وَقَاسَمَـهُمَٓا اِنّ۪ي لَكُمَا لَمِنَ النَّاصِح۪ينَۙ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
A'râf Sûresi, 21. Ayet
Daralt
X
-
Onlara, 'Ben gerçekten sizin iyiliğinizi isteyenlerdenim' diye de yemin etti.
Hasan-ı Basri dedi ki: Onlara yemin etti mealindeki cümle, Ben gerçekten sizin iyiliğinizi isteyenlerdenim diyerek onlara vesvese verdi anlamındadır . Hasan-ı Basri böyle diyerek Hz. Adem'in (s.a.), onun şeytan olduğunu bildiğine işaret eder . Ebû Bekir el-Keysanî şöyle der: Adem'in gönlünde, Rabb'inin almasını yasakladığı o meyvenin bütün meyvelerin en üstünü olduğu kanaati uyandı . Sonra şeytan da ona vesvese vermiş, sonra da "Sana sonsuzluk ağacının ve son bulmayacak bir hükümranlığın yolunu göstereyim mi?" deyince, lanetlenmiş şeytanın söyledikleri, içinde uyanan duyguya uygun düştü, sonra Adem başka bir şeyle uğraşırken onu unuttu ve farkında olmadan o meyveyi aldı . Unutmak iki şekilde olur: Bile bile terk ederek unutmak ve yanılarak unutmak . Hz. Adem'in bile bile terk anlamında unutmuş olması mümkün değildir, o ancak yanılarak unutmuştur . Ebû Bekir el-Esam da bu kanaattedir veya buna benzer bir ifade kullanmıştır .
Yorumu Yorumla
-
Kâsemehümâ (قَاسَمَهُمَا)
Kelimenin etimolojik kökü k-s-m (kaf-sin-mim) harflerine dayanır.
İbn Fâris, bu kökün temel anlamının bir şeyi paylara ayırmak, bölüştürmek ve hisse vermek olduğunu belirtir. Yemin etme eylemine "kasem" denilmesinin etimolojik nedeni, yemin eden kişinin savunduğu iddianın doğruluğunu kanıtlamak için kutsal olan bir şeyden adeta bir pay, bir hisse alarak onu eylemine şahit kılmasıdır.
Râgıb el-İsfahânî, "kasem" kavramının iddiayı güçlendirmek için başvurulan bir yemin türü olduğunu ifade eder. Kelimenin Arapçadaki "müfâale" (kâseme) formunda, yani işteşlik ve yoğunluk bildiren bir kalıpta kullanılmasına dikkat çeker. Ayetteki kullanımı bağlamında İblis, sıradan bir söz söylememiş; hilesini inandırıcı kılmak için tüm gücüyle, ısrarla ve muhatabını (Adem ve eşini) ikna edecek derecede şiddetli bir yemin ederek yalanını kutsal bir argümanla zırhlamıştır.
Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin edebi ve psikolojik boyutunu tahlil eder. Kur'an'ın "onlara söyledi" yerine "onlara yemin etti" fiilini tercih etmesi, insan fıtratındaki zaafın ontolojik sınırını gösterir. İnsan, açıkça kendisine zarar verecek bir eyleme kolayca ikna olmaz; onu asıl sarsan ve ilahi yasağı çiğnemeye iten psikolojik darbe, karşısındaki varlığın kutsal bir değer üzerine sarsılmaz bir yeminle (kasem) yaklaşmasıdır.
Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimeyi tarihsel-eleştirel bağlamda ve Arap kültürünün sosyolojik gerçekliği üzerinden analiz eder. Yemin (kasem) kurumu, yedinci yüzyıl Hicaz toplumunda sözleşmelerin, güvenin ve ittifakların en temel yasal güvencesidir. Şeytan'ın Adem'e yemin etmesi motifinin, muhatap toplumun zihnindeki "kutsal adına yemin eden kişiye duyulan fıtri güven" duygusunun kötülük tarafından nasıl sömürüldüğünü gösteren pedagojik ve somut bir uyarı olduğunu belirtir.
en-Nâsıhîn (النَّاصِحِينَ)
Tekili "nâsıh" olan bu kelimenin etimolojik kökü n-s-h (nun-sad-ha) harflerinden oluşur.
İbn Fâris, bu kökün asıl anlamının saflık, arılık, bir şeyi her türlü yabancı maddeden, kirden ve tortudan temizlemek olduğunu belirtir. Örneğin saf ve süzülmüş bala "nâsıh" denir. "Nasihat" kelimesi de, öğüt veren kişinin kalbinde muhatabına karşı hiçbir kötülük, kıskançlık veya gizli ajanda barındırmadan, niyetinin tamamen saf ve arı olmasından dolayı bu kökten türemiştir. Aldatmanın ve ihanetin (ğışş) mutlak zıddıdır.
Râgıb el-İsfahânî, "nush" kavramının bir kimse için en iyisini, en doğrusunu dilemek ve onun iyiliği için gayret göstermek olduğunu ifade eder. Ayette İblis'in kendisini "nâsıh" (samimi ve saf öğüt veren) olarak tanıtması, Kur'an'daki şeytani aldatmacanın doruk noktasıdır. En büyük düşman, düşmanlık kisvesiyle değil, saflık ve iyilik kisvesi altında gelmiştir.
Toshihiko Izutsu, Kuran'ın ahlaki anlambiliminde bu kelimenin son derece kritik bir ironiyi barındırdığını tahlil eder. Kuran terminolojisinde "nush" (samimi öğüt verme) eylemi, peygamberlerin en temel ahlaki karakteristiğidir. Peygamberler toplumlarına daima "Ben sizin için güvenilir bir nâsıhım" şeklinde hitap ederler. İblis'in bu ayette peygamberlere ait olan bu ulvi ahlaki sıfatı çalarak kendi ontolojik isyanını maskelemesi, kötülüğün insana asla kendi çirkin yüzüyle değil, en yüksek ahlaki erdemlerin (nasihat ve samimiyet) taklidiyle yaklaştığı gerçeğinin felsefi bir beyanıdır.
Gabriel Said Reynolds, "Şeytan'ın samimi bir öğütçü olarak görünmesi" motifini Geç Antik Çağ'ın Yahudi ve Hıristiyan dini literatürü (özellikle Süryani tefsir geleneği) bağlamında okur. Dönemin Hıristiyan eksejezinde (örneğin Efrem'in yorumlarında) Şeytan'ın Adem'i kandırırken korkunç bir varlık gibi değil, onun zayıflıklarına sempati duyan, ona yardım etmeye çalışan sahte bir dost ve müşfik bir bilge kılığında yaklaştığı teması oldukça yaygındır. Kuran, hedef kitlenin de vakıf olduğu bu evrensel aldatmaca motifini, kelimenin (nush) kökündeki saflık ve arılık manasıyla birleştirerek kendi tevhid ve ahlak dramına sarsıcı bir ironiyle entegre etmiştir.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla