يُر۪يدُ اَنْ يُخْرِجَكُمْ مِنْ اَرْضِكُمْۚ فَمَاذَا تَأْمُرُونَ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
A'râf Sûresi, 110. Ayet
Daralt
X
-
Sizi yurdunuzdan çıkarmak istiyor. Firavun, “Peki ne buyurursunuz?" (dedi.)
Sizi yurdunuzdan çıkarmak istiyor. Mûsâ (a.s.) onları yurtlarından çıkarmak istemiyordu. Ancak -en doğrusunu Allah bilir ya- sanki Firavun kavmine demiştir ki: Mûsâʼya (a.s.) uyup sizi davet ettiği şeyi kabul ederseniz sizi yurdunuzdan çıkarırım. Fakat bunun sebebi Mûsâ (a.s.) olduğundan bunu ona nispet etti. En doğrusunu Allah bilir. Veya şöyle demiştir: Sizin iyi hayatınızı, rahatınızı ve çeşitli zevklerinizi yok etmek istiyor. Çünkü onlar İsrâïloğulları'nı köleleştiriyor, onları hizmette kullanıyorlardı. Kendileri ise çalışmıyor, nimetler içerisinde yaşıyorlardı. Dolayısıyla Kıptîler'e diyordu ki Mûsâ (a.s.), bütün bunları sizden alıp götürmek istiyor. Mûsa'nın (a.s.) onları yerlerinden çıkarmak değil, aksine onları bulundukları dinlerinden çıkarmak istiyor olması mümkündür. Fakat o kavmini Mūsa'ya karşı kışkırtıyordu. Peki ne buyurursunuz. Firavun'un bu sözü onun kendisinin ilâh ve rab olmadığını bildiğini göstermektedir. Çünkü şayet o, "ben sizin yüce Rabbinizim" meâlindeki sözde belirttiği gibi olsaydı kavminden bu konuda bir yardım ve işaret talep etmezdi. Bu durum, kendisinin âcizliğini ve zayıflığını göstermektedir. Ancak o büyüklük taslamakta, kavminin zihnini karıştırmakta ve "bu gerçekten çok bilgili bir sihirbazdır" meâlindeki sözle meseleyi çarpıtmaktaydı. Sizi yurdunuzdan çıkarmak istiyor. Bu ifade Mûsa'ya karşı bir kışkırtma ve tahrik etmedir. Peki ne buyurursunuz. Bu ise yakınlık ifadesidir. Zira yardım ve işareti onlardan talep etti ve onları danışmanı yaptı.
Yorumu Yorumla
-
Yurîdü (يُرِيدُ)
Kelimenin etimolojik kökü r-v-d (ra-vav-dal) harflerine dayanır. İf'al babında, üçüncü tekil şahıs muzari (geniş/şimdiki zaman) fiilidir.
İbn Fâris, bu kökün asıl anlamının bir şeyi aramak, talep etmek, bir hedefe doğru gidip gelmek, yönelmek ve kastetmek olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "irâde" kavramının insanın içinde uyanan bir arzuyu (meşîet), aklın ve nefsin gücüyle eyleme dönüştürme kararlılığı, kasti bir hedef gütmesi olduğunu açıklar.
Toshihiko Izutsu, Kuran'ın polemik ve siyaset felsefesinde bu fiilin ("o istiyor/amaçlıyor") kullanımını derinlemesine tahlil eder. Mısır oligarşisi (mele'), Mûsâ'nın getirdiği o apaçık ilahi mucizeyi teolojik bir bağlamdan koparıp, onu tamamen dünyevi ve siyasi bir motivasyona ("iradeye") indirger. Onlara göre Mûsâ bir peygamber değil; göz boyayarak (sihirle) devleti ele geçirmeyi, iktidarı ve sınırları yeniden çizmeyi "hedefleyen/isteyen" (yurîdü) son derece pragmatist ve sinsi bir siyasi figürdür. Hakikat, devletin bekası retoriğiyle bir siyasi komploya dönüştürülmüştür.
Patricia Crone, Mısır elitlerinin bu cümlesini "kadim devlet propagandası" olarak okur. Statüko, halkı Mûsâ'ya karşı kışkırtmak için onun elçilik (nübüvvet) iddiasını iptal eder ve eylemlerinin arkasına seküler, dünyevi bir hırs (yurîdü) yerleştirir. Tehdit dini değil, rejim karşıtı bir ihtilal girişimi olarak çerçevelenir.
En Yuhriceküm (أَنْ يُخْرِجَكُمْ)
"En" mastar edatı ve etimolojik kökü h-r-c (hı-ra-cim) olan "yuhric" (çıkarır) fiili ile "küm" (sizi) muhatap zamirinin birleşimidir.
İbn Fâris, bu kökün temel anlamının bir şeyin içinden dışına çıkması, bulunduğu mekânı terk etmesi (huruç) ve girmenin (duhul) mutlak zıddı olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "ihrâc" eyleminin bir bireyi veya toplumu ait olduğu topraklardan, vatanından, evinden kendi iradesi dışında, baskı kurarak veya hileyle söküp atmak (sürgün etmek) olduğunu açıklar.
Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), bu eylemin kullanılmasındaki kitle psikolojisini (manipülasyonu) tahlil eder. Oligarşi, Firavun'un sarayındaki elitlere ve Mısır halkına, en temel varoluşsal korkuları olan "vatansız kalma/sürgün" korkusunu (en yuhriceküm) enjekte eder. Mucizenin yarattığı şaşkınlık ve hayranlık, bilinçli bir şekilde, yerinden yurdundan edilme paniğiyle örtbas edilir.
Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimeyi iktidar paranoyası bağlamında değerlendirir. Mûsâ'nın talebi aslında sadece köleleştirilmiş "İsrailoğullarını" Mısır'dan çıkarmaktır; Mısırlıları yurtlarından kovmak gibi bir amacı yoktur. Ancak oligarşi, kitleleri mobilize etmek (provoke etmek) için hedefi saptırarak, "Bu adam (büyücü) sizi topraklarınızdan sürmek istiyor" diyerek muazzam bir demagoji yapar. İsrailoğullarının özgürleşmesi, statüko tarafından Mısır'ın ulusal güvenliğine ve demografik yapısına yönelik bir sürgün tehdidi (ihraç) olarak pazarlanır.
Min Ardıküm (مِنْ أَرْضِكُمْ)
Kelimenin etimolojik kökü e-r-d (hemze-ra-dat) harflerinden oluşur. Başındaki "min" harf-i ceri den/dan (ayrılma/başlangıç) bildirir. Sonundaki "küm" (sizin) zamiridir.
İbn Fâris, bu kökün asıl anlamının alt, zemin, ayak basılan yer ve göğün (semâ) zıddı olan yeryüzü parçası olduğunu belirtir.
Michael Cook, Kuran'daki siyaset anlatısında "arz" (yeryüzü/toprak) kavramını jeopolitik bir aidiyet olarak inceler. Oligarşi "Mısır'dan" demez, "Sizin toprağınızdan/arzınızdan" (min ardıküm) diyerek doğrudan mülkiyet ve vatanseverlik (milliyetçilik) duygularına hitap eder. Mûsâ, dinin veya teolojinin değil; Mısırlıların tapulu mallarının, vatanlarının ve ekonomik düzenlerinin (arzın) işgalcisi olarak gösterilir.
Fe Mâzâ (فَمَاذَا)
Arapçada "fe" (öyleyse/şu halde) sonuç edatı ile "mâzâ" (ne, neyi) soru edatının birleşimidir.
Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), bu edatların yarattığı ani retorik kırılmayı inceler. Bir önceki ayette "Şüphesiz bu bilgin bir büyücüdür" diyerek son derece otoriter ve kesin bir dil (inne) kullanan meclis, burada aniden paniklemiş bir istişare diline ("Öyleyse ne yapalım/ne dersiniz?") geçer. Bu soru cümlesi, o sarsılmaz Mısır bürokrasisinin Mûsâ'nın mucizesi karşısında nasıl hazırlıksız yakalandığının, özgüven kaybının ve derin bir yönetimsel paniğin kelimelere dökülmüş halidir.
Te'mürûn (تَأْمُرُونَ)
Kelimenin etimolojik kökü e-m-r (hemze-mim-ra) harflerine dayanır. İkinci çoğul şahıs muzari fiildir.
İbn Fâris, bu kökün temel anlamının birisine bir fiili/eylemi yapmasını emretmek, buyurmak, otorite kurmak ve yasaklamanın (nehyin) mutlak zıddı olmak olduğunu belirtir. Ayrıca bir konuda görüş bildirmek, istişare etmek anlamına da gelir.
Râgıb el-İsfahânî, "emr" kavramının, üstün bir konumdan (otoriteden) aşağıya doğru kesin bir hüküm/talimat vermek olduğu gibi, meclislerde ortak bir akıl ve strateji (görüş/tavsiye) oluşturmak amacıyla da kullanıldığını açıklar.
Prof. Dr. Sadık Kılıç, ayetin bu kapanışındaki muazzam siyasi ironiyi tahlil eder. Mısır'da (Firavun rejiminde) normalde emir veren tek bir merci vardır: Kendini tanrı ilan eden Firavun. Halk ve meclis sadece itaat eder. Ancak Mûsâ'nın mucizesi saraydaki o katı teokratik diktatörlüğü öyle bir sarsmıştır ki, mutlak emir verici olan Firavun (veya elitler), bir anda etrafındakilere dönüp "Peki şimdi siz ne emredersiniz / ne tavsiye edersiniz?" (te'mürûn) diye soracak kadar aciz, şaşkın ve karar alamaz duruma düşmüştür. Mutlak monarşi, korku anında çaresiz bir meşverete (istişareye) mecbur kalmıştır.
Angelika Neuwirth, bu kelimeyi Geç Antik Çağ'ın kraliyet divanı (royal council) bağlamında okur. Tiranlık, kriz anında sorumluluğu dağıtmak için oligarşisine (mele'ye) başvurur. "Ne emredersiniz?" sorusu, Mûsâ'yı yok etmek için devletin bütün bürokratik aklını, ortak bir "kararname/emir" (decree) çıkarmak üzere acilen toplantıya (kriz yönetimine) çağırmasının beyanıdır. Mûsâ'nın asası, sadece yılanı değil, Mısır'ın o tek adamlık karar alma mekanizmasını (emir sistemini) da yutmuştur.
Yorumu Yorumla
Yorumu Yorumla