قَالُوا يَا مُوسٰٓى اِمَّٓا اَنْ تُلْقِيَ وَاِمَّٓا اَنْ نَكُونَ نَحْنُ الْمُلْق۪ينَ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
A'râf Sûresi, 115. Ayet
Daralt
X
-
Sihirbazlar dediler ki: Ey Mûsâ! Sen mi atacaksın (değneğini), yoksa (ilk) atan biz mi olalım?
Sihirbazlar dediler ki: Ey Mûsâ! Sen mi atacaksın (değneğini), yoksa atan biz mi olalım? Bu durum birinin atması ötekilerin atmaması anlamında değildir. Zira taraflardan sadece birinin atması durumu olsaydı, mûcize ile sihir birbirinden ayrılmazdı. Fakat buradaki durum ilk atanın kim olacağı meselesidir. Sanki şöyle demişlerdir: Ey Mûsâ, ya sen ilk olarak at veya biz ilk olarak atalım. Bu durum bir başka âyet-i kerîmede belirtildiği gibidir: "Dediler ki: Ey Mûsâ! Yâ sen at, yahut ilk atan biz olalım."
Yorumu Yorumla
-
Kâlû (قَالُوا)
Kelimenin etimolojik kökü k-v-l (kaf-vav-lam) harflerine dayanır. Geçmiş zaman üçüncü çoğul şahıs fiilidir. Fail (özne), Firavun'dan istedikleri maddi ödül ve siyasi makam (mukarrabîn) garantisini alan devletin sihirbazlarıdır.
İbn Fâris, bu kökün temel anlamının söz söylemek, konuşmak ve harfleri bir araya getirerek anlamlı bir beyanda bulunmak olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "kavl" eyleminin Kuran'da sıradan bir hitaptan ziyade, bir grubun ideolojik, felsefi veya siyasi pozisyonunu açıkça dışa vurması (resmen ilan etmesi) olduğunu açıklar.
Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), bu fiilin ayetteki sahne geçişini (kurgusal montajı) sağlayan muazzam dramatik işlevini tahlil eder. Sihirbazlar, Firavun ile pazarlıklarını (ve sadakat sözleşmelerini) bitirir bitirmez, hiç vakit kaybetmeden doğrudan cepheye dönerler ve "kâlû" (dediler) eylemiyle rakiple yüzleşirler. Bu eylem, onların arkalarına aldıkları devlet gücüyle ne kadar büyük bir özgüven patlaması yaşadıklarını ve psikolojik savaşı (düelloyu) resmen başlattıklarını gösterir.
Yâ Mûsâ (يَا مُوسَىٰ)
Arapçada "yâ" nida (seslenme) edatı ile Mûsâ isminin birleşimidir. Kelimenin kökeni Arapça formlara (m-v-s) oturtulmaya çalışılsa da aslen yabancı bir kelimedir.
El-Cevâlîkî, bu ismin saf Arapça kurallarıyla türetilmediğini, Kıptice (Eski Mısır dili) kökenli olarak Arapçalaşmış (mu'arreb) bir özel isim olduğunu; "su" (mû) ve "ağaç/kurtarılan" (sâ) kelimelerinin birleşiminden oluşup "sudan çıkarılan" anlamına geldiğini belirtir.
Arthur Jeffery, kelimenin evrensel etimolojisini ve filolojik kökenini detaylıca tahlil eder. Mûsâ isminin kökeninin doğrudan Eski Mısır dilindeki "ms" veya "mose" (çocuk, doğmuş, oğul) kelimesine dayandığını ve İbraniceye (Mōsheh) oradan geçtiğini ifade eder.
Toshihiko Izutsu, Kuran'ın polemik sahnelerindeki bu hitap formunu ontolojik bir "eşitlenme" (peer-to-peer) çabası olarak analiz eder. Sihirbazlar ona "Ey peygamber" veya "Ey büyücü" demezler; doğrudan ilk ismiyle, yalın bir şekilde "Ey Mûsâ" diye seslenirler. Bu hitap tarzı, sihirbazların kibrini ve rakibi küçümsemelerini yansıtır. Onlar, Mûsâ'yı kendilerinden üstün veya doğaüstü bir gücün temsilcisi olarak görmezler; onu sadece o günkü festival alanında/arenada yenecekleri sıradan bir meslektaşları, bir rakip (rakip illüzyonist) olarak konumlandırırlar.
İmmâ (إِمَّا)
Arapçada koşul ve şüphe edatı olan "in" ile pekiştirme veya açıklama edatı olan "mâ" harfinin birleşimidir. Kendisinden sonra tekrarlanarak geldiğinde (immâ... ve immâ) "ya... ya da, veya, yahut" anlamlarında seçenek ve alternatif sunan bir tahyîr (muhayyer bırakma/seçme hakkı verme) edatıdır.
En Tülkiye (أَنْ تُلْقِيَ)
"En" mastar edatı ve etimolojik kökü l-k-y (lam-kaf-ye) olan muzari fiilin birleşimidir. İkinci tekil şahıs (sen) formundadır. "Senin atman / fırlatman."
İbn Fâris, bu kökün temel anlamının bir nesneyi elden çıkarmak, uzağa fırlatmak, atmak ve bir şeyle yüz yüze gelmek (likâ) olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "ilkâ" eyleminin Kuran'da bir şeyi kasti olarak muhatabın önüne bırakmak, meydan okumak ve onu bir durumla aniden yüzleştirmek anlamına geldiğini açıklar.
Ve İmmâ (وَإِمَّا)
"Ve" (atıf/bağlaç) harfi ile yukarıda analizi yapılan "ya da / veya" anlamındaki alternatif (tahyîr) edatının tekrarıdır. Cümledeki ikilemi (düellonun şartlarını) tamamlar.
En Nekûne (أَنْ نَكُونَ)
"En" mastar edatı ve k-v-n (kef-vav-nun) kökünden gelen birinci çoğul şahıs (biz) muzari fiilidir. "Bizim olmamız" anlamına gelir.
İbn Fâris, bu kökün asıl anlamının olmak, mevcudiyet ve varlık sahasına çıkmak olduğunu belirtir.
Nahnü (نَحْنُ)
Arapçada birinci çoğul şahıs "biz" zamiridir.
Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), cümlede "nekûne" (biz oluruz) fiilinin içinde zaten "biz" anlamı varken, hemen ardından "nahnü" (BİZ) zamirinin ayrıca zikredilmesindeki o muazzam retorik şımarıklığı tahlil eder. Bu, gramatikal bir zorunluluk değil, tamamen bir kibir, tahsis (exclusivity) ve psikolojik üstünlük gösterisidir. "Ya sen atarsın, ya da atanlar (başkası değil, bizzat ve sadece) BİZ oluruz!" diyerek, devleti arkalarına almanın verdiği o şatafatlı egoyu (enaniyeti) sahneye sürerler.
El-Mülkîn (الْمُلْقِينَ)
Tekili "mülkî" olan kelimenin etimolojik kökü l-k-y (lam-kaf-ye) harflerine dayanır. İf'al babında ism-i fâil çoğuludur.
İbn Fâris, bu kökün asıl anlamının bir şeyi elden çıkarmak, atmak ve fırlatmak olduğunu belirtir. "El-Mülkîn", atanlar, fırlatanlar, eylemi gerçekleştirenler demektir.
Angelika Neuwirth, Geç Antik Çağ edebiyatında ve gladyatör/arena anlatılarında (agonistic context) bu "meydan okuma" (challenge) motifinin teolojik işlevini inceler. Sihirbazların "Ya önce sen at, ya da ilk atanlar biz olalım" şeklindeki bu "centilmence" gibi görünen teklifi, aslında derin bir manipülasyon ve şov psikolojisidir. Onlar, Mûsâ'ya bir lütuf sunmazlar; bilakis arenadaki (festivaldeki) halkın gözünde "kendinden son derece emin, korkusuz ve rakibine ilk hamle şansını verecek kadar üstün" ustalar (el-mülkîn) imajını çizerler.
Gabriel Said Reynolds, "atanlar" (el-mülkîn) kelimesinin ism-i fâil formunda kullanılmasındaki ontolojik sabitlemeyi tahlil eder. Sihirbazlar, "biz atarız" (nülkî) şeklinde bir fiil kullanmak yerine, ism-i fâil kullanarak "Atanlar biz oluruz" derler. Bu, onların sihirbazlık ve "göz boyama" (illüzyon) eylemini sadece geçici bir fiil olarak değil, kendi varoluşsal kimlikleri (profesyonel ustalıkları) olarak benimsediklerinin resmidir.
Prof. Dr. Mustafa Öztürk, Mısır oligarşisinin kiraladığı bu zümrenin tavrını kitle psikolojisi üzerinden okur. Sihirbazlar, sahte bir gerçeklik (sihir) üreteceklerdir; ancak şovlarına Mûsâ'ya seçme hakkı vererek (demokratik veya adil bir müsabaka havası katarak) başlarlar. Bu, illüzyonun en temel kuralıdır: Seyirciyi, ortada dürüst bir yarış olduğuna inandırmak. Hâlbuki bu bir yarış değil, devlet destekli koca bir yalan makinesi ile evrensel bir ilahi hakikatin varoluşsal çarpışmasıdır. Sihirbazların bu rahat tavrı, kibrin gerçeğe çarpıp parçalanmadan hemen önceki son ve en trajik sahnesidir.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla