وَاَمْطَرْنَا عَلَيْهِمْ مَطَراًۜ فَانْظُرْ كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُجْرِم۪ينَ۟
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
A'râf Sûresi, 84. Ayet
Daralt
X
-
Ve üzerlerine dehşetli bir yağmur (taş) yağdırdık. İşte gör günahkarların sonunun ne olduğunu!
Lût Kavmine Verilen Azap
Üzerlerine dehşetli bir yağmur (taş) yağdırdık. Bu konuda farklı görüşler vardır, bazıları şöyle dedi: Lût'un köyleri ters çevrildi, üstü altına getirildi. Nitekim bir ayet-i kerimede bu husus belirtilmektedir: "Oranın altını üstüne getirdik". Sonra onlardan geride kalanların üzerine taş yağdırıldı. Bazıları da şöyle dedi: Köyler ters çevrildi ve ahalisinin üzerine taş gibi bir şey yağdırıldı. Başkaları ise şöyle söyledi: Yeryüzü ters çevrildi ve üzerine taşlaşmış çamur yağdırılarak yer dümdüz hale getirildi. Konu ile ilgili buna benzer şeyler söylenmiştir.
İnsan Dünyada Sadece Kafir Olduğu İçin Azaba Uğramaz
Ümmetlere sırf küfür yüzünden dünyada azap edilmemiştir, ancak helal olan şeyleri haram kılmaları, peygamberleri öldürmeleri ve onlara eziyet etmeleri, batıl yolda olduklarını bildikleri halde büyüklenmeleri ve inatla karşı çıkmaya devam etmeleri yüzünden onlara azap gönderilmiştir.
İşte gör günahkarların sonunun ne olduğunu! Böyle bir hitabın sadece Resûlullah'a (s.a.) değil, peygamberleri yalanlamaları ve inatları yüzünden geçmiş ümmetlerin başına gelenleri görüp düşünmeleri için herkese verilen bir emir olması mümkündür; amaç da onların yaptıklarını yapmaktan sakınmalarıdır, çünkü onların başına gelenler kendi yaptıkları kötülükler yüzünden idi. Ancak bu hitabın özellikle Resûlullah'a (s.a.) yapılmış olması da mümkündür. Eğer ona yapılmış ise, sanki Cenab-ı Hak ona, insanlara merhametli olması, onlara helak olmaları ve azap görmeleri istikametinde beddua etmemesi için Günahkarların sonunun ne olduğuna bakmasını emretmektedir.
Yorumu Yorumla
-
Emtarnâ (وَأَمْطَرْنَا)
Kelimenin etimolojik kökü m-t-r (mim-tı-ra) harflerine dayanır. İf'al babında, birinci çoğul şahıs (biz) geçmiş zaman fiilidir.
İbn Fâris, bu kökün temel anlamının gökten suyun (yağmurun) inmesi olduğunu belirtir. Ancak kelimenin "if'al" kalıbında (emtara) kullanılmasının, Arap dilinde genellikle su yerine azabın, taşın veya ateşin gökten şiddetle yağdırılması (helak eylemi) anlamına geldiğini ifade eder.
Râgıb el-İsfahânî, normal ve bereket getiren yağmur için "matar" isminin kullanıldığını; fakat "emtara" fiilinin Kuran'da istisnasız olarak, suçlu toplumların üzerine yağan yıkıcı ilahi cezaları ve felaketleri tasvir etmek için özel olarak seçildiğini açıklar.
Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), bu fiilin Kuran'daki edebi ve psikolojik sarsıcılığını tahlil eder. Çöl coğrafyasında yaşayan ve yağmuru mutlak bir hayat kaynağı, bereket ve kurtuluş olarak bekleyen bir idrake karşı; ilahi gazabın tam da bu en çok arzulanan "yağmur" (emtarnâ) formunda, fakat bu kez taş ve ateş olarak gelmesi, tabiatın suçlulara karşı muazzam bir edebi ironiyle silahlanmasıdır. Hayat veren unsur, kibrin üzerine ölüm kusmuştur.
Aleyhim (عَلَيْهِمْ)
Arapçada "üzerine, üstüne" anlamı taşıyan, üstünlük ve kuşatıcılık bildiren "alâ" harf-i ceri ile "onlar" (hüm) zamirinin birleşimidir. Azabın kaçınılmaz bir şekilde, doğrudan hedefin tepesinden ve mutlak bir ilahi tahakkümle indiğini gösterir.
Metaran (مَطَرًا)
Kelimenin etimolojik kökü m-t-r (mim-tı-ra) harflerinden oluşur.
Toshihiko Izutsu, Kuran'ın ahlaki-ontolojik sisteminde bu "yağmur" metaforunu doğanın tersyüz edilmesi (reversal of nature) olarak derinlemesine tahlil eder. Lût kavmi, insan fıtratını ve biyolojik doğayı eşi görülmemiş bir şekilde tersyüz etmiş (fâhişe işlemiş), yaratılış kanunlarına başkaldırmıştır. Bunun neticesinde Allah da doğanın yasasını onlar için tersyüz etmiş; rahmet olan yağmuru, ontolojik bir yıkım aracına (taş yağmuruna) dönüştürerek suçu tam da kendi cinsinden bir doğa anormalliğiyle cezalandırmıştır.
Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin nekre (belirsiz) formda "metaran" (öyle bir yağmur ki) şeklinde kullanılmasını belagat açısından inceler. Bu belirsizlik, yağan şeyin sıradan bir su olmadığını; mahiyetini, şiddetini ve dehşetini insan aklının kavramakta aciz kalacağı, kelimelerle tarif edilemez, korkunç ve eşi benzeri görülmemiş bir "azap sağanağı" olduğunu vurgular.
Fanzur (فَانْظُرْ)
Kelimenin etimolojik kökü n-z-r (nun-zı-ra) harflerine dayanır. Başındaki "fe" takibiye bildirir. Emir kipidir.
İbn Fâris, bu kökün asıl anlamının gözle bir şeye bakmak, müşahede etmek, beklemek ve dikkat kesilmek olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "nazar" eyleminin sadece fiziksel bir görme işlemi olmadığını; akıl, kalp ve basiretle (içgörüyle) bir olayın arka planını incelemek, ondan felsefi ve teolojik bir ibret (ders) çıkarmak olduğunu açıklar.
Angelika Neuwirth, Geç Antik Çağ edebiyatında ve vaaz (homiletic) geleneğinde "Bak/Gör!" (Fanzur) emir kipinin işlevini tahlil eder. Bu hitap, sadece peygambere değil, Kuran'ı okuyan veya dinleyen tüm nesillere yöneltilmiş evrensel bir uyanış çağrısıdır. Tarihin yıkıntıları, Lût kavminin helak edildiği coğrafya (Ölü Deniz/Sodom bölgesi), muhatabın okuması gereken taşlaşmış bir teolojik metin olarak sunulur. "Bakmak", geçmişin enkazından güncel bir ahlaki diriliş üretmektir.
Keyfe (كَيْفَ)
Arapçada durum, hal ve nitelik soran "nasıl" anlamında istifham (soru) edatıdır. Burada doğrudan soru sormaktan ziyade, olayın dehşetine, ibretlik mahiyetine ve ilahi cezanın sarsıcı niteliğine dikkat çekmek için (taaccüb ve tefekkür amacıyla) kullanılmıştır.
Kâne (كَانَ)
Kelimenin etimolojik kökü k-v-n (kef-vav-nun) harflerinden oluşur.
İbn Fâris, bu kökün temel anlamının olmak, varlık sahasına çıkmak ve mevcudiyet olduğunu belirtir. Geçmiş zaman bildirir ve anlatılan helak eyleminin tarihsel olarak tartışılmaz bir gerçekliğe (vukûa) dönüştüğünü sabitler.
Âkıbetü (عَاقِبَةُ)
Kelimenin etimolojik kökü a-k-b (ayn-kaf-be) harflerine dayanır.
İbn Fâris, bu kökün asıl anlamının bir şeyin arkası, topuk, peşinden gelmek ve bir şeyin gecikerek en sonda yer alması olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "âkıbet" kavramının, bir eylemin, sürecin veya yaşamın kaçınılmaz nihai sonu, varacağı son durak olduğunu açıklar.
Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu kavramı ontolojik bir yasa (sebep-sonuç ilişkisi) olarak tahlil eder. Kuran'a göre hiçbir kötülük uzay boşluğunda kaybolmaz; eylemler, kendi içlerinde kaçınılmaz sonuçlarını (âkıbetlerini) bir tohum gibi taşırlar. Lût kavminin isyanı, kibri ve sapkınlığı havada asılı kalmamış, yasanın gereği olarak kendi yıkıcı "sonucunu" kendi üzerine çekmiştir. Âkıbet, ilahi adaletin zaman içindeki şaşmaz fiziğidir.
El-Mücrimîn (الْمُجْرِمِينَ)
Tekili "mücrim" olan kelimenin etimolojik kökü c-r-m (cim-ra-mim) harflerinden oluşur. İf'al babında ism-i fâil çoğuludur.
İbn Fâris, bu kökün temel anlamının kesmek, koparmak (özellikle meyveyi dalından koparmak), günah işlemek ve bir cürüm kazanmak olduğunu belirtir. Günahkar kişiye "mücrim" denilmesinin sebebi, işlediği eylemle kendisini iyilikten, fıtrattan ve ilahi rahmetten bizzat "kesip koparmış" olmasıdır.
Râgıb el-İsfahânî, "cürm" kavramının hakikatle olan bağı kasten kesip atmak ve ağır bir günaha saplanmak olduğunu açıklar.
Toshihiko Izutsu, Kuran'ın ahlaki anlambiliminde "mücrim" kavramını sıradan bir adli suçlu olarak değil, evrensel düzene savaş açan "ontolojik suçlu" olarak derinlemesine analiz eder. Lût kavminin "mücrimler" olarak adlandırılması, onların yaptığı eylemin yerel bir hata olmadığını gösterir; onlar evrenin ahlaki ve fıtri bağlarını bıçak gibi kesen (c-r-m), varoluşsal kaosu üreten mutlak günahkarlardır.
Gabriel Said Reynolds, "mücrim" kavramının Kuran'ın teodise (ilahi adalet) anlatısındaki yerini inceler. Helak edilenler sadece farklı düşünen insanlar değil; Allah'ın peygamberiyle yolladığı yasayı bilerek çiğneyen, ilahi uyarıcıyı (Lût'u) şehirden sürmeye kalkan ve ahlaki sözleşmeyi yırtıp atan suçlulardır (mücrimîn). Ayet, onların feci akıbetini (âkıbetül mücrimîn) göstererek, ilahi cezanın zalim ve irrasyonel bir öfke değil, işlenen bu ağır ontolojik suça/cürüme verilmiş tam isabetli ve adil bir karşılık olduğunu ilan ederek sahneyi kapatır.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla