وَلَمَّا سُقِطَ ف۪ٓي اَيْد۪يهِمْ وَرَاَوْا اَنَّهُمْ قَدْ ضَلُّواۙ قَالُوا لَئِنْ لَمْ يَرْحَمْنَا رَبُّنَا وَيَغْفِرْ لَنَا لَنَكُونَنَّ مِنَ الْخَاسِر۪ينَ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
A'râf Sûresi, 149. Ayet
Daralt
X
-
Pişman olup kendilerinin gerçekten sapmış olduklarını anlayınca da dediler ki: 'Eğer Rabb'imiz, bize acımaz ve bizi bağışlamazsa mutlaka ziyana uğrayanlardan olacağız!
"Velemmâ sükıta fi eydihim (ولما سقط فى ايديهم)" ifadesi, Araplar'ın pişmanlık durumunda kullanmış oldukları bir tabirdir. Bunun yorumu şudur: Onlar sapmış olduklarını gördüklerinde pişman olmuşlardır. Yani yapmış oldukları davranışlardan ötürü pişman olmuşlardır.
Eğer Rabb'imiz, bize acımaz ve bizi bağışlamazsa. Eğer Rabb'imiz bize acımaz, yani doğru yolda ve ona ibadette bizi başarılı kılmazsa. Bizi bağışlamazsa, yani buzağıya tapma ve isyanda aşırı gitme davranışlarımız konusunda. Mutlaka ziyana uğrayanlardan olacağız! Eğer Rabb'imiz, bize acımaz ve bizi bağışlamazsa meâlindeki beyanın acıma ve bağışlamanın sebebinin başlangıcı olması mümkündür. Tıpkı "Rabb'inizden bağışlanmayı dileyin" meâlindeki beyanda olduğu gibi. Ayrıca söz konusu beyanın, onların yaptıklarını affetme ve bağışlama anlamına gelmesi de mümkündür.
Yorumu Yorumla
-
Ve Lemmâ (وَلَمَّا)
Arapçada eylemin vuku bulduğu o kritik zaman dilimini, kırılmayı ve olayın ardışıklığını ifade eden zaman zarfı ve atıf edatıdır. "Ne zaman ki, olduğu vakit."
Prof. Dr. Hidayet Aydar, bu bağlacın ayetteki kullanımını muazzam bir "psikolojik ve anlatısal (narrative) hız" olarak tahlil eder. İsrailoğulları az önce büyük bir hevesle puta tapıyorlar, onun etrafında dans ediyorlardı. "Lemmâ" (ne zaman ki) edatı, o pagan sarhoşluğunun bittiği, Mûsâ'nın dönüşüyle (veya hakikatin zihne çarpmasıyla) birlikte kitle psikolojisinin milisaniyeler içinde mutlak bir dehşete ve çöküşe geçtiği o sarsıcı uyanış anını (kırılmayı) gramer üzerinden resmeder.
Sukıta (سُقِطَ)
Kelimenin etimolojik kökü s-k-t (sin-kaf-tı) harflerine dayanır. Meçhul (edilgen) yapıda, geçmiş zaman üçüncü tekil şahıs fiilidir. "Düşürüldü, yere kapaklandı, çaresiz bırakıldı."
İbn Fâris, bu kökün temel anlamının bir şeyin yukarıdan aşağıya (boşluğa) düşmesi, tutunacak dalın kalmaması, insanın elindekini kaybetmesi ve değersizleşmesi olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "sukût" eyleminin Kuran'da sadece fiziksel bir düşme değil, insanın kendi hatası yüzünden telafisi imkânsız bir acziyete, zillete ve çöküşe yuvarlanması olduğunu açıklar.
Fî Eydîhim (فِي أَيْدِيهِمْ)
Tekili "yed" olan kelimenin etimolojik kökü y-d-y (ye-dal-ye) harflerinden oluşur. Başındaki "fî" zarfı (içinde) ve "him" (onların) zamiriyle birleşmiştir. "Onların ellerine / elleri içine." Cümlenin başındaki fiille birleşerek (sukıta fî eydîhim) Arap dilindeki en meşhur deyimlerden birini oluşturur.
İbn Fâris, bu kökün insanın fiziksel eli olmakla birlikte; aynı zamanda güç, kudret, kontrol ve otorite (tasarruf hakkı) anlamına geldiğini belirtir.
Celaleddin el-Suyuti, "sukıta fî eydîhim" (elleri içine düşürüldü) ifadesinin Arap dilindeki kökenini ve deyimsel (mecazi) işlevini detaylıca tahlil eder. Bu ifade, insanın yaptığı korkunç bir hatanın farkına varıp da mutlak bir çaresizlik, şok ve derin bir nedamet (pişmanlık) içinde "ellerini dizine vurması, ellerini ısırıp böğründe kalması" durumunu anlatan en üst düzey edebi tabirdir. Hatayı yapan kişi öylesine büyük bir pişmanlık duyar ki, adeta kendi iradesi iptal olmuş ve kendi ellerinin (yaptıklarının) arasına düşüp sıkışmıştır.
Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), bu deyimdeki fiilin "meçhul/edilgen" (sukıta) formunda getirilmesindeki o muazzam psikolojik çöküşü inceler. Kuran "ellerini ısırdılar" diye etken bir fiil kullanmaz. "Düşürüldüler" der; çünkü şirke düşen o kavmin kibri öylesine kırılmış, idrakleri öylesine bir şokla yüzleşmiştir ki; kendi bedenleri ve iradeleri üzerindeki otoriteleri (etkenlikleri) sıfırlanmış, tamamen pasif, ezilmiş ve kaskatı kesilmiş birer nesneye (edilgen bir azap kalıbına) dönüşmüşlerdir.
Ve Raev (وَرَأَوْا)
Kelimenin etimolojik kökü r-e-y (ra-hemze-ye) harflerine dayanır. Başındaki "ve" bağlaçtır. Geçmiş zaman üçüncü çoğul şahıs fiilidir. "Ve gördüler, idrak ettiler, anladılar."
İbn Fâris, bu kökün temel anlamının gözle veya basiretle (akılla) bir şeyi görmek, idrak etmek ve kavramak olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "rü'yet" eyleminin Kuran'da sıradan optik bir "bakma" eyleminden ziyade; aklın, vicdanın ve basiretin üzerindeki gaflet perdesinin yırtılarak gerçeği bütünüyle (ontolojik olarak) kavraması ve uyanması olduğunu açıklar. Onlar altın buzağıyı baştan beri gözleriyle görüyorlardı; ancak onun sahteliğini ve kendi aptallıklarını o an "akıl gözüyle" (raev) görmüşlerdir.
Ennehüm (أَنَّهُمْ)
Arapçada cümlenin içeriğini tartışılmaz kılan, kesinlik bildiren "enne" (şüphesiz ki, muhakkak şu gerçeği ki) edatı ve "hüm" (onlar) zamirinin birleşimidir. İdrak edilen hakikatin (kendi sapkınlıklarının) mutlak ve inkar edilemez oluşunu sabitler.
Kad (قَدْ)
Arapçada mazi (geçmiş zaman) fiilinin başına gelerek eylemin kesin olarak vuku bulduğunu, yüzde yüz gerçekleştiğini bildiren tahkik (kesinlik) edatıdır.
Dallû (ضَلُّوا)
Kelimenin etimolojik kökü d-l-l (dat-lam-lam) harflerine dayanır. Geçmiş zaman üçüncü çoğul şahıs fiilidir. "Saptılar, yoldan çıktılar, kayboldular."
İbn Fâris, bu kökün asıl anlamının doğru yoldan çıkmak, şaşırmak, hedeften uzaklaşmak ve "hidayet" (doğru rotada olma) kavramının mutlak zıddı olması olduğunu belirtir. Bir şeyin yitip gitmesine, çölde izini kaybettirmesine "dalalet" denilir.
Râgıb el-İsfahânî, "dalâlet" eyleminin Kuran'da insanın ahlaki, teolojik ve fıtri pusulasını yitirerek, kasıtlı veya kasıtsız olarak hakikat merkezinden uzaklaşması, inançta yıkıcı bir savrulma yaşaması olduğunu açıklar.
Toshihiko Izutsu, Kuran'ın ahlak ve din felsefesinde bu "kad dallû" (kesinlikle sapıttık/kaybolduk) itirafını, varoluşsal bir "koordinat yitimi" olarak derinlemesine tahlil eder. İsrailoğulları fiziksel olarak Sînâ çölünde kaybolduklarını söylemezler. Onlar, kendilerini Mısır'ın köleliğinden kurtaran Yaratıcı'nın (Tevhidin) o net, aydınlık ve tek rotasından (hidayetten) çıkıp; kendi elleriyle yaptıkları kof bir puta (buzağıya) taparak teolojik, ahlaki ve mantıksal bir uçuruma sürüklendiklerini (dalalet) ontolojik bir şokla fark etmişlerdir. Dalalet, aklın ve inancın zifiri karanlıkta (şirkte) yolunu kaybetmesidir.
Kâlû (قَالُوا)
Kelimenin etimolojik kökü k-v-l (kaf-vav-lam) harflerine dayanır. Geçmiş zaman üçüncü çoğul şahıs fiilidir. "Dediler."
Patricia Crone, bu fiilin (topluca dediler) kullanımını, suçluluk psikolojisinin kitleyi (kavmi) nasıl birleştirdiği üzerinden okur. Putun etrafında dans ederken oluşan o sahte (pagan) kalabalık, şimdi ölümcül bir hata yaptıklarını anladıklarında kolektif bir panikle, yekvücut halinde (kâlû) aynı feryadı koparırlar.
Le-İn (لَئِنْ)
Arapçada yemin ve tekit bildiren "lâm" (lam-ı muvattıa) harfi ile şart (koşul) bildiren "in" (eğer) edatının birleşimidir. "Yemin olsun ki eğer (şöyle olmazsa)." Bu ikili yapı, koparılan feryadın (veya korkunun) ciddiyetini ve çaresizliği vurgulamak için peşinen edilen bir yemindir.
Lem (لَمْ)
Muzari (şimdiki/geniş zaman) fiilinin başına gelerek onun anlamını geçmiş zamana çeviren ve eylemi kesin olarak olumsuzlayan (cezm eden) nefy-i mutlak edatıdır.
Yerhamnâ (يَرْحَمْنَا)
Kelimenin etimolojik kökü r-h-m (ra-ha-mim) harflerine dayanır. Üçüncü tekil şahıs muzari fiili ("lem" edatından dolayı mezcumdur) ve "nâ" (bize) nesne zamirinin birleşimidir. "Bize merhamet etmezse, acımazsa, şefkat göstermezse."
İbn Fâris, bu kökün temel anlamının insanın kalbindeki incelik, şefkat, acıma duygusu ve kadının çocuğu taşıdığı "rahim" (korunaklı anne rahmi) olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "rahmet" kavramının sadece kuru bir "acıma" hissi olmadığını; Kuran'da Allah'a isnat edildiğinde, bu acıma duygusunun fiili bir lütfa dönüşerek, zor durumdaki kulu koruma altına alması, eksiğini gidermesi ve onu kendi şefkat kalkanıyla azaptan kurtarması (fiili iyilik) olduğunu açıklar.
Rabbünâ (رَبُّنَا)
Kelimenin etimolojik kökü r-b-b (ra-be-be) harflerinden oluşur. Cümlenin failidir. Sonundaki "nâ" (bizim) aidiyet zamiridir. "Bizim Rabbimiz."
İbn Fâris, bu kökün asıl anlamının bir şeyi onarmak, koruyup gözetmek, terbiye ederek aşama aşama kemale erdirmek ve mutlak malik (sahip) olmak olduğunu belirtir.
Gabriel Said Reynolds, İsrailoğullarının pişmanlık anında Allah ismini veya "El-Kahhâr" sıfatını değil de ısrarla "Rabbimiz" (Rabbünâ) sıfatını kullanmalarını muazzam bir "teodise ve sığınma psikolojisi" olarak okur. Az önce taştan bir buzağıya "Bu bizim ilahımızdır" demişlerdi. Şimdi ise o sahte tanrıyı çöpe atarak, kendilerini doğdukları günden beri besleyen, koruyan, terbiye eden ve şefkati celbeden o yegâne "Sahip/Ebeveyn" (Rab) makamına (orijinal fıtratlarına) sığınarak af dilenirler. İhanetin ardından, terbiye edicinin merhametine mutlak ilticadır.
Ve Yağfir (وَيَغْفِرْ)
Kelimenin etimolojik kökü ğ-f-r (ğayn-fe-ra) harflerine dayanır. Başındaki "ve" bağlaçtır. "Lem" edatının etkisinden dolayı cezimli üçüncü tekil şahıs muzari fiilidir. "Ve (bizi) bağışlamazsa, affetmezse."
İbn Fâris, bu kökün asıl anlamının bir şeyin üstünü örtmek, gizlemek, kirliliği veya tehlikeyi kamufle etmek ve korumak olduğunu belirtir. Savaştaki askerin başını darbelere karşı koruyan zırhlı miğfere (miğfer) de bu yüzden "ğ-f-r" kökünden isim verilmiştir.
Râgıb el-İsfahânî, "mağfiret" eyleminin sadece sözlü bir "affettim" demek olmadığını; Allah'ın, kulun işlediği o korkunç günahın (şirkin) üstünü kendi ilahi merhamet zırhıyla örterek (gizleyerek), o günahın ahirette (veya dünyada) kulu yakıp yok etmesini (azaba dönüşmesini) engellemesi/koruması olduğunu açıklar.
Lenâ (لَنَا)
Arapçada "için / -e" anlamına gelen aidiyet harfi "lâm" ve "nâ" (bize) zamirinin birleşimidir. "Bize / Bizim için." (Bağışlamasını bize tahsis etmezse).
Le-Nekûnenne (لَنَكُونَنَّ)
Kelimenin etimolojik kökü k-v-n (kef-vav-nun) harflerine dayanır. Birinci çoğul şahıs (biz) muzari (nakıs) fiilidir. Başındaki yemin "lam"ı (lam-ı tekit) ve sonundaki şeddeli "nun" (nun-ı müşeddede) ile anlamı en ağır şekilde pekiştirilmiştir. "Yemin olsun ki biz kesinlikle ama kesinlikle (şu) olanlardan oluruz." Pişmanlığın ve korkunun ne kadar derin bir kesinlik taşıdığını gramatikal bir şiddetle ilan eder.
Minel (مِنَ)
Arapçada "den/dan, o zümreden, onlardan" anlamına gelen teb'îz (kısmilik/aidiyet) bildiren harf-i cerdir.
Hâsirîn (الْخَاسِرِينَ)
Tekili "hâsir" olan kelimenin etimolojik kökü h-s-r (hı-sin-ra) harflerinden oluşur. İsm-i fâil çoğuludur. Ayetin (ve pişmanlık beyanının) o sarsıcı kapanış kelimesidir. "Hüsrana uğrayanlardan, iflas edenlerden, mutlak ziyana düşenlerden (oluruz)."
İbn Fâris, bu kökün temel anlamının insanın sahip olduğu sermayeyi, elindeki ticari malı kaybetmesi, eksiltmesi ve kârın mutlak zıddı olan "ziyan/iflas" durumu olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "hüsran" kavramının sadece pazardaki ticari bir para kaybı olmadığını; Kuran terminolojisinde en büyük hüsranın, insanın kendi fıtratını, aklını, dinini ve ahiretteki kurtuluş sermayesini (cenneti) bütünüyle kendi elleriyle yok ederek varoluşsal bir "iflasa" sürüklenmesi olduğunu açıklar.
Prof. Dr. Mustafa Öztürk, İsrailoğullarının bu feryadındaki (hâsirîn) kapanışı muazzam bir "teolojik ve tarihi iflas bilinci" olarak tahlil eder. Onlar Mısır'da köleydiler; ancak Allah onları denizden geçirmiş, onlara özgürlük, izzet ve "arzın varisi olma" (büyük bir ticari kâr/sermaye) vaadini sunmuştu. Tam bu muazzam sermayeyi ellerine almışken; kendi aptallıklarıyla taştan bir buzağıya (İcl'e) taparak, elde ettikleri bütün o tevhidi şerefi, özgürlüğü ve ahireti tek kalemde "çöpe attıklarını" fark etmişlerdir. "Eğer Rabbimiz bizi affetmezse biz kesinlikle iflas edenlerden (hâsirîn) oluruz" feryadı, insanın kendi elleriyle kazandığı evrensel kurtuluşu, basit bir put hevesi uğruna yakıp yıktığını ve ontolojik sermayesini bütünüyle sıfırladığını anladığı o trajik iflasın evrensel itirafıdır.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla