فَكَذَّبُوهُ فَاَنْجَيْنَاهُ وَالَّذ۪ينَ مَعَهُ فِي الْفُلْكِ وَاَغْرَقْنَا الَّذ۪ينَ كَذَّبُوا بِاٰيَاتِنَاۜ اِنَّهُمْ كَانُوا قَوْماً عَم۪ينَ۟
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
A'râf Sûresi, 64. Ayet
Daralt
X
-
Etiketler: araf 64, boğulma, gemi, araf suresi 64. ayet, kalp körlüğü, kurtuluş, yalanlama, araf suresi, ayet, kavim, topluluk, halk
-
Onu yalanladılar. Biz de onu ve onunla beraber gemide bulunanları kurtardık; ayetlerimizi asılsız sayanları da suda boğduk! Çünkü onlar kör bir kavim idiler.
Onu yalanladılar. Yani Hz. Nuh'u (s.a.), onun insanları Allah'a kulluğa, O'nun birliğini kabule ve Allah'tan başkasına kulluk yapmaktan vazgeçmeye davet etmesini yalanladılar. Yahut nübüvvetine ve risaletine ilişkin olarak kendilerine verdiğimiz mucizeleri yalanladılar.
Biz de onu kurtardık. Yani Nuh'u ve onunla beraber gemide bulunanları kurtardık, ayetlerimizi asılsız sayanları da suda boğduk! Cenab-ı Hak Nuh'un kavmini azap ve ceza olarak helak ettiğinde dostlarını kurtarır ve onları kendileri için takdir edilen ecellerine kadar yaşatır. Bu da onlar için, Allah düşmanlarının başına gelen o azaptan kurtulmak anlamına gelir.
Ayetlerimizi asılsız sayanlar. Yani risaletini ve nübüvvetini ispat etmek için yarattığımız mucizeleri asılsız sayanlar ... Ayetlerimizi asılsız sayanlar mealindeki beyan, ona verdiğimiz Allah'ın birliğine ve ulûhiyyetine dair ayetlerimizi asılsız sayanlar anlamına da gelebilir. Çünkü onlar kör bir kavim idiler, yani gerçeği görmediler.
Yorumu Yorumla
-
Kezzebûhü (كَذَّبُوهُ)
Kelimenin etimolojik kökü k-z-b (kef-zel-be) harflerine dayanır. "Tekzîb" masdarından türetilmiş bir fiildir.
İbn Fâris, bu kökün temel anlamının gerçeğe aykırı konuşmak, doğruluğun (sıdk) mutlak zıddı olan yalan ve birini yalancılıkla suçlamak olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "tekzîb" eyleminin sadece sıradan bir yalan söylemek değil; hakikati, ilahi vahyi ve peygamberi bilinçli, inatçı ve kasıtlı bir şekilde reddetmek, yalanlamak olduğunu açıklar.
Toshihiko Izutsu, Kuran'ın ahlaki anlambiliminde tekzib eylemini küfrün (inkarın) en aktif ve agresif psikolojik formu olarak tahlil eder. Nuh'un kavminin onu "yalanlaması" (kezzebûhü), zihinsel bir yanılma veya masum bir hata değil; Câhiliye kibrinin hakikate karşı açtığı doğrudan, eylemsel ve varoluşsal bir ontolojik savaştır.
Enceynâhü (فَأَنْجَيْنَاهُ)
Kelimenin etimolojik kökü n-c-y veya n-c-v (nun-cim-ye/vav) harflerinden oluşur. İf'al babındadır.
İbn Fâris, bu kökün asıl anlamının bir şeyden ayrılmak, kopmak, kurtulmak ve sel sularının ulaşamayacağı kadar yüksek, güvenli tepe (necve) olduğunu belirtir. Kurtuluşa "necat" denilmesi, kişinin felaketten (sudan/tehlikeden) ayrılarak o güvenli ve yüksek zemine çıkmasından gelir.
Râgıb el-İsfahânî, "incâ" eyleminin, mutlak bir helak ve yok oluş durumunda olan birini dışarıdan gelen üstün bir güçle çekip çıkarmak, kurtarmak olduğunu ifade eder.
Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin bu eskatolojik/tarihsel bağlamını teodise (ilahi adalet) ekseninde okur. Nuh'un ve beraberindekilerin "kurtarılması" (enceynâhü), Allah'ın inananları zalim toplumların helakinden ayırma (tefrik etme) yasasının somut bir tecellisidir. İlahi kurtuluş, rastgele değil, iman eylemine verilen ontolojik ve seçici bir ödüldür.
El-Fülki (الْفُلْكِ)
Kelimenin etimolojik kökü f-l-k (fe-lam-kef) harflerine dayanır.
İbn Fâris, bu kökün temel anlamının yuvarlaklık, dönmek ve yörünge olduğunu belirtir. Geminin suda döne döne, dalgaları yararak ilerlemesinden veya yapısındaki kavisli/yuvarlak formdan dolayı ona "fülk" isminin verildiğini açıklar. Kelime hem tekil hem çoğul için aynı formda kullanılır.
Arthur Jeffery, kelimenin Arapçadaki köken izahlarına rağmen, evrensel dinler tarihindeki "gemi/gemi filosu" anlamıyla Grekçedeki "epholkion" veya Akadcadaki "eleppu" (gemi) kelimelerinin Aramice/Süryanice üzerinden Arap dini terminolojisine geçmiş kadim bir denizcilik ve kurtuluş terimi olabileceğine işaret eder.
Gabriel Said Reynolds, "Gemi/Fülk" motifini Geç Antik Çağ edebiyatı ve teolojisi bağlamında tahlil eder. Nuh'un gemisi, dönemin Süryani ve Hıristiyan litürjisinde (örneğin Efrem'in metinlerinde) ilahi gazaptan kaçışın, inananlar topluluğunun (kilisenin/ümmetin) yegane ontolojik sığınağının evrensel sembolüdür. Kuran, hedef kitlesinin bildiği bu kurtuluş aracını (fülk) tevhidin sarsılmaz barınağı olarak sahneler.
Ağraknâ (وَأَغْرَقْنَا)
Kelimenin etimolojik kökü ğ-r-k (ğayn-ra-kaf) harflerinden oluşur. İf'al babında fiildir.
İbn Fâris, bu kökün asıl anlamının suyun bir şeyi tamamen örtmesi, yutması, dibe çekmesi ve bir şeyde sınırı/haddi aşmak olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "iğrâk" eyleminin birini derin sulara batırarak boğmak, helak etmek olduğunu açıklar.
Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), ayetteki "enceynâ" (yükseğe çıkarıp kurtardık) ile "ağraknâ" (derin sulara gömüp boğduk) fiilleri arasındaki muazzam edebi ve ontolojik tezadı tahlil eder. Gemi (fülk) suyun üzerinde yükselerek yaşamı ve imanı sembolize ederken; boğulma eylemi (ğark), inkarın ağırlığıyla karanlık derinliklere, mutlak hiçliğe ve ölüme çekilişi temsil eder. Tufan, inananı yükselten, kibirleneni ise yutan iki zıt ilahi adaletin aynı andaki tecellisidir.
Bi-Âyâtinâ (بِآيَاتِنَا)
Tekili "âye" olan kelimenin etimolojik kökü e-y-y (hemze-ye-ye) veya e-v-y harflerine dayanır.
İbn Fâris, bu kökün temel anlamının bir nesneyi diğerlerinden ayırt etmeyi sağlayan belirgin nişan, işaret ve kanıt olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "ayet" kavramının, gizli veya soyut olan mutlak hakikatin varlığına delil olan açık işaretler ve ilahi mesajlar (vahiy) olduğunu açıklar. Müşriklerin bizzat Nuh'u değil de "ayetlerimizi yalanladılar" şeklinde ifade edilmesi, isyanın şahsa değil, doğrudan Allah'ın varoluşsal kanıtlarına ve otoritesine yapıldığını vurgular.
Amîn (عَمِينَ)
Tekili "ami" (amâ kökünden türemiş sıfat) olan kelimenin etimolojik kökü a-m-y (ayn-mim-ye) harflerine dayanır.
İbn Fâris, bu kökün asıl anlamının görme duyusunu kaybetmek, karanlık, kapalılık ve bir şeyin izini kaybedip yolunu şaşırmak olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "amâ" kavramının Kuran'da fiziksel göz körlüğünden ziyade; aklın, basiretin ve kalbin hakikati algılama yeteneğini (idrakini) yitirmesi anlamında manevi bir körlük olarak kullanıldığını ifade eder.
Toshihiko Izutsu, Kuran'ın epistemolojik ve ahlaki sisteminde bu "körlük" (amâ) metaforunu tahlil eder. Nuh'un kavminin "kavmen amîn" (körü körüne giden/basiretsiz bir toplum) olarak nitelendirilmesi, onların gözlerinin görmemesi değil; kibir, asabiyet ve inat yüzünden kendi ontolojik yıkımlarını (tufanı) göremeyecek kadar idraklerinin kapanmasıdır. Kuran'a göre küfür, hakikatin ışığına karşı zihnin kendi üzerine çektiği gönüllü ve mutlak bir körlük perdesidir. Boğulmaları (ğark), zaten dünyadayken içinde yüzdükleri o manevi körlüğün eskatolojik ve fiziksel sonucundan ibarettir.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla