Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

A'râf Sûresi, 120. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    A'râf Sûresi, 120. Ayet

    وَاُلْقِيَ السَّحَرَةُ سَاجِد۪ينَۚ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Veulkiye-sseharatu sâcidîn(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      Sihirbazlar derhal secdeye kapandılar.

      İnsan Fiilleri Konusunda Mûtezile'ye Reddiye

      Sihirbazlar derhal secdeye kapandılar. Bu ilâhî beyan hakkında farklı görüşler sürüldü. Bazı âlimler şöyle demiştir: Kapandılar. Yani onlara secde etmek emredildi, onlar da secde ettiler. Başkaları da şöyle demiştir: Kapandılar. Yani hızlı bir şekilde secde etmelerinden dolayı sanki kapandılar. Ayet-i kerîme Mûtezile'yi reddetmektedir, çünkü onlar kulların fiillerinde Allah'ın etkisini inkâr etmektedirler. Burada ise sihirbazlar derhal secdeye kapandılar beyanıyla fiil söz konusu kimselerin dışında bir faile nispet edilmiştir. Bu, kulların fiillerinde Allah'ın bir etkisinin olduğunu göstermektedir. Bu, Cenâb-ı Hakk'ın onların secde etme fiilini yaratmasıdır. Câfer b. Harb şöyle demiştir: Başkasının fiilde etkisi olmasa da fiilin söz konusu kimseye nispet edilmesi mümkündür. Seferde söylenen şu söz böyledir: Bunlar ötekileri geride bıraktılar, halbuki gerçekte onlar ötekileri geride bırakmamışlardı ve geri bırakmada onların bir etkisi de bulunmamaktaydı. Buna karşın geride bırakma fiili onlara nispet edildi. Söz konusu durum da böyledir. Denilir ki onların bunda etkisi bulunmaktadır. Bu etki de şudur: Onlar ötekileri beklemedikleri vakit onları geride bırakmış olurlar. Dolayısıyla onların bu konuda bir etkisi bulunmaktadır ve bu fiil onlara nispet edilmiştir. Veya denilir ki onlar ötekileri geri bırakma gücüne sahip değildirler. Allah Teâlâ onları atmaya (ilkâ), yani onlar hakkında secde fiilini yaratmaya güç yetirir. Bundan dolayı fiil O'na nispet edilmiştir.

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Ve Ulkıye (وَأُلْقِيَ)

        Kelimenin etimolojik kökü l-k-y (lam-kaf-ye) harflerine dayanır. Başındaki "ve" atıf (bağlaç) harfidir. Meçhul (edilgen) formda, geçmiş zaman fiilidir. "Fırlatıldılar, yere atıldılar, kapandırıldılar" anlamına gelir.

        İbn Fâris, bu kökün temel anlamının bir nesneyi elden çıkarmak, uzağa fırlatmak, atmak ve yüz yüze gelmek (likâ) olduğunu belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, "ilkâ" eyleminin Kuran'da sıradan bir hareketten ziyade, bir şeyi kasti veya karşı konulamaz bir güçle bir yere bırakmak/atmak olduğunu açıklar. Meçhul formu (ulkıye), eylemin failin kendi iradesini aşan dışsal bir etkiyle gerçekleştiğini gösterir.

        Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), "ulkıye" (yere atıldılar/kapandırıldılar) fiilinin meçhul (edilgen) yapısındaki dramatik ve psikolojik şiddeti derinlemesine inceler. Sihirbazlar iradi bir şekilde, yavaşça "secde ettiler" (secedû) denilmez. Hakikatin (mucizenin) o ezici, devasa ve kozmik ihtişamı karşılarına aniden çıkınca, kendi bedenleri ve kasları üzerindeki kontrollerini tamamen yitirmişler; ilahi gerçekliğin o muazzam yerçekimi onları adeta cansız birer nesne gibi saniyeler içinde yere (secdeye) "çarpmış/fırlatmıştır". Bu, insan iradesinin hakikat karşısındaki mutlak ve şok edici teslimiyetidir.

        Toshihiko Izutsu, Kuran'ın ontolojik sahnelerinde bu fiili varoluşsal bir sarsıntı olarak tahlil eder. Sadece birkaç ayet önce kibirle sahneye çıkıp Firavun'la pazarlık yapan o şişkin ego (benlik), hakikatle çarpıştığı an bütünüyle paramparça olmuştur. Öncesinde yalanı üretmek için iplerini meydana "atan" (elkav) o muktedir ellerin yerini; bizzat hakikatin huzurunda, kendi çaresizlikleriyle yere "atılan/kapanan" (ulkıye) insan bedenleri almıştır. Bu kelime, kibrin çöküşü ve ruhun anlık uyanışıdır.

        Es-Seharatü (السَّحَرَةُ)

        Tekili "sâhir" olan kelimenin etimolojik kökü s-h-r (sin-ha-ra) harflerinden oluşur. Kırık çoğul (cem-i mükesser) formundadır. Cümlenin nâib-i fâili (sözde öznesi) konumundadır.

        İbn Fâris, bu kökün asıl anlamının göz boyamak, bir şeyi asıl ve gerçek halinden tamamen başka bir surette göstermek, gerçeği gizleyen ince/gizli hile (aldatmaca) olduğunu belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, "sihir/seharat" kavramının nesnelerin hücresel gerçeğini değiştirmeyen, ancak optik algıları ve kitle psikolojisini manipüle ederek hakikati örten failler ordusu olduğunu açıklar.

        Michael Cook, "sihirbazlar" zümresinin Geç Antik Çağ ve Mısır sosyolojisindeki statüsünü okur. Onlar sokak hokkabazları değil; doğrudan devlete bağlı, tapınakları yöneten ve rejime teolojik meşruiyet sağlayan en yüksek bürokratik ve entelektüel sınıftır.

        Prof. Dr. Mustafa Öztürk, teslimiyet anını anlatan bu ayette onların hala "sihirbazlar" (es-seharatü) unvanıyla anılmasındaki teolojik ironiyi tahlil eder. Kuran onlara burada henüz "inananlar/müminler" demez, eski unvanlarını bilerek korur. Onlar, Firavun'un sistemi içindeki en üst düzey "yalan/illüzyon üreticileri" olarak o meydana çıkmışlardır. Hakikati (tevhidin mucizesini) en çabuk anlayan ve anında secdeye kapananların, bizzat yalanı ve göz boyamayı en iyi bilen ustalar (sihirbazlar) olması çok kritiktir. İşi bilenler (uzmanlar), ortadaki olayın bir illüzyon olmadığını, sahte bir kurgu veya büyü sayılamayacağını anında idrak etmişler; devletin ideolojisi kendi uzmanlarının aydınlanmasıyla tam kalbinden çökmüştür.

        Sâcidîn (سَاجِدِينَ)

        Tekili "sâcid" olan kelimenin etimolojik kökü s-c-d (sin-cim-dal) harflerine dayanır. İsm-i fâil çoğuludur ve cümlede hal (durum zarfı) olarak yer alır ("...secde etmiş/kapanmış halde").

        İbn Fâris, bu kökün temel anlamının eğilmek, tevazu göstermek, baş eğmek, itaati kabul etmek ve bir otorite karşısında kendi küçüklüğünü bedensel olarak ilan etmek olduğunu belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, "sücûd" kavramının sadece fiziksel bir baş eğme (alnı toprağa koyma) olmadığını; insanın kendi kibrinden, benliğinden, sahte makamlarından ve güç yanılsamalarından tamamen sıyrılarak mutlak ilahi otoriteye varoluşsal (ontolojik) olarak bütünüyle teslim olması olduğunu açıklar.

        Arthur Jeffery, kelimenin evrensel dinler tarihindeki etimolojisini inceler. Sami dilleri havzasındaki "sğd" (Aramice ve Süryanice) kökü, Antik Yakındoğu'da krallara, heykellere ve putlara karşı yapılan tapınma, yüzüstü kapanma ve mutlak saygı eylemini ifade eder. Kuran, bu kavramı o kadim putperest bağlamından sökerek doğrudan ve sadece Yüce Yaratıcı'ya yöneltilen tevhidi bir ibadet/eylem olarak yeniden kodlar.

        Gabriel Said Reynolds, "secdeye kapanmış halde" (sâcidîn) kavramını Geç Antik Çağ'ın ve Mısır'ın emperyal saray ritüelleri bağlamında değerlendirir. Sihirbazlar (devlet memurları), ömürleri boyunca sadece Firavun'un huzurunda, onun o devasa dünyevi otoritesini onaylamak ve rızkını (ecrini) kazanmak için ona secde etmişlerdir. Ancak şimdi, Mûsâ'nın asasının inmesiyle birlikte; Firavun'un gözlerinin içine baka baka, kendi krallarını hiçe sayarak, ondan çok daha büyük ve mutlak olan "Âlemlerin Rabbi"ne secde etmişlerdir. Bu eylem, sadece dini bir ibadet veya içsel bir aydınlanma değildir; bizzat Mısır sarayının kalbinde, devletin en seçkin memurları tarafından kamuoyu önünde gerçekleştirilmiş en büyük, en radikal ve en sarsıcı siyasi itaatsizlik (ihtilal) eylemidir. Diktatörün kendi meydanında, diktatörün reddedilişidir.

        Prof. Dr. Sadık Kılıç, ayetin bu kapanış kelimesini hakikat ve şuur ilişkisi ekseninde analiz eder. Birkaç dakika önce Firavun'un kulu olan, paraya/makama (mukarrabîn olmaya) tapan ve şımarıklığın zirvesinde olan bu zümre; "sâcidîn" kelimesiyle ontolojik bir mutasyon (sıçrama) yaşarlar. Secde, aklın ve fıtratın şimşek hızıyla uyanarak hakikati iliklerine kadar hissettiği o mutlak arınma ve aydınlanma noktasıdır. Yere "atılan/çarpan" (ulkıye) şey sadece onların fiziksel bedenleri değildir; o secdeyle birlikte, taşıdıkları o eski Câhiliye kimliği, saray hırsları, statüleri ve küstah kibirleri de toprağa gömülmüş, orada yepyeni ve özgür bir şuur ayağa kalkmıştır.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X