Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

A'râf Sûresi, 17. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    A'râf Sûresi, 17. Ayet

    ثُمَّ لَاٰتِيَنَّهُمْ مِنْ بَيْنِ اَيْد۪يهِمْ وَمِنْ خَلْفِهِمْ وَعَنْ اَيْمَانِهِمْ وَعَنْ شَمَٓائِلِهِمْۜ وَلَا تَجِدُ اَكْثَرَهُمْ شَاكِر۪ينَ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Śumme leâtiyennehum min beyni eydîhim vemin ḣalfihim ve’an eymânihim ve’an şemâ-ilihim(s) velâ tecidu ekśerahum şâkirîn(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      Sonra elbette onlara önlerinden, arkalarından, sağlarından, sollarından sokulacağım ve sen onların çoklarını şükredenlerden bulmayacaksın.

      Şeytan İnsanlara Niçin Önden, Arkadan, Sağdan ve Soldan Sokulur?

      Sonra elbette onlara önlerinden, arkalarından ... sokulacağım. Hasan-ı Basri şöyle dedi: Ayetteki Önlerinden sokulacağım mealindeki sözcük, ahiret cihetiyle sokulurum, ölümden sonra dirilmeyi, cenneti ve cehennemi yalanlamalarını sağlamaya çalışırım demektir . Arkalarından sokulacağım mealindeki sözcük hakkında da şöyle dedi: Dünya hayatı açısından onlara yaklaşırım ve dünyayı onlara süslü gösteririm ve ona kuvvetle sarılmalarına çalışırım . Sağlarından sokulacağım, yani iyilikler tarafından yaklaşır ve onları yapmayı geciktirmeye çalışırım . Sollarından sokulacağım, yani kötülükler tarafından ona yaklaşırım, kötülük yapmasını emreder ve kötülüğü ona güzel gösteririm . Mücahid şöyle dedi: Sonra elbette onlara önlerinden sokulacağım mealindeki beyan, gördükleri yerden onlara yaklaşacağım, Arkalarından, sağlarından ve sollarından sokulacağım mealindeki beyan da, onlara görmedikleri yerlerden yaklaşacağım anlamına gelir . Denildi ki: Onlara önlerinden sokulacağım mealindeki cümle, Hasan-ı Basri'nin dediği gibi ahiretleri açısından onlara yaklaşacağım ve kendilerine cennetin, cehennemin ve ölümden sonra dirilmenin olmadığını haber vereceğim, demektir . Arkalarından sokulacağım, yani dünya hayatı açısından onlara yaklaşacağım ve orada çocukları için mal toplamalarını emredeceğim, zarara uğramalarıyla onları korkutacağını, dolayısıyla onlar mallarıyla sıla-i rahimi gözetmeyecekler ve malın hakkını vermeyecekler . Sağlarından sokulacağım, yani dinleri yönünden onlara yaklaşacağım ve herkesin taptığı şeyi güzel göstereceğim; eğer dalalette iseler bunu onlar için süsleyeceğim, şayet hidayette iseler oradan dönünceye kadar kendilerini şüpheye düşürmeye devam edeceğim . Sollarından sokulacağım, yani lezzetler ve şehvetler itibariyle onlara yaklaşacağım ve bunları güzel göstereceğim . Bunlar tefsircilerin belirttiği ihtimallerdir . Ayet-i kerimede ön, arka, sağ ve sol kelimeleri belirtildi, fakat üst ve alt yönleri belirtilmedi . Ön, sağ, sol ve arka sözcüklerinin içine üst ve alt lafızlarının da girmesi ihtimal dahilindedir . Nitekim Allah şöyle buyurmuştur: "Kendilerini her yönden kuşatan göğe ve yere bakıp düşünmezler mi? Dilesek onları yerin dibine geçirir veya gökten üzerlerine parçalar düşürürüz" . Burada belirtilen önlerinden kelimesine üstlerinden anlamı, arkalarından kelimesine altlarından anlamı da girer, dolayısıyla her yönden anlamına gelir . Açıklamaya çalıştığımız ayet de böyledir; ayette belirtilen ve yön bildiren kelimelere üst ve alt yönü de anlam itibariyle girer, dolayısıyla Cenab-ı Hak sanki her yönden size sokulacak buyurmaktadır . Muhtemeldir ki Cenab-ı Hak alt ve üst sözcüklerini, rızıkları ve bereketleri engellemeye İblis'in gücünün yetmeyeceği için belirtmemiştir; çünkü yaratılanların rızıkları ve bereketler, gökten yağan yağmur ve yerden çıkan bitkilerle sağlanır, dolayısıyla yağmurun yağmasını ve yerden bitkilerin çıkmasını engellemeye onun gücü yetmez, bunların dışındaki şeylere onun gücü yeter . Yahut İblis insanlara Önlerinden, arkalarından, sağlarından, sollarından sokularak meşgul ettiği, lezzetleri ve zevkli şeyleri göstererek onlara özendirdiği için bu sözcükler kullanılmıştır; çünkü insan hoşuna giden bir şeyi gördüğü zaman önden, arkadan, sağdan ve soldan ona tekrar tekrar bakar, fakat alt ve üst yönlerden aynı şekilde değildir . Veyahut da İbn Abbas'ın (r.a.) bu ayeti okuduğunda söylemiş olduğu şu açıklamadan dolayı alt ve üst kelimeleri belirtilmemiştir: Allah İblis'in, sizin üstünüzden gelmesini engellemiştir, eğer üstten sokulma imkanını bulsaydı kimse kurtulamazdı, insanların amelleri yukarıya doğru çıkar, Allah'ın rahmeti de yukarıdan aşağıya gelir . Katade şöyle dedi: Ey Ademoğlu! Lanetli [İblis] sana her taraftan yaklaşır, ancak seninle Rabb'inin rahmeti arasına giremez, çünkü rahmet sana ancak üstten gelir . Bu cümlenin söylediğimiz gibi şeytanın insana her taraftan sokulacağı anlamında temsili bir ifade olarak anlaşılması daha uygun gibidir .

      Sonra elbette onlara önlerinden, arkalarından, sağlarından ve sollarından sokulacağım. Bu beyan iki şekilde yorumlanabilir . Birincisi, burada ön, arka, sağ ve sol kastedilmemiş, fakat bütün yönler kastedilmiştir, Cenab-ı Hak sanki şöyle buyurmuştur: Şeytan insanlara her taraftan sokulur . İkincisi, Hasan-ı Basri ve tefsircilerin söyledikleridir: Önlerinden mealindeki sözcük ahireti yalanlamak için anlamına, Arkalarından mealindeki sözcük dünyayı insanlara süslü göstermek için anlamına, Sağlarından mealindeki kelime iyilikleri yapmayı geciktirmek için anlamına, Sollarından mealindeki ifade de kötülükleri insanlara güzel göstermek için manasına gelir .

      Sen onların çoklarını şükredenlerden bulmayacaksın. Bu ifade, o Allah düşmanının bir zannından ibarettir, bunu hakikat anlamında söylemiş değildir . Fakat Cenab-ı Hak, "Gerçek şu ki, İblis onlar hakkındaki tahminini doğrulamış oldu" mealindeki ayetle onun zannını tasdik etmiştir .

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Le'âtiyennehüm (لَآتِيَنَّهُمْ)

        Kelimenin etimolojik kökü e-t-y (hemze-te-ye) harflerine dayanır. Başındaki "lam" ve sonundaki şeddeli "nun" harfleri tekit (pekiştirme) işlevi görür.

        İbn Fâris, bu kökün temel anlamının bir yere gelmek, bir amaca ulaşmak, varmak ve ortaya çıkmak olduğunu belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, "ityân" kavramının bir hedefe doğru iradeli, kasıtlı ve planlı bir şekilde gelmeyi ifade ettiğini söyler. Ayetin bağlamında bu fiil, İblis'in insanoğluna yönelik sıradan bir vesvese değil, doğrudan onun varoluşsal rotasını saptırmaya yönelik son derece kasıtlı, ısrarlı ve odaklanmış bir saldırı planını ilan etmesidir.

        Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin edebi ve morfolojik yapısını tahlil eder. Fiilin başındaki yemin/tekit "lam"ı ile sonundaki şeddeli tekit "nun"unun birleşimi, İblis'in isyanındaki psikolojik şiddeti, kibrini ve insanoğlunu yoldan çıkarma konusundaki sarsılmaz, yeminli kararlılığını muazzam bir retorik yoğunlukla muhataba aktarır.

        Beyni eydîhim (بَيْنِ أَيْدِيهِمْ)

        Bu ifade, b-y-n (be-ye-nun) kökünden gelen "beyn" ve y-d-y (ye-dal-ye) kökünden gelen "yed" (el) kelimesinin çoğul formunun birleşiminden oluşur.

        İbn Fâris, "beyn" kelimesinin iki şey arasındaki ayrılığı veya bağlantıyı, "yed" kelimesinin ise eli, gücü ve insanın eylem merkezini temsil ettiğini belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, "ellerinin arası" (beyni eydîhim) ifadesinin Arapçada mecazi olarak insanın doğrudan önünü, yüzleştiği geleceğini ve dünyevi hedeflerini simgelediğini açıklar. İblis'in insanın önünden gelmesi, onu ahireti unutturarak yalnızca dünyevi heveslere, gelecekteki makam ve güç arzularına yönlendirmesi, bu yönden sahte umutlar aşılamasıdır.

        Halfihim (خَلْفِهِمْ)

        Kelimenin etimolojik kökü h-l-f (hı-lam-fe) harflerine dayanır.

        İbn Fâris, bu kökün temel anlamının bir şeyin arkası, gerisi ve sonradan gelen kısmı olduğunu ifade eder. Ön taraf anlamına gelen "kudâm" kelimesinin zıddıdır.

        Râgıb el-İsfahânî, "half" kavramının insanın geride bıraktıklarını, geçmişini veya ölümden sonraki ahiret hayatını temsil ettiğini belirtir. İblis'in insanın arkasından saldırması, onun ahiret inancını zayıflatması, diriliş ve hesap günü hakkında şüpheler uyandırması veya onu geçmişteki Câhiliye adetlerine ve sapkınlıklara geri çekmesidir.

        Toshihiko Izutsu, insanın önü (beyni eydîhim) ve arkası (halfihim) şeklindeki bu mekansal-zamansal boyutları Kuran'ın ahlaki sistemi içinde ontolojik bir kuşatma olarak tahlil eder. İblis, insanın zaman algısını manipüle ederek, onun geçmişle olan ahlaki bağını koparmayı ve gelecekle (ahiret) olan eskatolojik bağını unutturmayı hedefler.

        Eymânihim (أَيْمَانِهِمْ)

        Tekili "yemîn" olan kelimenin kökü y-m-n (ye-mim-nun) harflerinden oluşur.

        İbn Fâris, bu kökün sağ taraf, güç, kuvvet, bereket (yümn) ve yemin etme anlamlarına geldiğini belirtir. Sağ elin kuvvetli ve değerli sayılması bu etimolojik temele dayanır.

        Râgıb el-İsfahânî, sağ tarafın dinde iyiliği, sevabı, dini pratikleri ve manevi gücü temsil ettiğini açıklar. İblis'in insanların sağından sokulması, onları doğrudan günaha çağırmak yerine, dindarlıklarını, ibadetlerini ve inançlarını kullanarak (örneğin riya, kibir veya dinde aşırılığa sürükleyerek) saptırmasını sembolize eder. Bu, en tehlikeli ve sinsi manevi saldırı yönüdür.

        Şemâilihim (شَمَائِلِهِمْ)

        Tekili "şimâl" olan bu kelimenin kökü ş-m-l (şın-mim-lam) harflerine dayanır.

        İbn Fâris, sağın zıddı olan sol tarafı ifade ettiğini, aynı zamanda bir şeyi kuşatmak ve kapsamak anlamına da geldiğini belirtir. Klasik Arapçada sol taraf genellikle uğursuzluk, zayıflık ve eksiklikle ilişkilendirilmiştir.

        Râgıb el-İsfahânî, sol yönünün (şemâil) nefsin süfli arzularını, açık günahları ve ahlaki zaafları temsil ettiğini söyler. İblis'in sol taraftan gelmesi, insanın doğrudan şehvetine, dünyevi tutkularına ve nefsani kötülüklerine hitap ederek onu açıkça yoldan çıkarmasıdır.

        Prof. Dr. Mustafa Öztürk, ayette sayılan bu dört yönü (ön, arka, sağ, sol) tarihsel-eleştirel ve dilbilimsel bir çerçevede tahlil eder. Bu yön bildirimlerinin yedinci yüzyıl Hicaz Arap toplumunun dilsel evreninde salt bir pusula yönü olmadığını, mutlak ve eksiksiz bir kuşatmayı (ihata) anlatan bir deyim olduğunu vurgular. Kuran, İblis'in vesvese ve saptırma eyleminin insanı ahlaki, psikolojik ve teolojik olarak her açıdan, her türlü zayıf veya güçlü noktasından nasıl ablukaya aldığını bu somut mekansal tasvirle muhatabın zihnine nakşeder.

        Ekserahüm (أَكْثَرَهُمْ)

        Kelimenin etimolojik kökü k-s-r (kef-se-ra) harfleridir.

        İbn Fâris, bu kökün temel anlamının sayı, miktar veya hacim olarak çokluk, fazlalık ve yığın olmak anlamına geldiğini belirtir. Azlık (kıllet) kavramının zıddıdır.

        Râgıb el-İsfahânî, "kesret" kavramının kalabalıkları ve insan çoğunluğunu ifade ettiğini söyler. İblis'in "onların çoğunu" ifadesini kullanması, onun insan fıtratındaki ahlaki zaafları, unutkanlığı ve dünyevi cazibelere olan meylini çok iyi analiz ettiğini ve kendi saptırma planının insanlığın büyük bir kesimi üzerinde sosyolojik olarak başarılı olacağına dair kibrini ve küstahça tahminini yansıtır.

        Şâkirîn (شَاكِرِينَ)

        Kelimenin kökü ş-k-r (şın-kef-ra) harflerine dayanır.

        İbn Fâris, bu kökün temel anlamının bir nimeti açığa çıkarmak, göstermek ve doluluk (hayvanın memesinin sütle dolup taşması gibi) olduğunu belirtir. Kişinin kendisine yapılan iyiliği bilincinde tutup diliyle ve eylemiyle bunu dışa vurmasıdır.

        Râgıb el-İsfahânî, "şükür" kavramının nimeti idrak etmek ve o nimeti verenin (Allah'ın) amacına uygun olarak kullanmak olduğunu ifade eder. İblis'in en büyük hedefi, insanın elindeki imkanları, iradeyi ve varoluşu Tanrı'nın lütfu olarak görmesini engelleyerek bu bilinçli şükür halini yok etmektir.

        Toshihiko Izutsu, şükür kavramını Kuran'ın ahlaki-teolojik yapısının tam merkezine yerleştirerek, onu "küfr" (nimeti örtmek/nankörlük) kavramının mutlak zıddı olarak tahlil eder. Izutsu'ya göre "şükür", Tanrı'nın yaratma (halk) ve nimet verme eylemine karşılık insanın ontolojik ve varoluşsal borcunu ödeme, minnettarlığını eyleme dökme durumudur. İblis'in "onların çoğunu şükredenler olarak bulamayacaksın" şeklindeki nihai meydan okuması, Kuran'ın teolojik dramının düğüm noktasıdır. İblis'in tüm bu dört koldan ontolojik kuşatmasının (vesvese) tek bir felsefi amacı vardır: İnsanı yaratıcısına karşı nankör (kâfir) konumuna düşürerek varoluşsal bağını (şükür bilincini) koparmak.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X