يَا بَن۪ٓي اٰدَمَ قَدْ اَنْزَلْنَا عَلَيْكُمْ لِبَاساً يُوَار۪ي سَوْاٰتِكُمْ وَر۪يشاً۠ وَلِبَاسُ التَّقْوٰى ذٰلِكَ خَيْرٌۜ ذٰلِكَ مِنْ اٰيَاتِ اللّٰهِ لَعَلَّهُمْ يَذَّكَّرُونَ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
A'râf Sûresi, 26. Ayet
Daralt
X
-
Etiketler: araf 26, ayetler, süs, araf suresi, araf suresi 26. ayet, takva, giyim, ademoğulları, ayet, zikir, nüzul
-
Ey ademoğulları! Size mahrem yerlerinizi örtecek giysi, süsleneceğiniz elbise yarattık. Takva elbisesi, işte o daha hayırlıdır. Bunlar Allah'ın ayetlerindendir. Umulur ki düşünüp öğüt alırlar.
Ey ademoğulları! Size mahrem yerlerinizi örtecek giysi yarattık. İbn Abbas (r.a.) ve Hasan-ı Basri şöyle dedi: Cenab-ı Hak, mahrem yerlerini örtecek elbise yapılsın, kendilerini sağlam ayakta tutacak şeyler ve yiyecek temin edilsin diye gökten saf su indirdi . Size giysi yarattık anlamındaki cümle, muhtemeldir ki, elbise yapacağınız, yiyecek ve içecek ihtiyacınız için kullanacağınız ve bunları yapmak için bilgi sahibi olacağınız vesileleri ve suyu yarattı, anlamına gelir . Çünkü gökten o suyu indirmeseydi, o konudaki bilgiyi ve vesileleri yaratmasaydı, yaratılanlar o sudan elbise, yiyecek ve içeceğin nasıl temin edileceğini bilemezlerdi . Burada risaletin ispatına da delil vardır; çünkü onlar bunu ancak gökten gelen bir vahiy yoluyla öğrendiler . Yahut Size mahrem yerlerinizi örtecek giysi, süsleneceğiniz elbise yarattık mealindeki ayet, sizin için elbise yapacağınız, yiyecek ve içecek hazırlayacağınız şeyleri yarattı, gökten indirmek şeklinde değil, sizin için bunları yarattı, demektir . Nitekim başka ayetlerde Cenab-ı Hak şöyle buyuruyor: "Kimine binesiniz, kiminden yiyecek elde edesiniz diye sizin için hayvanları yaratan Allah'tır" . "Yine Allah, size sıcağa karşı kendinizi koruyacak elbiseler, maruz kalabileceğiniz düşman gücünden sizi koruyacak zırhlar yapma imkanı bahşetti" . Bunları Allah bizim için yarattı . Bu ayette insanların fiillerinin yaratıldığına da delil vardır . Çünkü bunların elbise, yiyecek ve mal haline gelmesi, ancak kulların fiili ile gerçekleşti, yoksa gökten öyle indirilmiş değildir . Sonra Cenab-ı Hak bütün bunları bizim için yarattığını haber vermektedir; bu, kulların fiillerini Allah'ın yarattığına işaret eder .
Ayette geçen "verişen" (وَرِيشًا) kelimesine bazıları mal diye, bazıları maişet diye anlam verdi . İbn Kuteybe şöyle dedi: "Rîş (رِيش) ve "riyâş" (رِيَاش) kelimeleri, elbisenin dış görüntüsü demektir . "Rîşü't-tâir" (رِيشُ الطَّائِرِ) terkibi, kuşların dış örtüsü anlamına gelir .
Takva Elbisesi
Takva elbisesi. İbn Mes'ûd'un (r.a.) rivayetinde bu cümle müpteda olarak merfû okunmuştur, buna göre cümle, takva elbisesi daha hayırlıdır anlamına gelir . Libas kelimesini mansub olarak okuyanlara göre de, önceki cümlenin cevabına, yani "rîş" (رِيش) kelimesine atfedilmiş olur . Ancak doğru olan merfû okunmasıdır . Takva elbisesi mealindeki ibarenin anlamında tefsirciler ihtilaf ettiler . Hasan-ı Basri, bundan maksat dindir, dedi . Ebû Bekir el-Esam da maksat Kur'an'dır, dedi . Maksadın iffet olduğunu söyleyenler olduğu gibi, haya olduğunu söyleyenler de vardır, iman olduğu da söylenmiştir; bütün bunlar netice itibariyle aynı anlama gelir . Yani Takva elbisesi daha hayırlıdır mealindeki cümle hakkında söylenen her şey, sözü edilen elbiseden sayılır . Çünkü din, iman, Kur'an ve haya, insanı isyandan engeller, dolayısıyla onların hepsi hayırdır . O, hem dünya ve hem de ahiret için elbisedir; çünkü müttaki olan iffetli ve hayalı bir mümin, elbisesi olmasa bile avret yerlerini göstermez . Günahkar insan ise, elbise giyse bile avret mahallini göstermekten kaçınmaz, avret yerlerini elbisesiyle korumaz; bundan dolayı takva elbisesi daha hayırlıdır . Nitekim başka bir ayette Allah şöyle buyurur: "Kuşkusuz azığın en hayırlısı takvadır" . Bu anlam, ayetin "libâsü't-takvâ" (لِبَاسُ التَّقْوَى) diye müpteda ve merfû olarak okunduğuna göredir . Mansup olarak okunduğunda anlam şöyle olur: Size mahrem yerlerinizi örtecek giysi, süsleneceğiniz elbise yarattık, sonra sizi sıcaktan, soğuktan ve sizi rahatsız edecek şeylerden koruyacak takva elbisesini yarattık . Bu durumda Takva elbisesi mealindeki ifadede geçen elbise kelimesi vücudun diğer taraflarını örtmek anlamında, ilk elbise kelimesi de avret yerlerini örtmek anlamındadır .
Bunlar Allah'ın ayetlerindendir. Buradaki bunlar anlamına gelen "zâlike" (ذَٰلِكَ) kelimesi, elbise, yiyecek ve içecek yapılan şeyler risalet ayetlerindendir manasına gelir . Bunlar Allah'ın ayetlerindendir mealindeki cümle, aralarındaki mesafenin uzunluğuna rağmen göklerin sağladığı faydaların yeryüzünün sağladığı faydalara bağlı olması itibariyle bunlar Allah'ın birliğinin ve Rab olduğunun alametlerindendir anlamına gelir; çünkü bu, yeri ve göğü yaratan, onları tedbir ve idare eden tek Allah olduğuna işaret eder . Eğer onları iki ayrı kişi idare etmiş olsaydı, idareleri farklı olur, her birinin faydası diğerine bağlı olduğu halde onlar birbirine bağlı olmazdı .
Umulur ki düşünüp öğüt alırlar, yani Umulur ki düşünmek için muvaffak kılınırlar, -"Umulur ki sakınırlar" mealindeki ayet de, umulur ki takva için muvaffak kılınırlar demektir- umulur ki şükretmeye muvaffak kılınırlar, çünkü bu bir tereddüt ifadesidir . Böyle denilmesi güzeldir . En doğrusunu Allah bilir . Yahut şöyle deriz: Onların öğüt almaları ve şükretmeleri için...
Yorumu Yorumla
-
Benî (بَنِي)
Kelimenin etimolojik kökü b-n-y (be-nun-ye) harflerine dayanır. "İbn" (oğul) kelimesinin çoğuludur.
İbn Fâris, bu kökün temel anlamının üst üste koymak, inşa etmek ve bir yapı kurmak olduğunu belirtir. Çocuğa "ibn" (oğul) denilmesinin etimolojik sebebi, onun babasının bir inşası, soyunun devamını sağlayan bir yapısı olmasıdır.
Râgıb el-İsfahânî, kelimenin fiziksel bir evlatlık bağının ötesinde, insan neslinin yeryüzündeki tarihsel inşasını ve birbirine eklemlenen zincirini ifade ettiğini söyler.
Prof. Dr. Mustafa Öztürk, "Ey Âdemoğulları" hitabının Kuran'daki kullanımını bağlamsal olarak tahlil eder. Bu hitap, muhatapları sadece biyolojik bir kökene değil, aynı atadan (Adem'den) gelen, aynı fıtri zafiyetleri ve aynı şeytani sınamaları paylaşan evrensel bir insanlık ailesine (kolektif bir bilince) davet eden kapsayıcı bir retoriktir.
Âdeme (آدَمَ)
Kelimenin Arapça kök bulma çabalarına göre e-d-m (hemze-dal-mim) harflerine dayandığı varsayılır.
İbn Fâris, bu kökün yer, toprak ve yeryüzünün dış tabakası anlamına geldiğini belirtir. İnsanın ilk atasının topraktan yaratıldığı için bu ismi aldığını savunur.
Râgıb el-İsfahânî, kelimenin insanın ten rengindeki esmerlikten (üdme) veya yeryüzünün yüzeyinden (edîm'ül-ard) türetilmiş olabileceği şeklindeki klasik etimolojik yaklaşımları aktarır.
El-Cevâlîkî, bu kelimenin Arapça bir kökten türetilemeyeceğini, saf Arapça kurallarına uymadığını, bilakis yabancı kökenli olup Arapçalaşmış (mu'arreb) bir özel isim olduğunu kesin bir dille ifade eder.
Arthur Jeffery, kelimenin dilbilimsel ve tarihsel kökenini İbranice "Ādām" veya Süryanice "Ādām" kelimelerine bağlar. Ortadoğu kutsal metin geleneğinde insanlığın atası ve genel anlamda "insan" için kullanılan bu kelimenin, ortak Sami mirası üzerinden Arapçaya geçtiğini doğrular.
Gabriel Said Reynolds, Adem ismini Geç Antik Çağ'ın teolojik metinleriyle diyalog içinde analiz eder. Kuran'daki bu kullanım, insanın yeryüzündeki serüveninin, düşüşünün ve tövbesinin sembolik başlangıç noktasını, dönemin Hıristiyan ve Yahudi literatürünün de kabul ettiği ortak bir evrensel prototip üzerinden kurar.
Enzelnâ (أَنْزَلْنَا)
Kelimenin etimolojik kökü n-z-l (nun-ze-lam) harflerinden oluşur.
İbn Fâris, bu kökün asıl anlamının yüksek ve üstün bir konumdan daha aşağı bir seviyeye inmek, düşmek veya konaklamak olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "inzal" kavramının sadece fiziksel bir düşüşü değil, ilahi makamdan kullara yönelik nimetlerin, lütufların ve bilginin indirilmesini, ikram edilmesini ifade ettiğini açıklar.
Toshihiko Izutsu, Kuran'ın anlambilimsel yapısında bu kelimenin aşkın olan Tanrı ile içkin olan yeryüzü (insan) arasındaki dikey lütuf ve iletişim kanalını sembolize ettiğini tahlil eder.
Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimeyi tarihsel-eleştirel bir yaklaşımla değerlendirir. Ayette elbiselerin "indirilmesi" (enzelnâ), gökyüzünden hazır giysilerin fiziksel olarak yeryüzüne atılması değil; insanın giyinme, dokuma ve örtünme yeteneğinin, ayrıca bunu sağlayacak bitkisel ve hayvansal hammaddelerin ilahi bir lütuf olarak yeryüzüne yerleştirilmesi, insanın doğasına bu medeni bilincin ilka edilmesidir.
Libâsen (لِبَاسًا)
Kelimenin etimolojik kökü l-b-s (lam-be-sin) harflerine dayanır.
İbn Fâris, bu kökün temel anlamının bir şeyi örtmek, gizlemek, dış etkenlerden korumak ve içine almak olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "libâs" kelimesinin insanın bedenini örten, onu sıcaktan, soğuktan ve dış dünyanın zararlarından koruyan her türlü giysi olduğunu ifade eder.
Toshihiko Izutsu, giyinme (libâs) kavramını insanın ahlaki antropolojisi üzerinden okur. Kuran'da giyinmek, sadece biyolojik bir korunma değil, insanı hayvanlardan ayıran, ona ontolojik bir mahremiyet bilinci ve medeniyet kazandıran temel bir ahlaki eylemdir.
Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin edebi bağlamını önceki olaylarla kıyaslayarak tahlil eder. Şeytan, vesvesesiyle insanın manevi masumiyetini yırtıp onu kendi zafiyetiyle ve utancıyla (çıplaklığıyla) baş başa bırakmıştır. Allah ise bu şeytani soyma eylemine karşı, kuluna kendi rahmetiyle fıtri ve fiziksel bir "libâs" (örtü) bahşederek onun onurunu yeniden muhafaza altına almıştır.
Yüvârî (يُوَارِي)
Kelimenin etimolojik kökü v-r-y (vav-ra-ye) harflerinden oluşur.
İbn Fâris, bu kökün asıl anlamının bir şeyi başka bir nesnenin arkasına gizlemek, saklamak, gözden ırak tutmak ve setretmek olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "müvârât" eyleminin kusurları, utanç verici kısımları veya fiziksel mahrem bölgeleri örtme eylemi olduğunu açıklar. Ayette giysinin temel işlevinin (öncelikli amacının) estetikten ziyade, insanın fıtraten görünmesini istemediği zafiyetlerini (mahremiyetini) korumak ve gizlemek olduğuna vurgu yapar.
Sev'âtiküm (سَوْآتِكُمْ)
Tekili "sev'e" olan bu kelimenin kökü s-v-e (sin-vav-hemze) harflerine dayanır.
İbn Fâris, bu kökün temel anlamının çirkinlik, kötülük, insanı üzen ve ruhunu daraltan her türlü nahoş hal olduğunu belirtir. Güzellik (hüsn) kavramının mutlak zıddıdır.
Râgıb el-İsfahânî, "sev'e" kelimesinin açığa çıktığında insanın fıtraten utanacağı, yüzünü kızartan fiziksel avret bölgelerini ifade ettiği gibi, utanç verici ahlaki eylemleri ve günahları da kapsadığını açıklar.
Toshihiko Izutsu, Kuran'ın ahlaki sisteminde bu kelimeyi insanın ontolojik zafiyeti olarak tahlil eder. Sev'ât, insanın günah işlemesiyle birlikte farkına vardığı bedensel ve ruhsal çıplaklığıdır. Elbisenin bu çirkinlikleri örtmesi, insanın medeni varoluşunun ve fıtratındaki ahlaki "haya" (utanma) duygusunun zorunlu bir yansımasıdır.
Rîşen (رِيشًا)
Kelimenin etimolojik kökü r-y-ş (ra-ye-şın) harflerine dayanır.
İbn Fâris, bu kökün temel anlamının kuş tüyü olduğunu belirtir. Kuşun tüylerinin onu hem örtmesi hem de ona muazzam bir güzellik katmasından hareketle; bu kelime zamanla ihtişamlı giysiler, mal, mülk, güzellik ve refah anlamlarına evrilmiştir.
Râgıb el-İsfahânî, "rîş" kavramının sadece mahremiyeti örten zaruri kıyafetin (libâs) ötesine geçerek, bedene estetik bir görünüm kazandıran, süs ve refah ifade eden lüks giysileri ve maddi zenginliği tanımladığını açıklar.
Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin tarihsel ve sosyolojik bağlamını analiz eder. "Rîş" kelimesi, yedinci yüzyıl Hicaz toplumunda bedevi ve yerleşik Arap kültüründe doğrudan bir sosyal statü, aşiret gücü ve zenginlik göstergesi olan süslü, gösterişli kıyafetleri ifade eder. Kuran, muhatapların dünyevi hayatlarındaki bu çok iyi bildikleri estetik ve sosyolojik gerçeği ilahi bir lütuf olarak onaylarken, hemen ardından asıl üstün olan değere (takvaya) geçiş yapar.
Libâsü (لِبَاسُ)
Kelimenin etimolojik kökü, yukarıda zikredilen l-b-s (lam-be-sin) harfleridir.
İbn Fâris, kök anlamının örtmek, korumak ve gizlemek olduğunu ifade eder.
Râgıb el-İsfahânî, kelimenin burada metafizik ve ahlaki bir boyuta taşınarak mecazi bir anlam kazandığını; fiziksel elbisenin bedeni koruması gibi, manevi elbisenin de ruhu koruyan bir kalkan işlevi gördüğünü tahlil eder.
Et-Takvâ (التَّقْوَى)
Kelimenin etimolojik kökü v-k-y (vav-kaf-ye) harflerinden oluşur.
İbn Fâris, bu kökün temel anlamının bir şeyi, ona zarar verecek, acı çektirecek veya bozacak etkenlerden korumak, sakınmak ve muhafaza altına almak olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "vikâye" ve "takvâ" kavramlarının insanın nefsini (ruhunu) günaha sokacak, ilahi azaba sürükleyecek eylemlerden koruması, şüpheli şeylerden sakınması ve ahlaki bir teyakkuz halinde olması olduğunu açıklar.
Arthur Jeffery, kelimenin ortak Sami dinler tarihindeki yerini tahlil ederek, "Tanrı korkusu/Tanrı'dan sakınma" konseptinin Süryanice ve İbranice dini metinlerdeki kullanımının Kuran'daki teolojik altyapıyla derin bir anlamsal örtüşme içinde olduğunu ifade eder.
Prof. Dr. Sadık Kılıç, takva kavramını varoluşsal bir bilinçlilik hali olarak analiz eder. Takva, insanın ontolojik sınırlarını bilmesi, yaratıcısına karşı sorumluluklarını (ahdini) sürekli hatırında tutarak dünyevi eylemlerini bu ölçüye göre yönlendirmesidir.
Toshihiko Izutsu, takva kavramını Kuran ahlak sisteminin tam merkezine (çekirdeğine) oturtur. "Libâsü't-takvâ" (takva elbisesi) metaforu, Kuran'ın en derin edebi ve felsefi tasvirlerinden biridir. Fiziksel örtü (libâs ve rîş) bedenin çirkinliklerini gizlerken, takva örtüsü insanın ruhsal çirkinliklerini (kibir, şirk, günah) engeller ve onu şeytani vesveselerin saldırılarından koruyan aktif bir ruhsal zırh oluşturur. Dışsal süs geçicidir, ancak içsel ahlaki korunma (takva) ontolojik bir kalıcılığa sahiptir.
Hayrun (خَيْرٌ)
Kelimenin etimolojik kökü h-y-r (ha-ye-ra) harflerine dayanır.
İbn Fâris, bu kökün asıl anlamının bir şeye yönelmek, meyletmek, bir şeyi diğerine tercih etmek ve iki seçenekten daha üstün/daha faydalı olanı seçmek olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "hayr" kavramının akıl, erdem ve adalet gibi herkesin arzu ettiği mutlak iyilik ve üstünlük olduğunu açıklar. Fiziksel ve estetik giysilerin bir değeri olmakla birlikte, "takva elbisesinin daha hayırlı olması", ahlaki ve uhrevi değerin geçici dünyevi süslerden ontolojik olarak sonsuz derecede üstün olduğunu ilan eder.
Âyâtillâhi (آيَاتِ اللَّهِ)
Tekili "âye" olan kelimenin kökü e-y-y (hemze-ye-ye) veya e-v-y harfleridir.
İbn Fâris, bu kökün temel anlamının bir şeyi diğerlerinden açıkça ayırt etmeyi sağlayan nişan, işaret, kanıt ve belirgin alamet olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "ayet" kavramının görünmeyen (gayb) bir gerçeğin, ilahi kudretin ve niyetin duyular veya akıl yoluyla idrak edilmesini sağlayan kesin deliller olduğunu ifade eder.
Toshihiko Izutsu, Kuran epistemolojisinde "ayet" kavramını, aşkın olan Tanrı'nın doğa olayları, vahiy ve hatta insanın kendi yaratılışındaki biyolojik/sosyolojik olgular (giyinme ihtiyacı gibi) üzerinden insanlığa konuşması, kendi varlığını ve lütfunu deşifre etmesi olarak tahlil eder.
Yezzekkerûn (يَذَّكَّرُونَ)
Kelimenin etimolojik kökü z-k-r (zel-kef-ra) harflerine dayanır. Aslı "yetezekkerûn" olup, "te" harfi "zel" harfine dönüşüp şeddelenmiştir.
İbn Fâris, bu kökün temel anlamının bir şeyi zihinde canlı tutmak, muhafaza etmek, kaybolmasını engellemek ve onu anımsamak olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "tezekkür" eyleminin insanın fıtratında potansiyel olarak kodlu olan bir gerçeği, dışsal işaretler (ayetler) aracılığıyla üzerinde kafa yorarak, düşünerek ve ibret alarak yeniden bilincinin merkezine taşıması olduğunu açıklar.
Toshihiko Izutsu, bu kavramı Kuran'ın ahlaki uyanış mekanizması olarak değerlendirir. Tezekkür, insanın içinde bulunduğu ahlaki kayıtsızlık, unutkanlık ve sıradanlık (gaflet) halinden kurtulma eylemidir. İnsan, kendi bedenini örttüğü o sıradan fiziksel elbisesine (rîş/libas) bakıp, bunun arkasındaki ilahi lütfu, kendi çıplaklığını/acziyetini ve asıl ihtiyacı olan manevi zırhı (takvayı) anımsadığında; salt zihinsel bir anımsama değil, varoluşsal bir "tezekkür" (uyanış) gerçekleştirmiş olur.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla