اِنَّكُمْ لَتَأْتُونَ الرِّجَالَ شَهْوَةً مِنْ دُونِ النِّسَٓاءِۜ بَلْ اَنْتُمْ قَوْمٌ مُسْرِفُونَ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
A'râf Sûresi, 81. Ayet
Daralt
X
-
Etiketler: isyan, haddi aşma, araf suresi 81. ayet, eşcinsellik, araf suresi, araf 81, kavim, topluluk, halk
-
Çünkü siz, kadınları bırakıp da cinsel tatmin için erkeklere yanaşıyorsunuz. Doğrusu siz haddi aşan bir topluluksunuz.
Doğrusu siz haddi aşan bir topluluksunuz. Buradaki "israf" (إِسْرَاف) kelimesi, bir şeyi çok yapmak ve haddi aşmak anlamına gelir. Nitekim bir ayet-i kerimede Cenab-ı Hak şöyle buyurur: "O iyi kullar, harcama yaptıkları zaman ne saçıp savururlar ne de cimrilik ederler; harcamaları bu ikisi arasında makul bir dengeye göre olur". Bu ayette geçen "katr" (قَتْر) fiili kısmak demektir, israf da çok yapmak anlamına gelir. Çünkü ayetin sonunda "Bu ikisi arasında makul bir dengeye göre olur" buyurmaktadır. İsraf bir şeyi çok yapmak demek olduğuna göre, Lût'un onlara müsrif demesi, o ahlaksızlığı çok yaptıklarından ve haddi aştıklarından dolayıdır. En doğrusunu Allah bilir. Ayetteki "müsrifûn" (مُسْرِفُونَ) kelimesi, üç şekilde yorumlanabilir. Birincisi, bir fiili çok yapmak anlamına gelir. İkincisi, Allah'ın verdiği nimetleri zayi etmeleri anlamına gelir; çünkü Cenab-ı Hak onlara bir nimet ve lütuf olarak eşler vermiş, bu lütfunu da şu ayetlerde haber vermişti: "Onlara ısınıp kaynaşasınız diye size kendi türünüzden eşler yaratıp aranıza sevgi ve şefkat duyguları yerleştirmesi de O'nun kanıtlarındandır". "Allah size kendi türünüzden eşler yarattı". Bunun gibi ayetlerde ifade edildiği üzere Cenab-ı Hak onlara eşler vermiş, ancak onlar Allah'ın kendilerine verdiği nimetlere şükretmemişler, aksine onları bırakmışlar, onların yerine olmaması gereken şeyleri koymuşlardı. Bu, onların yaptığı israfı gösterir. Üçüncüsü, israf, kendileri için tayin edilen sınırı aşmaktır, onlar da o sınırı aşmışlardı.
Yorumu Yorumla
-
İnneküm (إِنَّكُمْ)
Arapçada "şüphesiz/muhakkak ki" anlamına gelen pekiştirme (tekit) edatı olan "İnne" ile çoğul muhatap zamiri olan "küm" (siz) ekinin birleşiminden oluşur.
Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), bu edatın edebi ve psikolojik boyutunu tahlil eder. Lût peygamberin cümleye doğrudan "İnneküm" (Şüphesiz ki siz) şeklinde, muhatabı tam merkeze alan ve yargıyı kesinleştiren ağır bir tekit ile başlaması; işlenen günahın hiçbir mazerete, şüpheye veya tevil (farklı yorumlama) ihtimaline yer bırakmayacak kadar aleni, inkâr edilemez ve cüretkâr bir boyuta ulaştığını gösteren doğrudan bir suçüstü beyanıdır.
Lete'tûne (لَتَأْتُونَ)
Kelimenin etimolojik kökü e-t-y (hemze-te-ye) harflerine dayanır. Başındaki "lam" harfi, cümlenin başındaki "inne" edatını destekleyen, kesinliği bir kat daha artıran pekiştirme (lam-ı tekit) harfidir.
İbn Fâris, bu kökün temel anlamının gelmek, bir şeye yönelmek, bir durumu icra etmek ve kasti olarak bir hedefe varmak olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "ityân" eyleminin Kuran'da fiziksel bir yürüyüşten ziyade; bir eylemi bilerek ve isteyerek işlemeyi, bir günaha (cürüme) aktif bir iradeyle dâhil olmayı ifade ettiğini açıklar. Lût kavminin eylemi pasif bir meyil değil, doğrudan "icra edilen/yapılan" (te'tûne) kasti bir sapkınlıktır.
Toshihiko Izutsu, fiilin bu formda kullanılmasını Câhiliye aklının fütursuzluğu üzerinden tahlil eder. "Gerçekten yaklaşıyorsunuz/yapıyorsunuz" (lete'tûne) ifadesindeki şimdiki/geniş zaman kipi, eylemin tek seferlik bir hata olmadığını; sistematik, örgütlü ve sıradanlaşmış (kanıksanmış) bir toplumsal pratik hâline geldiğini gösterir.
Er-Ricâle (الرِّجَالَ)
Tekili "racül" olan kelimenin etimolojik kökü r-c-l (ra-cim-lam) harflerinden oluşur.
İbn Fâris, bu kökün asıl anlamının ayak, ayak üzerinde dikilmek, güç, kuvvet ve fiziksel dayanıklılık olduğunu belirtir. Erkeğe, bedensel kuvveti ve işleri ayakta tutmasından dolayı "racül" denilmiştir.
Râgıb el-İsfahânî, kelimenin Kuran'da erkeklik cinsiyetini (maskülen doğayı) ve insan türünün bir yarısını nitelediğini açıklar.
Şehveten (شَهْوَةً)
Kelimenin etimolojik kökü ş-h-v veya ş-h-y (şın-he-vav/ye) harflerine dayanır. Hal (durum) zarfı olarak kullanılmıştır.
İbn Fâris, bu kökün temel anlamının nefsin (içgüdünün) bir şeyi şiddetle arzulaması, istemesi, iştah duyması ve ona doğru çekilmesi olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "şehvet" kavramının, insanın iradesini kör eden, aklı ve fıtratı devre dışı bırakarak sadece biyolojik/nefsani tatmin peşinde koşan taşkın arzu olduğunu açıklar.
Toshihiko Izutsu, Kuran'ın ahlaki sisteminde bu kavramı, peygamberane aklın (ve ilahi düzenin) mutlak zıddı olan "körü körüne tutku" olarak analiz eder. Lût kavminin erkeklere yönelmesinin altındaki motivasyon sevgi, mantık veya doğa yasası değil; tamamen kontrolsüz, akıldışı ve ilahi sınırları (hududullah) ezip geçen mutlak bir bedensel haz fetişizmidir (şehveten).
Prof. Dr. Sadık Kılıç, ayetteki "şehveten" vurgusunu ontolojik bir bozulma olarak okur. İnsandaki arzu (şehvet) fıtraten üremeye, sevgiye ve karşı cinse yönelik yaratılmış ontolojik bir enerjidir. Lût kavminin yaptığı, bu fıtri enerjinin rotasını tersyüz ederek, onu yaşam üreten bir araç olmaktan çıkarıp sadece anlık tüketim ve haz nesnesine indirgeyen yapısal bir bozulmadır.
Min Dûni (مِنْ دُونِ)
"Dûn" kelimesinin etimolojik kökü d-v-n (dal-vav-nun) harflerinden oluşur.
İbn Fâris, bu kökün asıl anlamının aşağılık, bir şeyden daha düşük seviyede olmak, bir şeyin ötesi, dışı ve bir nesneyi bırakıp başka bir şeye yönelmek olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "min dûni" kalıbının, asıl yapılması gerekeni, doğru ve meşru olanı bilerek terk edip, onun yerine gayrimeşru ve aykırı olanı ikame etmek (dışlamak) olduğunu açıklar.
En-Nisâi (النِّسَاءِ)
Kelimenin etimolojik kökü n-s-v veya n-s-e (nun-sin-vav/hemze) harflerine dayanır. "Kadınlar" anlamına gelir.
İbn Fâris, bu kökün temel anlamının geciktirmek, sonraya bırakmak ve ince/narin olmak olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "nisâ" kelimesinin insan türünün dişil (feminen) yarısını, erkek (racül) fıtratının doğal, biyolojik ve psikolojik eşini/tamamlayıcısını ifade ettiğini belirtir.
Gabriel Said Reynolds, "kadınları bırakıp erkeklere yönelme" (min dûnin nisâ') vurgusunu evrensel yaratılış teolojisi bağlamında tahlil eder. Kuran, burada sadece yerel bir kabile suçunu eleştirmez; Yaratıcı'nın zıtlıklar üzerinden (eril-dişil) var ettiği ontolojik çiftleşme ve üreme sistemine (kozmik bütünselliğe) karşı Lût kavminin açtığı yapısal savaşı (sapkınlığı) mahkûm eder. Bu, tabiatın kanunlarına doğrudan bir müdahaledir.
Bel (بَلْ)
Arapçada "idrâb" (dönüş/vazgeçiş ve yeni bir gerçeğe geçiş) bildiren gramatik bir edattır. "Aksine, hayır, bilakis, doğrusu" anlamlarına gelir.
Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), bu edatın edebi vuruculuğunu inceler. "Bel" edatı, cümleyi aniden keserek muhatabın zihnini sarsar. Lût peygamber bu edatla adeta şunu söyler: "Sizin asıl probleminiz sadece bu cinsel sapkınlık (eylem) değildir; bilakis (bel), bu eylemi doğuran temel ontolojik karakteriniz, baştan aşağı yozlaşmış özünüzdür." Suç, eylemden çıkıp varoluşsal bir kimliğe (kavme) evrilir.
Entüm (أَنْتُمْ)
İkinci çoğul şahıs (siz) zamiridir. "Bel" edatından sonra kullanılarak bütün suçu, sapkınlığı ve çürümüşlüğü doğrudan ve fütursuzca o kavmin kimliğine sabitler.
Kavmün (قَوْمٌ)
Kelimenin etimolojik kökü k-v-m (kaf-vav-mim) harflerine dayanır.
İbn Fâris, bu kökün asıl anlamının ayağa kalkmak, dikilmek, bir arada eylemde bulunan ve aynı fikir/eylem etrafında kenetlenen insan topluluğu olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "kavm" kavramının sosyolojik bir bütünlüğü ifade ettiğini açıklar.
Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin sosyolojik zeminini tahlil eder. Lût'un onlara "siz bir kavimsiniz" demesi çok kritiktir. Ortada gizlice günah işleyen birkaç birey yoktur; sapkınlık, kurumlaşmış, kabile asabiyetiyle korunmuş, norm haline gelmiş ve tüm toplumu esir almış bir "kavim/toplum projesi"ne dönüşmüştür. Cürüm bireysel değil, tamamen sosyolojiktir.
Müsrifûn (مُسْرِفُونَ)
Tekili "müsrif" olan kelimenin etimolojik kökü s-r-f (sin-ra-fe) harflerinden oluşur. İf'al babında ism-i fâil çoğuludur.
İbn Fâris, bu kökün temel anlamının sınırı aşmak, haddi ezip geçmek, dengeyi (itidali) bozmak, ölçüsüzlük ve bir şeyi gereksiz yere zayi etmek (harcamak) olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "israf" kavramının insanın inançta, eylemde, ahlakta veya tüketimde Allah'ın fıtrat, akıl ve şeriat ile çizdiği sınırları kasten ve taşkınca çiğnemesi olduğunu açıklar.
Toshihiko Izutsu, Kuran'ın ahlaki diyalektiğinde "israf" (müsrifûn) kavramını sıradan bir ekonomik israf olarak değil, mutlak bir ontolojik ve etik taşkınlık olarak derinlemesine tahlil eder. Lût kavminin "müsrif" olması, evrenin denge yasalarını (fıtratı) parçalamalarıdır. Allah'ın üreme ve sevgi için kodladığı enerjiyi yanlış yerde (şehvetle) tüketerek, varoluşsal bir israf (zayi etme) suçu işlemişlerdir.
Angelika Neuwirth, bu taşkınlık (israf) kavramını Geç Antik Çağ edebiyatındaki kozmik düzen (order/cosmos) ve kaos (disorder) ikilemi bağlamında okur. Müsrifûn sıfatı, Lût kavmini evrenin ahengine (sünnetullaha) savaş açan, fıtratın çizdiği biyolojik ve teolojik hudutları tanımayan "kaos üreticileri" (anarşistler) olarak tanımlar. Lût peygamberin tebliği, bu mutlak kaosa karşı ilahi düzenin (hududun) savunusudur.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla