Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

A'râf Sûresi, 114. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    A'râf Sûresi, 114. Ayet

    قَالَ نَعَمْ وَاِنَّكُمْ لَمِنَ الْمُقَرَّب۪ينَ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Kâle ne’am ve-innekum lemine-lmukarrabîn(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      113. Sihirbazlar Firavuna geldiler; 'Eğer üstün gelen biz olursak bize muhakkak bir ödül olmalıdır' dediler.

      114. O da 'Tamam; ayrıca sizler mutlaka yakınlarımdan olacaksınız' dedi.


      Sihirbazlar Firavun'a geldiler; 'Eğer üstün gelen biz olursak bize muhakkak bir ödül olmalıdır' dediler. O da 'Tamam; ayrıca sizler mutlaka yakınlarımdan olacaksınız' dedi. Yani benim katımda konum ve değer bakımından. Bu, sihirbazın amacının sadece dünya olduğunu göstermektedir. Çünkü onlar üstün gelmeleri halinde ücret ve Firavun'un katında konum ve değer sahibi olmak istemişlerdir. Amacı, dünya ve sözü edilen menfaatler olan kimsenin peygamberliği hiçbir şekilde mümkün değildir. Peygamberlerin amacı din ve âhiret talebiydi.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Kâle (قَالَ)

        Kelimenin etimolojik kökü k-v-l (kaf-vav-lam) harflerine dayanır. Geçmiş zaman üçüncü tekil şahıs fiilidir. Öznesi (faili) Firavun'dur.

        İbn Fâris, bu kökün temel anlamının söz söylemek, harfleri bir araya getirerek anlamlı bir beyanda bulunmak olduğunu belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, "kavl" eyleminin Kuran terminolojisinde sıradan bir sözden ziyade, muhatabın talebine karşı devletin (otoritenin) kesin ve bağlayıcı bir hüküm/karar bildirmesi olduğunu açıklar.

        Prof. Dr. Mustafa Öztürk, Firavun'un sihirbazların ücret talebine karşı anında "dedi" (kâle) eylemiyle cevap vermesini, tiranlığın kriz anındaki pragmatist (faydacı) hızı olarak tahlil eder. Firavun, bu talebi hiç yadırgamaz, ahlaki bir sorgulama yapmaz veya tebaası oldukları için onlara kızmaz; çünkü diktatöryal sistem, sadakatin ancak menfaatle (parayla) satın alınabileceği gerçeğini en iyi bilen, tamamen rüşvet ve çıkar üzerine kurulu bir suç ortaklığı (şebeke) düzenidir.

        Ne'am (نَعَمْ)

        Kelimenin etimolojik kökü n-a-m (nun-ayn-mim) harflerinden oluşur. Arapçada kendisinden önceki olumlu veya olumsuz bir soruyu, talebi veya ifadeyi onaylayan (tasdik eden) "evet" anlamında bir edattır.

        İbn Fâris, bu kökün asıl anlamının yumuşaklık, sükûnet, insanın hayatını kolaylaştıran refah durumu, bolluk ve lütuf olduğunu belirtir. Bir talebe "evet/ne'am" denilmesi, muhataba karşı bir yumuşama, ona istediği o lütfu ve refahı sunma onayıdır.

        Râgıb el-İsfahânî, "ne'am" edatının, muhatabın sorduğu sorudaki beklentiyi eksiksiz olarak karşılamak ve ona tam bir güvence vermek anlamına geldiğini açıklar.

        Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), bu edatın ayetteki kullanımını muazzam bir retorik (belagat) ve psikolojik teslimiyet bağlamında inceler. Sihirbazlar "Bize bir ücret var mı?" diye sorduklarında Firavun uzun bir konuşma yapmaz, sadece tek ve net bir kelimeyle "Evet" (Ne'am) der. Kendini tanrı ilan eden, normalde insanlara tepeden bakan bir tiranın, sihirbazların bu pazarlığı karşısında hiçbir kibir göstermeden anında "evet" demesi; Mûsâ'nın mucizesi karşısında sarayın ne kadar büyük bir varoluşsal dehşete kapıldığını ve rejimin ayakta kalabilmek için bu büyücülere ne kadar acizce (ve çaresizce) muhtaç olduğunu ifşa eden sarsıcı bir edebi sahnedir.

        Ve İnneküm (وَإِنَّكُمْ)

        Arapçada "ve" atıf (bağlaç) harfi, "şüphesiz ki, muhakkak" anlamı taşıyan "inne" pekiştirme (tekit) edatı ve "siz" anlamına gelen çoğul muhatap "küm" zamirinin birleşimidir. "Ve şüphesiz ki siz / üstelik siz" anlamını taşır.

        Le Minel (لَمِنَ)

        Başındaki "lam" harfi, Arapça gramerinde cümleye ikinci bir kesinlik katan ve "inne" edatını destekleyen "lam-ı tekit" (pekiştirme lamı) veya "lam-ı muzahlaka"dır. "Min" harf-i ceri ise "den/dan" anlamında olup, bir gruba, zümreye aidiyet ve dahil olma (teb'îz) durumunu bildirir.

        Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), gramatik yapıdaki bu aşırı pekiştirmeyi (inne + lam) siyasi bir rüşvet ve motivasyon retoriği olarak tahlil eder. Firavun, sadece "evet ücretiniz var" demekle yetinmez; büyücülerin sadakatini ve kazanma hırslarını maksimize etmek için cümleyi yemin derecesinde ağır vurgularla (ve inneküm le...) süsleyerek onlara devletin en büyük ödülünü vaat eder.

        Mukarrabîn (الْمُقَرَّبِينَ)

        Tekili "mukarrab" olan kelimenin etimolojik kökü k-r-b (kaf-ra-be) harflerine dayanır. Tef'îl babında ism-i mef'ûl (kendisine eylem yapılan/yaklaştırılan) çoğuludur.

        İbn Fâris, bu kökün temel anlamının mesafe olarak yakınlık, iki şeyin birbirine yaklaşması ve uzaklığın (bu'd) mutlak zıddı olmak olduğunu belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, "kurb/kurbiyyet" kavramının sadece fiziksel bir mesafe olmadığını; makam, derece, itibar, değer ve güç açısından bir otoriteye en yakın noktada konumlanmak (veya o otorite tarafından o makama özel olarak yükseltilmek) olduğunu açıklar. "Mukarrab", sıradan bir memur değil, bizzat liderin elit ve dokunulmaz iç halkasına alınan kişidir.

        Toshihiko Izutsu, Kuran'ın teolojik anlambiliminde bu kelimeyi muazzam bir eskatolojik ironi (teodise parodisi) olarak derinlemesine tahlil eder. "El-Mukarrabîn" (Yakınlaştırılanlar/En yakınlar) kavramı, Kuran terminolojisinde aslen ahiretteki en yüksek ruhsal mertebeyi, meleklerin ve en seçkin müminlerin Allah'a olan o yüce ontolojik yakınlığını ifade eder. Ancak ayette Firavun, kendini yeryüzü tanrısı olarak gördüğü için, bu ilahi kavramı gasp ederek sihirbazlara kendi dünyevi cennetini (sarayını) vaat eder. Firavun onlara, "Sadece para (ecr) almayacaksınız, benim ilahi/kraliyet divanıma kabul edilerek devletin en üst düzey rahipleri (mukarrabîn) olacaksınız" diyerek onlara sahte bir tanrısal lütuf sunar.

        Patricia Crone, bu vaadi Geç Antik Çağ'ın ve kadim Ortadoğu'nun "patronaj" (himaye) siyaseti üzerinden okur. Otokratik rejimlerde para veya ücret (ecr) bir noktaya kadar değerlidir; asıl mutlak güç, "kralın yakınında olmaktır" (mukarrabîn). Kralın iç halkasına girmek, her türlü yasal hesap verilebilirlikten muaf olmak, sınırsız bir siyasi dokunulmazlığa ve devletin tüm kaynaklarına doğrudan erişime sahip olmak demektir. Firavun, sihirbazlara sadece altın değil, doğrudan doğruya "devlete (iktidara) ortaklık" teklif etmektedir.

        Prof. Dr. Sadık Kılıç, ayetin bu kapanışını bilginin (ilmin) iktidarla kurduğu o karanlık ve ahlaksız sözleşme üzerinden inceler. Firavun ile sihirbazlar arasındaki bu anlaşma, "aydın/entelektüel ihanetinin" tarihteki en çarpıcı arketipidir. Sihirbazlar hakikatin ne olduğunu zerre kadar umursamazlar; yegane hedefleri devletin merkezine (mukarrabîn sınıfına) kapağı atmaktır. Firavun ise kendi sahte düzenini korumak için, aydınları (sihirbazları) parayla ve makamla satın alıp gerçeğin (Mûsâ'nın) üzerine sürmektedir. Bu tek kelime, menfaat uğruna hakikati satmaya hazır olan tüm satılmış zihinlerin (saray ulemasının/büyücülerinin) evrensel utanç vesikasıdır.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X