فَعَقَرُوا النَّاقَةَ وَعَتَوْا عَنْ اَمْرِ رَبِّهِمْ وَقَالُوا يَا صَالِحُ ائْتِنَا بِمَا تَعِدُنَٓا اِنْ كُنْتَ مِنَ الْمُرْسَل۪ينَ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
A'râf Sûresi, 77. Ayet
Daralt
X
-
Etiketler: araf suresi 77. ayet, araf suresi, deve, meydan okuma, isyan, azap, araf 77, salih, resul, emir, buyruk
-
Derken, o dişi deveyi ayaklarını keserek öldürdüler, böylece Rab'lerinin emrinden dışarı çıktılar ve 'Ey Sâlih! Eğer sen gerçekten peygamberlerden isen, bizi tehdit ettiğin azabı bize getir!' dediler.
Derken, o dişi deveyi ayaklarını keserek öldürdüler. Cenab-ı Hak burada onların hepsini deveyi kesmenin faili olarak gösterdi. Fakat "Derken ilgili adamlarını çağırdılar; o da (deveye) saldırıp hunharca öldürdü" mealindeki ayette bu işi bir kişinin yaptığını haber vermektedir. Şems suresinde geçen "En azılısı cüretle ileri atıldığında" mealindeki ayette de yine bir kişiye işaret etmektedir. Cenab-ı Hakk'ın, deveyi kesme fiilini onların hepsine nispet etmesinin sebebi muhtemelen, hepsinin istişare ile kesmeye karar vermelerinden, kesme işini ise içlerinden bir kişinin üzerine alıp diğerlerinin de ona yardım etmelerinden ve yapılana rıza göstermelerinden dolayıdır. Onların hepsi bu eyleme katıldıklarından dolayı Allah, kesme fiilini hepsine nispet etti, içlerinden birine nispet etmesi de deveyi kesme işini onun üzerine almasından ve hayvanı yürüyemez hale getirmesinden dolayıdır. Bu ayet, 'yol kesen eşkıyadan biri adam öldürür ve onun malını da alırsa, diğerleri buna katılmasalar bile hepsi, yani öldürmeye katılan da katılmayanlar da suça ortaktırlar' diyen mezhebimizin görüşüne delildir; onlar birbirlerine yardım ettikten sonra yol kesicilerin hükmü hepsine uygulanır. Aynı şekilde bir grup, bir adamı öldürmek için bir araya gelse, sonra onlardan biri adamı öldürse, diğerleri öldürme fiiline karışmasalar bile, ona yardımcı olduktan sonra ceza olarak hepsi öldürülür. Hz. Ömer'in (r.a.) şu sözü de bunu teyit etmektedir: Eğer bütün San'a halkı o adamı öldürmeye katılacak olsaydı, onların hepsini (kısas olarak) öldürürdüm. Halbuki bütün San'a halkı toplanacak olsa bile, hepsinin onu öldürmesi fiilen mümkün olmazdı. Buna göre kastedilen, insanların bu işi yapan kişiye yardımcı ve destek olmalarıdır, dolayısıyla hepsi kısas hükmüne girerler; nitekim sözü edilen deve herkesin yardımı ve rızası ile kesildiği için, kesme fiiline bizzat katılsın katılmasın herkes azapta müşterektir.
Böylece Rab'lerinin emrinden dışarı çıktılar. Burada geçen "utuv" (عُتُوّ) kelimesi, Cenab-ı Hakk'ın emrettiği bir şeyi, cehalet veya gaflet yüzünden değil, bile bile onun tersini yapmak için gösterilen inat ve muhalefetin zirve noktası anlamına gelir.
Ey Sâlih! Eğer sen gerçekten peygamberlerden isen, bizi tehdit ettiğin azabı bize getir! dediler. Bu söz üzerine "Onları o dehşetli sarsıntı yakaladı". Azabın hemen başlarına gelmesi, ancak kendilerinin hemen azabı istemelerinden ve kendilerini azapla korkutan ve rahmeti vadeden peygamberi yalanlamalarından dolayıdır.
Yorumu Yorumla
-
Fe-Akara (فَعَقَرُوا)
Kelimenin etimolojik kökü a-k-r (ayn-kaf-ra) harflerine dayanır. Başındaki "fe" harfi, bir önceki ayetteki inatçı tutumun hemen ardından gelen eylemsel sonucu (takibiye) bildirir.
İbn Fâris, bu kökün temel anlamının bir şeyin aslı, kökü, dayanağı ve bir canlıyı hareketten alıkoyacak şekilde bacaklarını kesmek (boğazlamak) olduğunu belirtir. Hayvanın ayak sinirlerini keserek onu yere yıkmaya "akr" denilir.
Râgıb el-İsfahânî, "akr" eyleminin sadece basit bir öldürme değil; bir varlığın yaşam dayanağını (kökünü) kurutmak, onu feci bir şekilde sakatlayarak canına kıymak olduğunu açıklar.
Toshihiko Izutsu, bu fiili Semûd kavminin ilahi "ayet"e (deveye) karşı sergilediği en vahşi ve somut teolojik saldırı olarak tahlil eder. "Dokunmayın" (lâ temessûhâ) uyarısına rağmen devenin "bacaklarını kesip boğazlamaları" (akara), Allah'ın koyduğu ontolojik sınıra karşı yapılmış fiili bir darbedir. Bu, kibrin artık sözden eyleme, cinayete ve mutlak isyana dönüştüğü kırılma noktasıdır.
En-Nâkate (النَّاقَةَ)
Kelimenin etimolojik kökü n-v-k (nun-vav-kaf) harflerinden oluşur.
İbn Fâris, dişi deve anlamına geldiğini; kökün özünde seçkinlik ve zarafet anlamlarının bulunduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, devenin burada "Allah'ın devesi" (nâkatullâh) sıfatıyla ilahi bir emanet ve dokunulmaz bir nişan (ayet) olduğunu ifade eder.
Ve Atev (وَعَتَوْا)
Kelimenin etimolojik kökü a-t-v (ayn-te-vav) harflerine dayanır.
İbn Fâris, bu kökün asıl anlamının azgınlıkta sınırı aşmak, dikbaşlılık, yaşlılıktan dolayı kemiklerin sertleşmesi (utüvv) ve yumuşaklığın mutlak zıddı olan katılık olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "utüvv" kavramının bir kimsenin kendisine yöneltilen nasihat ve uyarılara karşı kalbini tamamen kapatması, kibrinde aşırı giderek hiçbir kural tanımaması (serkeşlik) olduğunu açıklar.
Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimeyi ahlaki bir patoloji olarak tahlil eder. Semûd kavminin "atev" (azgınlık/dikbaşlılık) göstermesi, işledikleri cinayetin (deveyi kesmelerinin) anlık bir öfke değil; uzun süredir içlerinde büyüttükleri o sarsılmaz materyalist kibrin ve ilahi otoriteyi hiçe sayan karakter sertliğinin bir sonucudur.
An Emri (عَنْ أَمْرِ)
Kelimenin etimolojik kökü e-m-r (hemze-mim-ra) harflerinden oluşur.
İbn Fâris, bu kökün temel anlamının bir işi buyurmak, talimat vermek ve otorite kurmak olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "emr" kavramının burada Allah'ın koyduğu kesin yasayı, hükmü ve sınırı (deveye dokunmama emrini) ifade ettiğini açıklar. "Emirden dışarı çıkmak" (an emri), ilahi egemenliğe karşı yapılmış bir varoluşsal itaatsizliktir.
Rabbihim (رَبِّهِمْ)
Kelimenin etimolojik kökü r-b-b (ra-be-be) harflerine dayanır.
İbn Fâris, onarmak, korumak ve malik olmak olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "Rab" kavramının varlığı terbiye eden mutlak idareci olduğunu ifade eder.
Ve Kâlû (وَقَالُوا)
Kelimenin etimolojik kökü k-v-l (kaf-vav-lam) harflerinden oluşur.
Toshihiko Izutsu, deveyi kestikten sonra "dediler" (kâlû) şeklinde söze başlamalarını, işlenen suçun ardından gelen o tüyler ürpertici teolojik "pişkinlik" ve "meydan okuma" olarak tahlil eder. Hiçbir pişmanlık duyulmadan, bilakis bir zafer kazanmışçasına kurulan bu cümle, Câhiliye aklının kararmışlığının zirvesidir.
Yâ Sâlihu (يَا صَالِحُ)
Özel isimdir; kökü s-l-h (sad-lam-ha) harflerine dayanır. "Düzeltici/Onarıcı" anlamına gelir.
Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), peygambere sadece ismiyle (Yâ Sâlih) hitap edilmesindeki edebi ve psikolojik dışlamayı tahlil eder. "Ey Allah'ın elçisi" demek yerine doğrudan ismini kullanmaları, onun nübüvvetini (peygamberliğini) küçümsediklerini ve onu sıradan, yetkisiz bir vatandaş konumuna indirgemeye çalıştıklarını gösteren bir aşağılama (tahkir) üslubudur.
İ'tinâ (ائْتِنَا)
Kelimenin etimolojik kökü e-t-y (hemze-te-ye) harflerine dayanır. Emir kipidir.
İbn Fâris, gelmek ve getirmek olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "ityân" eyleminin burada alaycı bir acelecilikle azabın talep edilmesini ifade ettiğini açıklar.
Bimâ Te'ıdünâ (بِمَا تَعِدُنَا)
Kelimenin etimolojik kökü v-a-d (vav-ayn-dal) harflerinden oluşur.
İbn Fâris, bir işin gelecekte olacağına dair söz vermek (iyilikse vaat, kötülükse vaîd/tehdit) olduğunu belirtir.
Angelika Neuwirth, kavmin "Bize vaat ettiğin (tehdit ettiğin) azabı getir" şeklindeki bu cüretkar talebini, Geç Antik Çağ polemiklerindeki "meydan okuma" (challenge) motifinin en uç örneği olarak görür. Onlar için peygamberin tehdidi, gerçekleşmeyecek bir teolojik blöften ibarettir.
İn Künte (إِنْ كُنْتَ)
Şart edatı (in) ve "olmak" köklü k-v-n fiilinin birleşimidir. İddianın doğruluğunu bir şarta bağlar.
Minel Murselîn (مِنَ الْمُرْسَلِينَ)
Tekili "mursel" olan kelimenin etimolojik kökü r-s-l (ra-sin-lam) harflerine dayanır. İsm-i mef'ûldür.
İbn Fâris, bir mesajla gönderilen elçi olduğunu belirtir.
Gabriel Said Reynolds, bu ifadeyi teolojik bir ironi bağlamında okur. "Eğer gerçekten o gönderilen elçilerden isen" (minel murselîn) diyerek peygambere meydan okumaları; aslında onun doğruluğuna inanmak için değil, onu sahtekarlıkla suçlayarak susturmak için kullanılan radikal bir reddiyedir. Onların "doğruluk" kriteri vicdani bir ikna değil, fiziksel bir yıkımdır (azaptır). Kendi ölümlerini, peygamberin doğruluğunun yegane kanıtı olarak talep edecek kadar körleşmişlerdir.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla