Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

A'râf Sûresi, 122. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    A'râf Sûresi, 122. Ayet

    رَبِّ مُوسٰى وَهٰرُونَ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Rabbi mûsâ vehârûn(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      121-122. "Alemlerin Rabb'ine, Mûsâ ve Hârun'un Rabb'ine iman ettik' dediler.

      Âlemlerin Rabb'ine, Mûsâ ve Hârun'un Rabb'ine iman ettik' dediler. Te'vil yapan âlimlerin bir kısmı şöyle demiştir: Onlar Alemlerin Rabb'ine iman ettik dediklerinde Firavun onlara "Beni mi kastediyorsunuz?" dedi. Bunun üzerine onlar dediler ki "Hayır, aksine Mûsâ ve Hârun'un Rabb'ine". Fakat biz bunu bilmiyoruz. Mûsâ (a.s.) Firavun'a ilk geldiğinde ve dinine davet ettiğinde ona dedi ki "Ben âlemlerin Rabb'i tarafından gönderilmiş bir elçiyim". Dolayısıyla Firavun'un onların âlemlerin Rabb'ine iman ettik sözünde kendisini kastettiklerine dair zihnî bir karışıklık içerisinde olması mümkün değildir. Bu ilâhî beyanın "Mûsâ ve Hârun'u peygamber olarak gönderen âlemlerin Rabb'ine iman ettik" şeklinde olması da mümkündür.
      ​​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Rabbi (رَبِّ)

        Kelimenin etimolojik kökü r-b-b (ra-be-be) harflerine dayanır. "Rabbil âlemîn" (Âlemlerin Rabbi) tamlamasından sonra, inancın kime ait olduğunu daha da özelleştiren (bedel/açıklama) konumundadır.

        İbn Fâris, bu kökün temel anlamının bir şeyi onarmak, düzeltmek, koruyup gözetmek, aşama aşama terbiye ederek olgunlaştırmak ve varlık üzerinde mutlak malik (sahip) olmak olduğunu belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, "Rab" kavramının varlığı yokluktan çıkarıp yaratan, besleyen, idare eden ve onu kemale erdiren yegane ilahi otorite olduğunu açıklar.

        Toshihiko Izutsu, Kuran'ın anlambiliminde sihirbazların tevhid beyanındaki bu pekiştirmeyi (Rabbil âlemîn dedikten hemen sonra "Mûsâ ve Hârûn'un Rabbine" demelerini) muazzam bir teolojik ve politik tedbir (önlem) olarak derinlemesine tahlil eder. Firavun, Mısır teolojisinde kendisini zaten "en yüce rab" (rabbükümül a'lâ) olarak pazarlamaktadır. Sihirbazlar sadece "Âlemlerin Rabbine inandık" deyip sussalardı, Firavun kitlelere dönüp "Gördünüz mü, sihirbazlarım evrensel efendiniz olarak bana iman tazelediler" diyerek bu uyanışı kendi propagandası (demagojisi) için çalabilirdi. Ancak onlar anında "Mûsâ ve Hârûn'un Rabbine" diyerek, inandıkları makamın Firavun'la uzaktan yakından alakası olmadığını, bu Rabbin doğrudan sarayın karşısındaki o iki peygamberin temsil ettiği "mutlak ve aşkın Yaratıcı" olduğunu şüpheye yer bırakmayacak şekilde tarihe sabitlemişlerdir.

        Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu tamlamayı ontolojik bir meydan okuma ve kesin bir siyasi kopuş olarak okur. Sihirbazlar, devleti temsil eden o koca "Rab"lik kurgusunu (Firavunizmi) bir kenara iterek, karşılarında duran ve devletin gözünde "iki garip, isyankâr ve sıradan" insan olan Mûsâ ve Hârûn'un ilahını "gerçek Rab" ilan etmişlerdir. Bu, iktidarın teolojik meşruiyetinin sarayın kalbinde, bizzat sarayın memurları tarafından sıfırlanmasıdır.

        Mûsâ (مُوسَىٰ)

        Özel isimdir. Arapça etimolojik kurallara (m-v-s formuna) oturtulmaya çalışılsa da aslen Mısır ve İbrani havzasına ait yabancı (Arapça dışı) bir kelimedir.

        El-Cevâlîkî, bu ismin saf Arapça grameriyle türetilmediğini, Kıptice (Eski Mısır dili) kökenli olarak dile yerleşmiş (mu'arreb) bir kelime olduğunu; "su" (mû) ve "ağaç/kurtarılan" (sâ) kelimelerinin birleşiminden oluşup "sudan çıkarılan" anlamına geldiğini belirtir.

        Arthur Jeffery, kelimenin evrensel dinler tarihindeki etimolojisini ve filolojik kökenini detaylıca tahlil eder. Mûsâ isminin kökeninin doğrudan Eski Mısır dilindeki "ms" veya "mose" (çocuk, doğmuş, oğul) kelimesine dayandığını ve İbraniceye (Mōsheh) oradan geçtiğini ifade eder.

        Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), bu ismin ayetteki edebi ve psikolojik işlevini inceler. Sihirbazlar, az önce "hâzâ" (bu adam) diyerek veya "Ona karşı galip gelirsek" diyerek küçümsedikleri ve sadece sıradan bir sihirbaz olarak gördükleri kişinin ismini, saniyeler sonra Yüce Yaratıcı'nın ismiyle (Rabb kelimesiyle) yan yana anarak mutlak bir saygıyla zikrederler. Bu isim, artık bir rakibin değil, onların hidayetine vesile olan evrensel bir elçinin ismidir.

        Ve Hârûne (وَهَارُونَ)

        Başındaki "ve" atıf (bağlaç) harfidir. Hârûn, Mûsâ'nın kardeşinin özel ismidir. Arapça kökenli bir kelime olmadığı için gayr-ı munsarıftır (esre yerine fetha/üstün alır).

        El-Cevâlîkî, Hârûn isminin Arapça olmadığını, Acemce (yabancı) kökenli bir özel isim olup Arapçalaştığını (mu'arreb) nakleder.

        Arthur Jeffery, kelimenin filolojik kökenini detaylıca inceler. İbranicedeki "Ahărōn" isminden Arapçaya geçtiğini, bu ismin etimolojik kökeninin tam olarak bilinmemekle birlikte muhtemelen Eski Mısır kökenli olduğunu ve "yüce, aydınlanmış" gibi anlamlar taşıyabileceğini belirtir.

        Angelika Neuwirth, Geç Antik Çağ edebiyatında ve Kutsal Kitap teolojisinde "Mûsâ ve Hârûn" ikileminin (dual prophethood) kurumsal ve siyasi işlevini tahlil eder. Sihirbazlar sadece Mûsâ'yı değil, Hârûn'u da zikrederek, karşılarında duran yapının bireysel, anlık veya tesadüfi bir aydınlanma eylemi olmadığını tasdik ederler. Mûsâ eylemin (mucizenin/asanın) merkezindeyken, Hârûn sözün (tebliğin ve bürokrasinin) destekleyicisidir. Bu iki isim birleştiğinde, Firavun'un o devasa "din ve devlet" organizasyonuna karşı; vahyi ve ortak aklı temsil eden, sınırları çizilmiş, kurumsal ve ilahi bir "alternatif sistem" (yeni bir medeniyet tasavvuru) onaylanmış olur.

        Gabriel Said Reynolds, "Ve Hârûn" ilavesini Mısır'ın politeist (çok tanrılı) veya firavun merkezli teolojisine karşı bir reddiye olarak okur. Sihirbazlar, mucizeyi Mûsâ'nın kendi kişisel şovu (sihri) olarak görmediklerini açıkça ilan ederler. Eğer bu bir sihir olsaydı, Mûsâ'nın kişisel hüneri olurdu. Ancak Mûsâ ve Hârûn'un ikisinin birden aynı kaynağa (aynı Rabbe) bağlı elçiler olduğunu zikretmeleri; gücün şahıslardan değil, onlara bu görevi veren evrensel bir otoriteden geldiğinin, yani ortadaki eylemin bir "illüzyon" değil mutlak bir "peygamberlik kurumu" olduğunun rasyonel teyididir.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X