Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

A'râf Sûresi, 60. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    A'râf Sûresi, 60. Ayet

    قَالَ الْمَلَأُ مِنْ قَوْمِه۪ٓ اِنَّا لَنَرٰيكَ ف۪ي ضَلَالٍ مُب۪ينٍ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Kâle-lmeleu min kavmihi innâ lenerâke fî dalâlin mubîn(in)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      Kavminden ileri gelenler, 'Biz seni gerçekten apaçık bir sapkınlık içinde görüyoruz!' dediler.

      Kavminden ileri gelenler. Yani kavminin eşrafı ve efendileri. Nitekim başka bir ayette Cenab-ı Hak şöyle buyurmaktadır: "Biz efendilerimizi ve büyüklerimizi dinledik, diyecekler". Halbuki onlar, nebilere ve resullere karşı idiler, çünkü onlar insanları şeytanların kendilerine ilham etmiş olduğu şeylere çağırıyorlardı. Halbuki peygamberler, Allah'ın vahyettiği bilgi ve haberlere, indirdiği kitaplara iman etmeye davet ediyorlardı. Bundan dolayı onlar, Biz seni gerçekten apaçık bir sapkınlık içinde görüyoruz! dediler. Yani apaçık bir hata üzerinde görüyoruz. Bu cümle ayrıca şu iki anlama gelebilir. Birincisi, onlar, muhaliflerini öldürmeye kasteden firavunlara ve zalimlere muhalefet ettiğini gördükleri için peygamberin hatalı olduğunu söylemişlerdi. İkincisi de, babalarının ve atalarının dinini terk ettiği için peygamberin hatalı olduğunu söylemişlerdi. En doğrusunu Allah bilir.

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Kâle (قَالَ)

        Kelimenin etimolojik kökü k-v-l (kaf-vav-lam) harflerine dayanır.

        İbn Fâris, bu kökün temel anlamının söz söylemek, konuşmak ve harfleri anlamlı bir şekilde bir araya getirerek beyanda bulunmak olduğunu belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, "kavl" eyleminin sadece fiziksel bir ses çıkarmak değil, kişinin bir konudaki inancını, niyetini ve ideolojik duruşunu açıkça dışa vurması (beyan etmesi) olduğunu açıklar.

        Toshihiko Izutsu, Kuran'ın polemik (tartışma) sahnelerinde bu fiilin kullanımını tahlil eder. Nuh'un tebliğine karşı elit kesimin "kâle" (dedi) şeklinde verdikleri cevap, basit bir diyalog değil; ilahi hakikate karşı Câhiliye zihniyetinin örgütlü, kibirli ve statükoyu korumaya yönelik resmi bir teolojik itiraz (başkaldırı) beyanıdır.

        El-Meleü (الْمَلَأُ)

        Kelimenin etimolojik kökü m-l-e (mim-lam-hemze) harflerinden oluşur.

        İbn Fâris, bu kökün asıl anlamının bir şeyi doldurmak (imlâ/mâlî) ve boşluğun zıddı olduğunu belirtir. Toplumun ileri gelenlerine "mele'" denilmesinin nedeni, heybetleri ve ihtişamlarıyla insanların gözlerini doldurmaları veya toplandıklarında meclisleri (karar mercilerini) tıka basa işgal edip doldurmalarıdır.

        Râgıb el-İsfahânî, "mele'" kavramının, toplumda söz sahibi olan, görüşlerine itibar edilen, eksiklikleri anında hissedilen ve halkı yönlendiren otoriter/aristokrat elit tabaka olduğunu açıklar.

        Arthur Jeffery, kelimenin Arapça kök sistemindeki yerini kabul etmekle birlikte, "danışma meclisi/yönetici elit" anlamındaki kullanımının Aramice ve Süryanicedeki "malkā/mela" (kral, yönetici konsey) kavramlarıyla anlamsal bir geçişkenlik (Ortadoğu siyaset terminolojisi) barındırdığına işaret eder.

        Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimeyi nüzul ortamının sosyolojisi ve Câhiliye siyaseti bağlamında derinlemesine analiz eder. Kuran kıssalarında peygamberlere ilk ve en şiddetli itiraz her zaman "mele'" (kabile oligarşisi/kodamanlar) sınıfından gelir. Zira peygamberin getirdiği tevhid ve eşitlik mesajı, doğrudan doğruya bu elit sınıfın toplum üzerindeki sömürü düzenini, dini ve ekonomik hegemonyasını (doluluğunu) tehdit eder. Onların itirazı teolojik bir şüpheden ziyade, sınıfsal iktidarlarını kaybetme korkusudur.

        Kavmihî (قَوْمِهِ)

        Kelimenin etimolojik kökü k-v-m (kaf-vav-mim) harflerine dayanır.

        İbn Fâris, bu kökün temel anlamının ayağa kalkmak, dikilmek, bir arada duran ve birbirine sosyal, askeri veya ekonomik olarak destek olan, birlikte eylemde bulunan insan topluluğu olduğunu belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, "kavm" kelimesinin belli bir kabilevi bağ, dil, inanç veya menfaat etrafında toplanmış kitleyi ifade ettiğini açıklar.

        Toshihiko Izutsu, Nuh'un karşısındaki cephenin "kendi kavminin ileri gelenleri" (el-meleü min kavmihî) olarak tanımlanmasındaki ontolojik kırılmayı tahlil eder. Peygamber, dışarıdan gelen yabancı bir düşman değil, bizzat o toplumun (kavmin) içinden çıkan, onların fıtratını bilen biridir. Ancak hakikat söz konusu olduğunda, kan bağına ve asabiyete dayalı o sahte Câhiliye dayanışması (kavmiyet) anında çöker ve peygamber kendi sosyolojisi içinde en büyük yalnızlığa/direnişe maruz kalır.

        Lenerâke (لَنَرَاكَ)

        Kelimenin etimolojik kökü r-e-y (ra-hemze-ye) harflerinden oluşur. Başındaki "lam" harfi, tekit (kesinlik ve pekiştirme) bildirir.

        İbn Fâris, bu kökün asıl anlamının gözle bir nesneyi görmek, müşahede etmek ve aynı zamanda zihinle/akılla bir konuyu idrak etmek, bilmek, kesin bir kanaate (görüşe) varmak olduğunu belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, "ru'yet" eyleminin Kuran'da sadece fiziksel görme (basar) işlemi olmadığını, bilakis bir felsefeyi, inancı veya durumu aklî bir kesinlikle değerlendirmek (rey/kanaat belirtmek) anlamına geldiğini açıklar.

        Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin gramatik yapısındaki muazzam kibri ve edebi şiddeti tahlil eder. Müşrik elitlerin "Biz seni görüyoruz/düşünüyoruz" (lenerâke) ifadesi, başındaki pekiştirici "inne" (şüphesiz) ve fiile bitişen "lam" (elbette/kesinlikle) edatlarıyla birleştiğinde; Câhiliye aklının kendi asılsız yargılarına karşı duydukları o sarsılmaz, ukala ve mutlak felsefi özgüveni yansıtır. Onlar gerçeği tartışmaz, peygambere yukarıdan bakarak kendi teşhislerini (ru'yet) tartışılmaz bir ferman gibi sunarlar.

        Dalâlin (ضَلَالٍ)

        Kelimenin etimolojik kökü d-l-l (dat-lam-lam) harflerine dayanır.

        İbn Fâris, bu kökün temel anlamının doğru yoldan (rotadan) sapmak, yönünü şaşırmak, kaybolmak, hedeften uzaklaşmak ve bir şeyin zayi olup yitip gitmesi olduğunu belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, "dalâlet" kavramının ister kasıtlı olsun ister bilgisizlikten kaynaklansın, doğru yoldan (sırat-ı müstakimden) ve hakikatin merkezinden uzaklaşmayı ifade ettiğini açıklar. Hidayet (doğru yolu bulma) kavramının mutlak zıddıdır.

        Toshihiko Izutsu, Kuran'ın ahlaki anlambiliminde bu kelimenin kullanımını "Câhiliye ironisi" (tersyüz etme) üzerinden derinlemesine analiz eder. Aslında kendileri putlara taparak kozmik bir sapkınlık (dalâlet) içinde olan elitlerin (el-mele'), kendilerini kurtarmaya gelen peygamberi "sapıklıkla/yoldan çıkmışlıkla" suçlamaları muazzam bir teolojik ayna (yansıtma) taktiğidir. Çürümüş bir statükoda (Câhiliye'de), hakikati savunan tek kişi, sistemin sahipleri tarafından her zaman "delirmiş veya yoldan sapmış" (dâll) olarak etiketlenir. Bu, kötülüğün evrensel savunma psikolojisidir.

        Mübîn (مُبِينٍ)

        Kelimenin etimolojik kökü b-y-n (be-ye-nun) harflerinden oluşur. İf'al babında ism-i fâildir.

        İbn Fâris, bu kökün asıl anlamının iki şeyin arasının açılması, ayrılık, uzaklaşma ve (gizliliğin ortadan kalkarak) açıkça ortaya çıkmak, belirginleşmek olduğunu belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, "beyân" ve "mübîn" kavramlarının; bir şeyin kendisinin apaçık ve net olması, aynı zamanda başka şeylerin de hakikatini ortaya çıkararak şüpheyi ve kapalılığı gidermesi (açıklayıcı olması) anlamına geldiğini ifade eder.

        Angelika Neuwirth, Mekke dönemi polemik metinlerinde (tartışma sahnelerinde) "apaçık sapkınlık" (dalâlin mübîn) tamlamasının kullanımını Geç Antik Çağ retoriği bağlamında okur. Aristokratların, Nuh'un getirdiği inancı sadece yanlış bulmaları yetmez; onu toplum önünde itibarsızlaştırmak için bu sapkınlığın "apaçık, inkar edilemez ve herkesin gördüğü" (mübîn) bir delilik olduğunu iddia ederler. Bu kelime, kitleleri manipüle etmek ve peygamberin mesajını daha baştan marjinalize etmek için kullanılan son derece agresif, dışlayıcı ve hegemonik bir iletişim stratejisinin kilit taşıdır.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X