi olduğunu açıklar.
Prof. Dr. Mustafa Öztürk, Mûsâ'nın "İğfir" (beni bağışla) yakarışını teolojik bir nezaket ve "öfke kontrolü" muhasebesi olarak derinlemesine tahlil eder. Mûsâ şirk koşmamıştır, put yapmamıştır; ancak dinin (tevhidin) namusunu koruma refleksiyle de olsa aşırı bir öfkeye (ğadap) kapılmış, kardeşi olan diğer peygamberin (Hârûn'un) sakalından tutup onu halkın önünde sürükleyerek sınırları zorlamıştır. Mûsâ'nın istiğfarı (bağışlanma talebi), peygamberane niyetle bile olsa gösterilen o "kontrolsüz şiddetin" fıtri bir pişmanlığı ve Allah'a karşı duyulan ahlaki zarafetin/özrünün beyanıdır.
Lî (لِي)
Arapçada aidiyet ve tahsis bildiren "lâm" (için) harf-i ceri ile "yâ" (ben / benim) zamirinin birleşimidir. "Benim için (beni bağışla)." Özrün ve muhasebenin ilk durağı bizzat kişinin kendi nefsidir.
Ve Li Ahî (وَلِأَخِي)
Kelimenin etimolojik kökü e-h-v (hemze-hı-vav) harflerine dayanır. Başındaki "ve" atıf harfi ile "lâm" (için) harf-i cerinin birleşimidir. Sonundaki "yâ" (benim) aidiyet zamiridir. "Ve benim kardeşim için (kardeşimi de bağışla)."
İbn Fâris, bu kökün asıl anlamının aynı anneden (veya babadan) doğmak, nesep bağı, ayrılmaz yoldaşlık, dayanışma ve birbirini kollamak olduğunu belirtir.
Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), Mûsâ'nın hemen kendi affının ardından "kardeşini" (ve li ahî) de duasına katmasını, muazzam bir psikolojik telafi ve "onur iadesi" olarak inceler. Az önce onu kalabalığın içinde saçından sakalından tutup sürükleyerek rencide etmişti. Hârûn "Beni zalimlerle bir tutma" diyerek masumiyetini haykırdığında Mûsâ gerçeği görmüş ve anında o kırılan kalbi onarmak için onu kendi duasına (ilahi şefkate) ortak ederek; kardeşini toplumun gözünde yeniden temize çıkarmış ve peygamberane haysiyetini ona iade etmiştir.
Ve Edhılnâ (وَأَدْخِلْنَا)
Kelimenin etimolojik kökü d-h-l (dal-hı-lam) harflerine dayanır. Başındaki "ve" bağlaçtır. İf'al babında ikinci tekil şahıs (sen) emir/dua kipi ile "nâ" (bizi) nesne zamirinin birleşimidir. "Ve bizi dahil et, bizi girdir, bizi içeri al."
İbn Fâris, bu kökün temel anlamının bir nesnenin başka bir nesnenin (veya mekânın) içine bütünüyle nüfuz etmesi, dışarısının (haric) mutlak zıddı olması ve bir şeyin merkezine/özüne karışmak olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "idhal" eyleminin Kuran'da sıradan bir mekânsal geçiş olmadığını; bir kulun dışarıdaki güvensiz, tehlikeli veya günahkâr ortamdan çekilip alınarak, güvenli ve mutlak bir ilahi koruma çemberinin "içine" (dahiline) yerleştirilmesi olduğunu açıklar.
Fî (فِي)
Arapçada "içinde, içerisine, bütünüyle kapsayacak şekilde" anlamlarına gelen durum ve mekân zarfıdır (harf-i cer).
Rahmetike (رَحْمَتِكَ)
Kelimenin etimolojik kökü r-h-m (ra-ha-mim) harflerinden oluşur. Sonundaki "ke" (senin) muhatap zamiriyle tamlama formundadır. Cümlenin mef'ulüdür. "Senin rahmetinin, senin şefkatinin (içine)."
İbn Fâris, bu kökün temel anlamının insanın kalbindeki incelik, şefkat, acıma duygusu ve kadının çocuğu dış etkenlerden bütünüyle koruyarak büyüttüğü o mutlak güvenli "rahim" olduğunu belirtir.
Toshihiko Izutsu, Kuran'ın teolojisinde "Bizi kendi rahmetinin içine girdir" (edhılnâ fî rahmetike) duasını, merhametin muazzam bir "ontolojik zırh ve mekân" olarak tasavvuru bağlamında derinlemesine tahlil eder. Rahmet, sadece yukarıdan aşağıya atılan sıradan bir af veya duygu değildir; o, insanın içine sığınıp saklanabileceği, dışında kalan o vahşi şirkten, öfkeden, linç kültüründen ve kitlelerin azgınlığından (Mısır'dan ve buzağıya tapanlardan) bütünüyle yalıtılmış evrensel bir ilahi kaledir (womb). Mûsâ ve kardeşi, buzağıya tapan kavmin o çürümüş dış dünyasından kaçarak, Allah'ın şefkat kalesinin "içine" sığınmak isterler.
Ve Ente (وَأَنْتَ)
Arapçada "ve" bağlacı ile ikinci tekil şahıs "sen" zamirinin birleşimidir. İsim cümlesine bağlayarak Yaratıcı'nın mutlak ve tartışılmaz sıfatını ilan eder. "Zira Sen / Halbuki Sen."
Erhamü (أَرْحَمُ)
Aynı r-h-m (ra-ha-mim) kökünden gelir. İsm-i tafdîl (en üstünlük / mukayese) formundadır. "En merhametli olanı, en çok şefkat göstereni, acıması en mutlak olanı."
İbn Fâris, bu kökün ziyadelik ve aşırılık bildiren ism-i tafdîl kalıbının, yeryüzündeki hiçbir beşeri şefkatin O'nun şefkatine denk olamayacağını bildirdiğini ifade eder.
Er-Râhımîn (الرَّاحِمِينَ)
Tekili "râhim" olan kelimenin etimolojik kökü r-h-m (ra-ha-mim) harflerine dayanır. İsm-i fâil çoğuludur. Tamlamanın (izafetin) son kelimesidir. "Merhamet edenlerin, şefkat gösterenlerin."
Prof. Dr. Sadık Kılıç, Mûsâ'nın duasının bu muazzam kapanış formülünü ("Sen merhamet edenlerin en merhametlisisin" / Ente erhamür râhımîn) teolojik bir sığınma hiyerarşisi olarak okur. Mûsâ az önce kardeşine karşı sert (merhametsizce) davranmıştır. İnsanın (hatta bir peygamberin bile) kalbi daralabilir, öfkesi kabarabilir, şefkati anlık olarak iptal olabilir. İnsani merhamet fani, kırılgan ve sınırlıdır. Ancak Allah'ın merhameti, kulların tüm zaaflarını, krizlerini ve öfkelerini yutan o uçsuz bucaksız, mutlak ve ebedi şefkat okyanusudur. Mûsâ, yeryüzünde "merhamet eden/acıyan" ne kadar varlık (anne, baba, peygamber) varsa, hepsinin şefkatinin Allah'ın şefkati yanında bir hiç kaldığını idrak ederek; insanın kendi acımasızlığından (öfkesinden), Yaratıcı'nın o sonsuz ve kuşatıcı merhametine iltica eder. Krizlerin bittiği yerde, sözü "Merhamet" söyler.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla