قَالَ اخْرُجْ مِنْهَا مَذْؤُ۫ماً مَدْحُوراًۜ لَمَنْ تَبِعَكَ مِنْهُمْ لَاَمْلَـَٔنَّ جَهَنَّمَ مِنْكُمْ اَجْمَع۪ينَ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
A'râf Sûresi, 18. Ayet
Daralt
X
-
Allah buyurdu: Haydi, yerilmiş ve kovulmuş olarak oradan çık! Andolsun ki, onlardan kim sana uyarsa, sizin hepinizi cehenneme dolduracağım!
Allah buyurdu: Haydi, oradan çık! Bu ayetteki Oradan anlamındaki sözcük ile gökyüzünü kastetmiş olması muhtemeldir, ancak yeryüzünü de kastetmiş olabilir . "Öyle ise in oradan! Orada büyüklük taslamak senin haddin değildir" mealindeki ayetin tefsirinde söylediğimiz gibi, içinde bulunduğu konumdan çıkmasını da kastetmiş olabilir . Cennetten çıkmasını emretti, de denilmiştir .
Yerilmiş ve kovulmuş olarak. Yani kınanmış olarak, bütün yaratılanlar nezdinde kınanmış olarak . Kovulmuş olarak. Yani her türlü hayırdan uzaklaştırılmış ve tardedilmiş olarak . Ebû Avsece şöyle dedi: Ayetteki "mez'ûm" (مَذْءُومًا) sözcüğü "mezmûm" (مَذْمُومًا) ile aynı anlama gelir . "Medhûr" (مَدْحُورًا) da uzaklaştırılmış, tardedilmiş demektir .
Haydi, yerilmiş ve kovulmuş olarak oradan çık! Andolsun ki, onlardan kim sana uyarsa, sizin hepinizi cehenneme dolduracağım! Cenab-ı Hak burada, cehennemi İblis ile ona uyan ve ona itaat edenlerle dolduracağını haber vermektedir; çünkü onlar ancak Allah'a şirk koşmak ve nankörlük yapmak suretiyle İblis'e uymakta ve ona itaat etmektedirler . Hariciler Onlardan kim sana uyarsa mealindeki ilahi kelamın zahirine sarılarak, her masıyet işleyen ona uymuştur, dolayısıyla ebedi cehennemi hak etmiştir, derler . Mutezile de şöyle der: Büyük günah işleyen herkes, bu ayetteki tehdit kapsamına girer, çünkü o şeytana uymuştur . Bize göre ise, onların ebedi cehennemde kalmalarına dair ayette bir delil yoktur, çünkü ayet-i kerime onları, ancak hak dini ve tevhidi reddetme fiilinin hemen peşinden söz konusu etmiştir . Sanki şöyle buyurmaktadır: Hak dini bozmak ve tevhidi reddetmekte Kim sana uyarsa, sizin hepinizi cehenneme dolduracağım .
Yorumu Yorumla
-
Uhruc (اخْرُجْ)
Kelimenin etimolojik kökü h-r-c (hı-ra-cim) harflerine dayanır.
İbn Fâris, bu kökün asıl anlamının bir mekandan, durumdan veya bir şeyin içinden dışarıya çıkmak, ayrılmak olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "hurûc" eyleminin bu ayetin bağlamında sıradan bir çıkış eylemi değil, ilahi lütfun, rahmetin ve yüce melekût aleminin bulunduğu kutsal alandan mutlak, nihai ve geri dönüşsüz bir şekilde ihraç edilme, kovulma (tard) durumu olduğunu açıklar.
Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin emir kipiyle (uhruc) kullanılmasının edebi ve psikolojik boyutunu tahlil eder. Bu keskin ve doğrudan emir kipi, İblis'in mühlet kibrine karşı ilahi gazabın sarsıcılığını, otoritenin tavizsizliğini ve cezanın anındalığını muazzam bir edebi vurguyla yansıtır.
Mez'ûmen (مَذْءُومًا)
Kelimenin etimolojik kökü z-e-m (zel-hemze-mim) harflerinden oluşur.
İbn Fâris, bu kökün temel anlamının şiddetle kınamak, ayıplamak, hor görmek ve bir varlığı kusurlu bularak aşağılamak olduğunu ifade eder.
Râgıb el-İsfahânî, kelimenin derin bir haysiyetsizlik, kusur ve utanç içinde olma halini tanımladığını belirtir. Ayetin bağlamında bu kelime, İblis'in büyüklenme (tekebbür) arzusunun tam tersi bir sonuca ulaştığını; ilahi huzurda en ağır hakaretlere, ayıplamalara ve mutlak bir itibarsızlaştırmaya maruz kaldığını sembolize eder.
Toshihiko Izutsu, Kuran'ın ahlaki anlambiliminde bu kavramı "kibir" tutumunun ontolojik cezası olarak değerlendirir. Kendi maddesel kökenini (ateş) üstün görerek ahlaki hiyerarşiyi bozmaya kalkan İblis, evrendeki en aşağılanmış, en kınanmış ve ahlaken en değersiz (mez'ûm) varlık konumuna düşürülerek kendi tezinin altında ezilmiştir.
Medhûran (مَدْحُورًا)
Kelimenin etimolojik kökü d-h-r (dal-ha-ra) harflerine dayanır.
İbn Fâris, bu kökün asıl anlamının bir şeyi şiddetle, zor kullanarak ve aşağılayarak uzaklaştırmak, itmek ve defetmek olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "dahr" eyleminin kişiyi ilahi rahmetin merkezinden en uzak noktaya fırlatmak (ib'âd) anlamına geldiğini açıklar. Mez'ûmen kelimesi manevi bir kınanmayı ve ayıplanmayı ifade ederken, medhûran kelimesi bu manevi düşüşün mekansal ve ontolojik bir sürgüne, şiddetli bir reddedilişe dönüşmesini ifade eder.
Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin bağlamını tahlil ederken, "mez'ûmen" ve "medhûran" kelimelerinin peş peşe kullanılmasındaki fonetik ve anlamsal uyuma (seci) dikkat çeker. Bu edebi yapı, Câhiliye dönemi Arap toplumunun hitabet sanatında da karşılığı olan, cezanın hem psikolojik hem de fiziksel şiddetini muhatabın zihnine kazıyan son derece vurucu bir retorik (belagat) aracıdır.
Tebi'ake (تَبِعَكَ)
Kelimenin kökü t-b-a (te-be-ayn) harflerinden oluşur.
İbn Fâris, bu kökün temel anlamının bir şeyin veya kişinin izini sürmek, ardına düşmek ve onun peşinden gitmek olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "ittibâ" eyleminin hem fiziksel bir takibi hem de mecazi olarak bir fikre, bir otoriteye veya bir rehbere boyun eğmeyi kapsadığını ifade eder. Ayette insanoğlunun İblis'e uyması, salt bir eylem ortaklığı değil, ilahi otoriteyi bırakıp şeytani felsefeyi ve vesveseyi kendisine rehber (velî) edinmesi demektir.
Toshihiko Izutsu, bu fiili Kuran ahlak sistemindeki "itaat" ve "dalâlet" (sapıklık) konseptleri üzerinden okur. İnsanın yaratıcısının gösterdiği sırat-ı müstakimden ayrılarak İblis'in peşinden gitmesi, fıtratına ihanet etmesi ve kendi özgür iradesiyle ontolojik kötülüğün cephesine katılmasıdır.
Le'emle'enne (لَأَمْلَأَنَّ)
Kelimenin etimolojik kökü m-l-e (mim-lam-hemze) harflerine dayanır. Başındaki "lam" ve sonundaki şeddeli "nun" harfleri yemin ve kesinlik (tekit) bildirir.
İbn Fâris, bu kökün temel anlamının bir kabı veya boşluğu, içinde hiçbir eksiklik ve boşluk kalmayacak şekilde doldurmak olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, fiilin tekitli yapısıyla kullanılmasının, ilahi kararın hiçbir itiraza, şüpheye veya değişikliğe mahal bırakmayacak kesinlikte bir yargı (hüküm) olduğunu ifade ettiğini söyler.
Angelika Neuwirth, bu tür ağır yemin ve kesinlik bildiren gramatikal yapıları, Kuran'ın Mekke dönemi apokaliptik söyleminin (eskatolojik retoriğin) karakteristik bir özelliği olarak tahlil eder. Bu ifade, ilahi adaletin mutlak ve kaçınılmaz doğasını, hesap gününün dehşetini dinleyicinin bilincine sarsıcı bir otoriteyle aktarır.
Cehenneme (جَهَنَّمَ)
Kelimenin Arapça kök bulma çabalarına göre c-h-m (cim-he-mim) harflerine dayandığı ve derin kuyu anlamına geldiği iddia edilse de, filolojik açıdan farklı bir arka plana sahiptir.
El-Cevâlîkî, bu kelimenin saf Arapça bir kökten türemediğini, Arap diline dışarıdan girmiş (mu'arreb), yabancı (A'cemî) kökenli özel bir isim olduğunu kesin olarak belirtir.
Arthur Jeffery, kelimenin kökeninin tarihsel ve filolojik izini sürerek, İbranicedeki "Gê-Hinnôm" (Hinnom Vadisi) kelimesinin Süryanice ve Aramiceye "Gēhannā" formuyla geçtiğini kanıtlar. Kudüs yakınlarında geçmişte putlara çocuk kurban edilen ve daha sonra çöplük olarak yakılan bu vadinin ismi, Geç Antik Çağ'da tüm Sami dilleri havzasında eskatolojik bir azap ve ateş mekanının (cehennemin) evrensel teolojik adı haline gelmiş ve Kuran terminolojisine de bu ortak dini miras üzerinden dahil olmuştur.
Christoph Luxenberg, Süryani-Arami okumaları bağlamında bu kelimenin, Hıristiyan litürjik metinlerinde ceza ve azap mekanı olarak sıklıkla kullanılan "Gēhannā" teriminin Arapçadaki doğrudan fonetik yansıması olduğunu teyit eder.
Gabriel Said Reynolds, "Cehennem" kavramını İblis ve ona uyanların toplanacağı nihai mekan olarak tahlil ederken, bu anlatının Geç Antik Çağ'daki Yahudi ve Hıristiyan metinleriyle (örneğin Vahiy Kitabı) derin bir teolojik ortaklık taşıdığını belirtir. Şeytanın ve onun yeryüzündeki takipçilerinin ebedi ateş gölüne (Gehenna) atılması motifi, Kuran'ın kendi tevhid ve adalet sistemi içinde evrensel bir ahlaki uyarı olarak yeniden üretilmiştir.
Ecme'în (أَجْمَعِينَ)
Kelimenin etimolojik kökü c-m-a (cim-mim-ayn) harflerinden oluşur.
İbn Fâris, bu kökün asıl anlamının dağınık olan şeyleri bir araya getirmek, toplamak ve bütünleştirmek olduğunu ifade eder.
Râgıb el-İsfahânî, "cem" kavramının istisnasız bir şekilde tüm parçaları kapsadığını belirtir. Ayetteki kullanımıyla, ister cinlerden ister insanlardan olsun, İblis'in vesvesesine uyarak hakikati inkar eden hiç kimsenin ilahi azaptan muaf tutulmayacağını ve bu azap mekanında toptan birleştirileceklerini vurgular.
Toshihiko Izutsu, Kuran'ın ahiret tasavvurunda bu kelimenin ontolojik işlevini analiz eder. İblis ve ona uyanlar, dünyevi yaşamlarında ilahi birliği (tevhid) reddederek ontolojik bir parçalanma ve dağılma yaşamışlardır. Ancak ilahi adalet mekanizması, kıyamet gününde tüm bu inkarcı grubu ortak kaderleri olan cehennemde mutlak bir "toplanma" (cem) ve kuşatılmışlık içinde bir araya getirerek, evrendeki ahlaki dengeyi nihai olarak tesis edecektir.
Yorumu Yorumla
Yorumu Yorumla